Kendini Gerçekleştiren Kehanetler

Kafede bir arkadaşınızla oturuyor, sohbet ediyorsunuz. Arkadaşınız konuyu bir yerlere getirip bir şeylerden bahsederken aniden; “Hadi bakalım aklından bir şarkı ismi tut, hangi şarkı olduğunu bulacağım sen söylemeden” dedi. Siz de aklınıza ilk gelen şarkıyı tuttunuz ve arkadaşınız anında bildi. Acaba arkadaşınız bir mentalist mi? Ya da üstün yetenekleri mi var?…

Hayır, bu sadece en basit yönlendirme tekniklerinden biri. Karşınızdakinin zihnine düşünce haritaları yerleştirirsiniz sadece kelime ve imgelerle. Bunun sonucunda karşınızdaki bir karara varıyorken aslında sizin yönlendirdiğiniz düşünce yolundan gidiyor olduğunun farkında olmaz. Arkadaşınız sadece (tabi ustalıkla) sizin aklınıza gelecek şarkı ismini önceden belirleyip o ismi çağrıştıracak, o şarkıyı anımsatacak sözler söyleyip şekiller gösterdi. Tüm bunların öncesinde söylediği “Tuttuğun şarkıyı bileceğim.” önermesi en basit kendi kendini gerçekleştiren kehanetlere bir örnektir. Arkadaşınızın tuttuğunuz şarkıyı bilmesi, geleceği görebildiği için değil, geleceği gerçek kılacak şekilde yönlendirdiği içindir.

Kendini gerçekleştiren kehanetler böyle arkadaş arasında eğlenceli olabileceği gibi, tüm insanlığın faydasına da olabilir, tüm insanlığın bildiğimiz anlamda sonunu da getirebilir. Her iki durumu da açacağım…

Bilim kurgu, en güzel kendini gerçekleştiren kehanetlerdendir. Yıllar önce Isaac Asimov’un (ünlü bilim kurgu yazarı) bir romanında geçen röket teknolojisinin bu gün NASA’nın modern roketlerinde kullanılması buna en güzel örnektir. Ya da 1927 yapımı Metropolis filmindeki fabrika patronunun çalışanları kameralarla kendi odasındaki monitörlerden izlemesi gibi. Bilim kurgu bildiğimiz anlamda direkt olarak kehanette bulunmasa da, gelecekten bahsettiği ve bir gelecek görüntüsü çizdiği için, “Gelecek işte böyle olacak!” kehanetinde bulunur dolaylı olarak. Nitekim günümüzde eski bütün bilim kurgu romanlarındaki cihazlar tek tek gerçek hayatta kullanılmaya başlıyor. Hatta bazen günümüz bilimine kızıyoruz. Hani nerede geleceğe dönüş filmindeki uçan kaykaylar, hani uçan arabalar diyoruz. Çünkü bilim kurgu tarafından bize kehanet edilmişti, olmasını istiyor ve bekliyoruz. Bilim kurgu yazarı kehanetçi oluyor, bilim adamı ise kehanetin gerçekleştiricisi.

Kendini gerçek kılan kehanetlerin en kötüsü ise savaş ve yıkım kehanetleridir. Özellikle dinlerdeki büyük savaş kehanetleri (armageddon), bölgelere hükmetme kehanetleri (vadedilmiş topraklar), dini yayma kehanetleri (dünya dini) ve kıyamet kehanetleri ne yazık ki bunlara örnektir. Günümüzü anlamak adına da bu kehanetlerin ve kendini gerçekleştiren kehanetlerin doğasının iyi anlaşılması gerekir.

Armagedon kehanetleri (hemen hemen her dinde yerini bulmuştur) sadece büyük bir dünya savaşını öngörmez. Aynı zamanda bu savaşı başka olgulara da bağlar. Mesela kıyametten önce son savaş, mesihin geleceği savaş, mehdinin geleceği savaş, düzeni getirecek savaş, altın çağı getirecek savaş… Bu tür kehanetlerin bilim kurgu kehanetlerinden farkı da budur zaten. Bilim kurgu kehanetlerinde bir uzay teknolojisinin gelişinin başka bir teknolojiye bağlı olduğu yazmaz. Buna karşın teolojik kehanetlerde, gelecek ön görüsü başka şeylere bağlandığı için kendini gerçekleştirme gücü çok fazla artar. Çünkü mesihin, mehdinin, altın çağın hatta kıyametin gelmesini isteyenler, tüm bunların gelişi armagedona bağlı olduğu için (ya da vadedilmiş topraklara yerleşmeye bağlı olduğu için) bir an önce, kendi hayat süreleri zamanında ölmeden bu kehaneti gerçekleştirmeye çalışırlar. Çünkü bilirler ki eğer birisi olursa, diğeri de arkasından olacaktır ve mutlak emele ulaşılacaktır. Orta doğudaki cihad anlayışı da kısmen buna bağlıdır. Bazı gruplar kendi inançlarının gerçekleştiricileri olduklarını düşünürler. İşte burada yukarıda yazdığım cümleyle karşılaşıyoruz gene. Bilim kurgu yazarı kehanetçi oluyor, bilim adamı ise kehanetin gerçekleştiricisi oluyordu ya. Burada da antik din adamı (yazar) kehanetçi oluyor, günümüz inananı ise (teba, ümmet) kehanetin gerçekleştiricisi. Ve bu döngü sonsuza dek sürüyor. İlk kehaneti kimin başlattığı ise muamma…

Kendini gerçekleştiren kehanet, doğası gereği döngüsel olmak zorunda. Çünkü her şey gibi bu da etki tepki meselesi. Eğer bilim adamı bilim kurgu kitabındaki cihazı okumasaydı, o cihazı yapmak aklına gelmeyecekti. Belki ihtiyaçtan ötürü bir süre sonra yapacaktı ama daha geç olacaktı. Bir başka yazar yapılan bu yeni cihazı görüp daha iyisini hayal edip bilim kurgu kitabında yazar, bir sonraki bilim adamı da bu sefer bu daha iyi hayal edilmiş cihazı okuyup yapmaya çalışır. Aynı şekilde dünyada bir yıkım ya da savaş olur. Birileri bunu sembolik bir dille yazar. Gelecekteki bir başkası da yazılanın gerçek olacağına öyle inanır ki onu gerçek yapmaya çalışır (oysa hiçbirşey yapmasa belki de gerçek olmayacaktır.) bunun sonucunda yeniden yıkım ve savaş oluşur ve bu da yeniden yazılır… Böyle gider.

Bu döngüde zaman kavramının pek önemi yoktur. Sebepler ve sonuçlar daha ön plandadır. Çünkü geleceği bilmekten değil geleceği yaratmaktan söz ediyoruz. Hepimiz geleceği bilmek istiyoruz. Oysa ki gelecek elimizde. Ya da başkalarının ellerinde…

:)

6 comments

  1. :) çünkü doğada enerji var. negatif,pozitif ve nötr enerji. biz istesekte istemesekte o enerji açığa çıkıyor ve hiç beklenmedik anda karşımızda buluyoruz. çekim yasası bir nevi :) yazılarınız çok güzel başarılı bir site takibe alıyorum sizi :D

    İnsanlar başlarına gelenlerin kendi yüzünden olduğunu bilselerdi ne yaparlardı acaba???

    Bilinçaltı…

    Beğen

    • Ilginiz icin cok tesekkurler.Kesinlikle,olay enerjilerin yonlendirilmesi ile ilgili ve once farkinda olmak gerekiyor.

      Ben basima gelenlerin benim yuzumden oldugunu farkettikten sonra bunu daha iradeli bir sekilde kullanmayi ogrendim kendi kendime.O zaman gercrekten de dilediginiz her seyin gerceklestigi bir gerceklik dunyasina uyaniyorsunuz ama dikkatli olmaniz gerek,ne dilediginize dikkat etmeniz gerek, gercek olabilir :) Iste o zaman insan kendi kehanetini kendi yazip kendisi gerceklestirebilir :)

      Beğen

  2. düşünce çok önemli gerçekten ve beyin bir terim olmaktan öte geçmiyor bize göre halbuki beyinde ne cevherler var ben amigdala diye birşeyi bilmiyordum mesela :) halbu ki o küçücük kaydedici ve yönlendiricinin ne işlevleri varmış. tesadüflerede inanmıyorum mesela :) çünkü ne düşünüyorsak biz çağırıyoruz değil mi :)
    -aaa kaç aydır ayşeyi görmüyorum…
    – pat ayşe karşında bunların hepsi kehanet :)

    Bizim kehanetlerimiz :)

    Beğen

  3. ” gercrekten de dilediginiz her seyin gerceklestigi bir gerceklik dunyasina uyaniyorsunuz ”

    sihir gibi. diliyorsun var oluyor, diliyorsun yok oluyor. ne gerçek? ne dilek?

    Liked by 1 kişi

    • Daha da kafa karıştırayım… Dileyen kim? :)

      Ya da bazen bir şey dilemeyiz, ben bunu istememiştim ama dediğimiz şeyler başımıza gelir. Oysa bilinçaltında delice isteyip baskıladığımız dileklerdir ve dilde dilediğimiz değil bilinçaltına inebilmiş kök dileklerimiz önce gerçekleşir.

      Gerçek yüzeyde değil…

      Beğen

Burası senin için, lütfen soru ve düşüncelerini yaz :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s