Nuh – Büyük Tufan (Film Analizi)

noah-movie-aronofksy

 

Bu yazımız sadece “Noah” – “Büyük Tufan” filminin bir analizi niteliğinde olmayıp, özgür irade-kader, bilmek-inanmak gibi ikilemler üzerine de bir yazı olacak. O nedenle her ne kadar film hakkında spoiler içeren bir yazı olsa da, henüz izlememiş ve izlemeyi düşünmeyenler okuyabilir, üzerine yeni fikirler geliştirebilirler. Çünkü dini metinler üzerinden de varoluş felsefesine gireceğiz. Ama elbette tavsiyem “Her” filinin analizini yaptığım yazıda da belirttiğim gibi, önce Nuh filmini izleyip hemen üzerine bu yazıyı okumanız. Bu konulara ilgi duymayıp sinematik olarak filme yaklaşmak isteyenler için de bu yazıyı okumalarını tavsiye ederim, çünkü bir film nasıl okunur onun detaylarına da ineceğiz hepbirlikte…

Bu film de çok yanlış, daha doğrusu eksik anlaşıldı ve dünya genelinde infial yarattı. Dini metinlerde peygamber ve Allah’ın sevgili elçisi oalrak bahsedilen bir şahsiyetin kötü gösterildiği gibi bir intiba uyandı. Bu intiba tamamen duygusal aslında. Bu filmin yönetmeni olan Darren Aronofsky , bir diğer ünlü yönetmen olan Lars Von Trier gibi bir yol izlemiş bu filmde. Lars Von Trier de filmlerinde tamamen duygulara yüklenir. Öyle ki bir noktadan sonra mantık ve aklı selimi kaybedip filme hiddetlenir ya da kötü bir olaya sevinebilirsiniz. Bu da, hem yönetmenin seyirciyi filmin içine çekebilmedeki başarısını, hem de sorgulatmak istediği görüşleri ortaya koyar. Ne demek istediğimi bir örnekle açıklayayım, bu sayede film izlerken siz de bunlara dikkat edebilirsiniz. Diyelim ki bir terörist yakalandı. Terörist şehrin çeşitli yerlerine saatli bombalar gizlemiş ve yerini söylemiyor her türlü işkenceye rağmen. Terörist, hükümetin kendi halkına yaptığı zulümler için böyle bir eyleme giriştiğini söylüyor. Hükümet ne yaparsa yapsın adamı konuşturamıyor. En sonunda küçük çocukları olduğunu öğreniyor ve buluyorlar. Teröristin çocukları karşısına geçirilip işkence yapılmaya yelteniliyor. Şimdi tüm bunları izleyen izleyici olarak sizler farklı duygu durumlarına giriyorsunuz. Belki de bazılarınız çocuklarının işkence edilmesine bile olumlu bakıyor, teröristin bombaların yerini söylemesi için… Bu aslında size karşı tutulmuş bir kara aynadır. Sizin durumlar karşısında ne tepki verdiğinizi kendinize göstererek kendinizi tanımanızı sağlatmaktır amaç. Yönetmenler buralarda duyguları bir araç olarak kullanırlar.

Büyük Tufan filmine geri dönelim. Filmi izlememe rağmen islam dünyasını rahatsız eden ve pek çok ülkede yasaklanmasına sebep oaln, hatta ülkemizde de dava edilmesine sebep oalbilecek nesi var anlamamıştım. Çünkü islamiyetle ilgili hiçbir şey olmadığı gibi, bir metafor ya da gönderme bile yoktu. hatta klasik nuh hikayesi bile yahudi ve hristiyan kaynaklara göre işlenmişti. Daha doğrusu eski ahitte yazan nuh tufanı hikayesine göre. Çünkü islamdaki nuh tufanı hikayesi biraz farklıdır ve zaten yüzeysel geçilmiştir. Daha sonra anladım ki aslında bazı sahnelere tepki gösterilmişti ve büyük ihtimalle bunlardan biri de Nuh’un o ikiz torunlarını öldürmeye kalktığı sahne idi. Nasıl olur da bir peygamber gözü dönmüş çocuk katili gibi gisterilebilirdi öyle değil mi? Büyük ayıp… Hakaret!

Gelin başka bir dini hikayeye gidelim. Üstelik bu bizim hikayemiz, islamiyetin göbeğindeki bir hikaye. Hz. İbrahim ve İsmail’e inen koyun hikayesi. Hz. İbrahim de aynı Nuh gibi vizyonlar görmeye başlar ve bu vizyonlarının (rüyalarının) birinde kendi oğlunu boğazladığını görür. Bunu tanrının kendinden bir isteği olarak görür. Aynı Nuh gibi. Bunun üzerine çok sevdiği biricik oğlu İsmail’in boğazına bıçağı çalmak üzereyken sınanması bitmiştir ve ona bir koyun iner. Böylece oğlunu değil, koyunu keser. Tanrıya olan sadakatini kanıtlamıştır ve İbrahim huzurludur… Nuh’un da tanrının kendinden istediği şeyi yerine getirmekten başka bir motivasyonu yok. İmanı onun için (doğal olarak) her şeyden, ailesinden de, insanlıktan da, kendisinden de üstünde. Gerçek iman böyle değil midir zaten inanç dünyasınca? Filmi izleyenler şimdi o sahnede, yani Nuh’un o bebekleri öldürmeye yeltendiği sahnede Nuh’un durumunu daha iyi anlayabiliyorlardır sanırım. O an Tanrının dleğini yerine getiren bir elçi gibidir. Azrail’den bahsederken nasıl olur da Azrail masum bebeklerin canını alır demiyoruz mesela hiç. Çünkü Azrail, Cebrail gibi melekler adı üstünde özgür iradesi olmayan varlıklardır. Bunlar tanrının isteklerini yerine getirirler. O nedenle cennetten kovulmamışlardır. Eski yazılarımda bu konuyu detaylı incelemiştim. İşin içine özgür irade girince biz artık bir melek olmuyoruz. O nedenle Nuh böyle bir karmaşa yaşamıştır. O sanıyordu ki kendisi bir elçi, tanrının inayetini yerine getiren… Oysa insan melek değildir, özgür iradesine asla karışılmaz insanın. O nedenle İbrahim sınanma gereği duyulmuştur. İbrahim’in gerçek anlamda özgür iradesi olmasaydı, tanrı onu neden sınama gereği duyardı ki? Her şeyi bilen, gören tanrı, İbrahim’in oğlunu kesip kesmeyeceğini bilemez miydi? Demek ki özgür irade çok önemli. Filmin finalini de anlamamıza yardımcı olacak anahtar bu nitekim…

Sanırım bu noktayı çözdük, yani filmde Nuh’a saygısızlık diye sanılan sahneler aslında Nuh’un imanını gösteren, aksine tarihi bir figür olarak Nuh’u yücelten sahneler. Öyle bir iman düşünün ki her şeyi ama her şeyi tanrı için yapıyor olmak… O nedenle bu film benim gözümde en dindar filmlerden biridir. Hangi inançlı insan bugün böyle ki? Yaratıcıyı bile kandırmaya çalıştığımız dönemlerdeyiz, bırakın yaratıcı için fedakarlıkta bulunmak… Ne zaman biri size Büyük Tufan filminde Nuh’a hakaret derse, ona hz. İbrahim’in hikayesini hatırlatın, başka bir şey söylemeyin… Bakalım oğlunu kesmeye kalkan İbrahim için de hakaret saygısızlık diyecekler mi…

Gelelim filmin ana temasına. Öncelikle şunu hatırlatayım. Bu bir film. Belgesel değil. Belgeseller için doğru ya da yanlış, gerçeği yansıtıyor ya da yansıtmıyor diyebilirsiniz. Ama film senaryosu bir yorumdur. Tarihi bir hikaye senaryoya uyarlanırken ana tema doğrultusunda uyarlanabilir. Senarist ve yönetmen anlatmak istedikleri asıl mesajı milattan önceki bir tarih ve zamanda da anlatabilirler, bundan 1000 yıl sonrasının dünyasında da anlatabilirler ve sonuç olarak mekan ve zaman bir araçtır anlatılmak istenen için. Hatta bunun için bu filmin yönetmeninin yani Darren Aronofsky ‘nin “”Fountain” – “Kaynak” filmini izlemenizi öneririm. Ölüm konusunu eski zamanlarda maya destanıyla, şu anda ve bundan birkaç bin yıl sonraki bir zamanda ve farklı farklı mekanlarda aynı film içinde anlatıyor. Bir kurgu dehası olarak gösteriliyor film. Nuh filminde de ana tema özgür iradedir. Bunu da aslında filmin sesini kapatıp sadece sahnelere dikkatli bakarak bile anlayabiliriz.

Gene Nuh’un bebekleri öldürmeye yeltendiği sahneye geri dönelim. Farkındaysanız o sahne uzun tutulmuş biraz, Nuh uzun süre elinde bıçakla bebeklerin üzerinde bir kararsızlık yaşıyor. Hatta bir işaret bekliyor göğe bakarak tanrıdan. Ama hiçbir işaret gelmiyor. Bu durumda Nuh kendi kararıyla baş başa kalıyor. Yani tanrının inayetini yerine getiren bir melek elçi değil de insan olarak tüm zayıflığı ve tüm güçlülüğüyle orada. ve ben bunu yapamam deyip ağlamaya başlıyor. Bu sahneden sonra Nuh hep üzgün ve perişan. Buralardan da çok rahatsız oldu sanırım insanlar. Herhalde tüm peygamberlerin refah içinde huzurlu mutlu yaşayıp öldüklerini sanıyorlar, oysa bakınız Hz. İsa, Bakınız Hz. Musa… Hepsi de fakir ve mütevazi bir yaşam sürmüşler, acı çekmişler… Elbette Nuh da önce insandı ve büyük bir yükün altında eziliyor olması doğaldır bu hikaye içinde düşünürsek. Hikayenin gerçekliği ya da neyi sembolize ettiği ayrı bir tartışma konusu. Yani Nuh Tufanı hikayesinin metaforik yanı ayrıca incelenmeli çünkü orjini Sümer kayıtlarında görünen bir mitolojik hikaye bu aslında…

Nuh özgür iradesiyle bebekleri öldürmekten vazgeçiyor ve bu kararıyla insan ırkının devamını getiriyor. Tanrının dileğini yerine getirmedim mi acaba ona saygısızlık mı ettim diye içi içini yiyor ve çok üzülüyor. Böyle de imanlı biri olarak gösterilmiş işte Nuh bu filmde. Bu kişisel çıkarımım da değil, filmin sonunda Nuh ve karısının konuşmasını iyi hatırlayın, tüm filmin teması orada açıklanıyor resmen, hatta içimden yönetmene kızmıştım, bu kadar da göze sokulmaz ki, biraz gizli bıraksaydın mesajlarını demiştim. :)

Buradan o büyük tartışmaya geliyoruz… Yaratıcı insanı yaratıp bıraktı mı, yani özgür irade verip salıverdi mi yoksa kader ile ona müdahalede mi bulunuyor halen? Kader varsa özgür irade var mıdır? Filmde yaratıcının insanlığın kaderini Nuh’un iradesine bıraktığı belirtilmiş. Yani yönetmenin yorumu insanın kendi kaderine sahip olduğu yönünde. Nitekim bu düşüncelerin sonu da bu kendi çapındaki küçük blogun ilk yazısına götürür bizi:  Nasıl tanrı Olunur

Film aslen ana temasının altında alt metinde farklı şeyler de anlatıyor. Çünkü çok fazla metafor kullanılmış ve çok derin konulara giriyor. Asıl tepki çekecek olan, çekmesi gereken ilk bakışta anlaşılmayan bu derin anlamlar.  O kadar çok ki, bu metaforları bu analizin içinde anlatarak kafa karıştırmak istemiyorum, özellikle filmle ilgili tepkiler için bu analizi yazma gereği duydum ama filme yapılan bu eleştiriler çok yüzeysel konular yüzünden… Filmin alt metinleri için, yönetmen Darren Aronofsky ‘nin tüm filmlerini kullanılan metaforlar açısından ele alacağım bir yazı yayımlayacağım, buna da o yazıda detaylı görsellerle değinmeyi düşünüyorum.

Hepinize iyi okumalar, iyi seyirler, iyi sorgulamalar :)

3 comments

  1. bir metafor olarak; ”gemiyi” nasıl okuduğunuzu? bilmek isterdim
    kişisel görüşüm Geminin aslen ”taşıyıcı”RAHMİ temsil ettiği ve içinden çıkıp gelen mevcudatı bu defa da; TAŞIYICI ANNE (konak beden gibi dışarıdan) döllenerek karaya çıkardığı yönünde…
    bu da yine sudan karaya lakin en başa dönmeden
    alterantif bir adımla varoluş çözüm modeli

    elbet sizin resm’edeceğiniz perspektif, çok daha kuvvetli sağlamalar da içerir

    Beğen

    • Yo hayır kimsenin perspektifi bir diğerinden üstün ya da kuvvetli değildir. Aksine bu tür okumaların tamamı özneldir. Ben yazdıklarımla sadece ilham verebilirim çünkü başkalarının yazdıkları da bana ilham olmuştur.

      Evrende orijinal hiç bir şey yoktur, her şey her şeyin metaforudur. :)

      Rahim yorumunuz çok yerinde, özellikle yine sudan doğan hayat kısmı… Gemi bir dünya da olabilir. Nitekim gaia da uzayda yol alan bir gemidir aslında üzerindeki insanlık mürettebatıyla. Denizcilik terimlerinin direkt olarak uzay yolculuğu terimlerine aktarılmış olması tesadüf değil. (Uzay gemisi… ) O halde biz de bir şeylere doğum vererek yeni ufuklara açılıyoruz evren denizinde. Varacağımız yer ise hiçlik :) Ya da her şey…. Bütün…

      Beğen

Burası sizin için, lütfen düşüncenizi yazınız :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s