Enerjinin Bilinci

1071135861_4

“Bir Jedi, dayanıklılığını Güç’ten alır. Ama karanlık tarafa karşı uyanık ol. Öfke, korku, saldırganlık, Karanlık taraflarıdır gücün. Kolayca akarlar, hızla seni bir dövüşe sokarlar. Bir kez izlersen karanlık yolu, sonsuza kadar hükmeder kaderine. Tüketir seni… ”     -Yoda

Işık-hareket-sıcaklık-ses-üretim-dönüşüm-yoketme…

Sizce hepsinin ortak noktası nedir?

Enerji!…

Bu yazımızda kadim felsefenin, yazının icadından beri söyleyegeldiği, günümüzde de bilimin kanıtlayarak kabul ettiği o her şeyin özüne, en saf haline değineceğiz: YAŞAM ENERJİSİ

Tanrı ışığa ol deyip oldurduğundan beri, ya da big bangten sürekli dönüşüp duran bir enerji var. Hatta kabalistik metinlere göre ışık olmadan öncesinde bile bu enerji vardı. Bilimin karanlık enerji olarak atfettiği bu enerji big bangten öncesinde vardı ve sırrı halen çözülebilmiş değil. Varoluştan bahsederken enerjinin olmadığı tek bir an bile düşünülemez. Bütün din adamları, teosoflar, bilim adamları ve hangi inanca sahip olursa olsun en ilkel kabile dininden en materyalist ateistine kadar herkesin üzerinde mutabık olduğu bir konudur enerji. Peki enerji nedir ya da mahiyeti nedir? Burada fikir ayrılıkları başlıyor…

Fizik bilimi enerjiyi şöyle tanımlamaktadır:

Enerji doğrudan doğruya gözlemlenemeyen fakat kendi konumundan hesaplanabilen fiziksel sistemin geniş, korunmuş bir özelliğidir. Pek çok biçime girebilmesinden dolayı enerjinin kapsamlı bir tanımını yapmak imkansızdır ama en yaygın tanım şudur: Enerji, bir sistemin iş yapma kapasitesidir. Fizikte iş, kuvvetin yer değişim yönündeki bileşeninin etkisinin yer değiştirmeyle çarpımı olarak tanımlanır ve enerji, iş ile aynı birimle ölçülür.  Enerjinin korunumu yasası şöyle söyler: Enerji ne yaratılabilir ne de yok edilebilir, sadece farklı biçimlere dönüştürülebilir.

Konuyu insan ekseninde ele alıp daraltalım. Çünkü insan da enerji ile çalışır. Bu bağlamda bir robot gibiyizdir. Beslenmezsek şarjımız biter ve iş yapamaz hale geliriz. İnsan için enerji nedir sorusu ile yazımıza devam edeceğiz. O halde bilim için insanın kullandığı enerji yaratılmamış, yok edilemeyen, insan sisteminin iş yapma kapasitesi olarak yorumlanabilir.

Peki bu yaratılmamış enerji insana nereden gelmiştir?

Anneden? Babadan? Bilim bu konuda yeterli cevabı veremez çünkü geriye gidip ilk atalarımıza hatta evrimin ilk basamağı olan o ilk suda büyümeye başlayan tek hücreli canlıya kadar bile gitsek, hücrenin çoğalması için gereken enerjinin nereden nasıl geldiği cevabına ulaşamayız. Dünya üzerinde oluşan ilk bitki hücresinin hangi enerjinin ne şekilde dönüşümü ile meydana gelip “iş” yapabildiğini tesadüflerle açıklamak her zaman dediğim gibi kolaya kaçmaktır.

Devam edelim…

Blog boyunca farkettiğiniz üzere bilim ve metafiziği barıştırmaya çalışıyoruz. Enerji konusunda bilim ve metafiziğinhiç anlaşamadığı bir detay var ve bu konuda da bu iki ucu barıştırmaya niyetliyiz çünkü farkında olmasalar da iki alan da aynı şeyi söyleyip zıtlaşıyorlar. Metafizik için enerjinin, bilimin enerji tanımından farkı; enerjinin bilinçli olmasıdır… Evet bu ilk etapta çok tepki toplayan bir söylem gibi durabilir. Enerji bilinçlidir. Nasıl?

Bu görüş bilimin enerji tanımını yok saymaz. Aynen bilimin de dediği gibi enerji ne yaratılabilir ne de yok edilebilir, sadece farklı biçimlere dönüştürülebilir. Güneş içindeki gazları yakarak ısı ve ışık enerjisi üretir. Isı enerjisi dünya üzerinde su formunda bulunan enerjiyi buhar formuna sokarak bulutları oluşturur. Bulut aslında suyun dönüşmüş halidir. Su da hidrojen ve oksijen atomlarının dönüşmüş halidir. Hidrojen ve oksijen de atomaltı parçacık formunda bulunan enerjinin saf halinin dönüşmüş halidir… Bulutlar bir araya gelip sürtündüklerinde  elektrik enerjisi ortaya çıkar ve bu sefer enerji yıldırıma dönüşür. Yıldırım gördüğümüzde buna kolayca enerji deriz, elektrik enerjisi ama buluta enerji demek pek alışık olmadığımız bir şeydir. Hareket eden, ağlayan, gülen (taklit eden) bir robota metal yığını demek içimizden nasıl gelmiyorsa, (internette dolaşan bir videoda 4 ayaklı basit bir robota ayaklarıyla tekme vuran teknisyenler göünüyor. Tekmeyi yiyen robot tekrar ayağa kalkmaya çalışıyor ve videonun altında, robota yapılanın çok küçük düşürücü olduğundan şikayet eden binlerce yorum bulunmakta. ) aslında sadece enerjinin dönüşmüş, maske giymiş hali olan bir buluta da enerji demek içimizden gelmez ama öyledir. Her şey enerjidir. İnsan da enerjiden ibarettir. Peki nasıl olur da cansız nesneler olan metal ve silikondan elde edilen bir robot hareket eder yani “iş” ortaya koyar? Hem de gayet bilinçlice…

Robota sadece elektrik verildiğinde motorlarının bilinçsizce dönmeye başladığı görülür yani bilinçsiz hareketler ortaya koyar robot. Kadavralara da elektrik verildiğinde elleri kolları bilinçsizce oynar. Ama robota verilen elektrik, yazılm yüklenmiş bir çipten geçirilerek robota verilirse, o robot garsonluk bile yapabilir. Nitekim insanda var olan enerji de belirli bir algoritmaya sahip ve bilinç dediğimiz olgu, bu algoritmaya sahip enerjiden oluşmakta.

Atomdan, koca bir ülkeyi yerle bir edecek bomba da yapılabiliyor, koca bir ülkeye yetecek enerji de üretilebiliyor. İnsandaki enerji de böyle. İstenildiği gibi programlanabiliyor ve kullanılabiliyor. Robotlardan farklı olarak bu programlamanın kimin tarafından yapıldığı çok net değil… Yani enerji başlangıçta bilinçsiz iken kendi zihnimizden geçip ona istediğimiz yönü vermiyoruz. Burası önemli. Enerjinin kendisi bizzat bilinci meydana getiriyor, yani enerji bilinçli. Böylece insan denen mefhum kendi bilincinin meydana getirmiş, kendi bilincine hem mahkum hem de onun efendisi haline geliyor. Yani hem programcı hem de robot. Kendi kendini programlayabilen bir robot…

Bilinçli enerjiyi anlamanın en iyi yolu ironik ama fizikten geçer… Yüksek bir yerden aşağıya bırakılan top yere düşer. Burada yer çekimi bilinçli bir enerjiyi temsil eder. Programlanmış bir enerjidir. Çünkü uzay boşluğunda durum böyle değil. İnsan bedenindeki enerji de programlanmış bir fizik kanununa tabi gibidir…

Doğduğumuzda spesifik bir yüz tipi ve fiziksel hatlarla doğarız. Enerji bize bu bedeni oluşturmuştur. Gökten bu şekilde düşmüşüz. Belirli bir mizaçla geliriz. Öfkeli, sakin, hırçın, uysal… Programımız tıkır tıkır işlemektedir. Ne hikmetse tek yumurta ikizleri bile aynı koşullarda büyümelerine karşın büyüdükçe karakter olarak farklılaşmaya başlarlar. Yani verilen eğitim aynı olmasına rağmen programları farklıdır ve verileni işleme kapasiteleri değişkendir. İkizlerden biri kendi enerjisini futbol oynamak için dönüştürürken (ayak kaslarını geliştirme, refleksler vs…) diğeri bilinçli, programlı enerjisini, ailesi onu yeniden ve yeniden programlamış olsa bile sanat için kendi kendine yeniden programlayabilir. Yani hem doğuştan gelen programın hem de ailesinin kendi için yazdığı programın dışına çıkıp kendi enerjisini kendi programlayabilir. İşin komik yanı da bilincin bu enerjiden ayrı olmaması, aynı şey olmasıdır. Bir tür kendi kafasını yiyen yılan söz konusu.

Farkettiğiniz üzre gene insan kendi kaderini kendi değiştirebilir mi sorusuna geldik ve şahsi cevabım evet yönünde. Yaşam enerjimiz et ve kemik yığınından bir bilinç yarattı, o nedenle bu bilinç bu enerjiden bağımsız değil. Belki yüz tipimizi, boyumuzu seçemiyoruz, çünkü bilinçli enerji bunu bizim yerimize yaptı ama enerjinin bilincine vakıf olduktan sonra bu güçlü enerji ile istediğimizi yapabiliriz, ki yapanlar var… Tabi bu gezegende hiç bir şeyin kolay olmadığı gibi bu da kolay değil. O nedenle insanoğlu temelde iki seçim yapar:

Teslimiyet ya da hakimiyet. 

Bütün inanç sistemleri için teslimiyet esastır çünkü yaşam enerjimiz programlanmıştır. Akıntıya karşı gelmeye çalışmamalıyız, su akacak, enerji akacak ve yolunu bulacaktır.

Peki o zaman bu enerji bize neden verildi ve ben neden bu enerjiyim?

Ya görev esasen bu enerjiye hakim olmaksa ve yaratmaksa?..

Yazıyı beğendin ve ilham aldıysan Zamanın Ötesine Patreondan katkı sağlayabilirsin:

10 Yorum yapılmış, sen de yazsana :)

  1. İnsanoğlunun teslimiyete adımında, saf bilinçten ve enerjiden ibaret olduğunu kabulü gerekiyor. İnsanın enerjiye ihtiyacı yok aslında…. Tamamı enerji olan bir birimin dışarıdan bir ivmeye gereği de yok. Ama insan zihni 5 duyu algısıyla bunu kabul etmiyor. Kendindeki enerjinin varlığına inanmayıp dışarıdan kendine yükleneceğine inandığı – maddesel yada manevi – enerjilerin peşine düşüyor.

    ve aslen zaten tek olan o enerji devamlı çoğalım döngüsünde. Mutlak enerjiye hakim olma yolunda değiliz. Zaten enerjinin ta kendisi isek enerjiye de hakimiz hakim olduğumuzun farkında olmadan.

    • Kesinlikle, zaten hakimiz ama burada da bir ikilik ortaya çıkıyor sanki. Gerçi ikilik doğamızda var ve onu tek yapmaya çalışıyoruz, bu beklenen bir şey ama insan merak ediyor. Eğer ben bu mutlak enerjiden oluşuyorsam ve bu mutlak öz enerji isem, ben kendi potansiyelimi gerçekleştirmek için irademi kullanmalı mıyım, enerjimi yani kendimi yönlendirmeli miyim, avatarımı sürmeli miyim yoksa enerji, dere yatağı boyunca akan su gibi kendi debisiyle akacak ve boşlukları dolduracak mı?… Yani irade nedir sorusuna geliyoruz…

  2. Özgür İrade mi? Kader mi? hep aynı çıkmaz değil mi ? Özgür iraden KADERİNDİR.!! …..
    şöyle düşünün : Hayat bir delta yatağı gibi. Yüzlerce nehir kolu çatal, çapraz yerleşmiş. Labirent gibi. Her yol ayrımında seçimdesiniz yani özgür iradede, sağdakini seçtin kaderin oldu, soldakini seçsen de kaderin olacak. Sonrasındaki seçimleri de eklediğinizde sizin için aslında trilyonlarca seçenek var. Neyi seçersen seç kaderin o yol olacak.Yani hem akışta ve teslimiyetteyiz seçimden pişman olmayacağız hem de irade de..İçselleştirene dek bu döngü boğuyor insanı. Ve bazen seçmemek de kader oluyor.. o da irade .. 🙂

    • 🙂 Aklıma Mr. Nobody filmi geldi. Filmde kahramanımız çocukken annesi ve babası boşanır. Bir TREN istasyonunda çocuk rayların üzerinde annesini ya da babasını seçmek zorundadır ve film bizi her iki olasılığa götürür. Tabi seçmemek de bir seçimdir ve tüm seçimler, olasılıklar aynı anda yaşanmaktadır. Evet sevdim bu bakış açınızı, çok teşekkürler 🙂

  3. tamamen şu anda aynı enerjiyi hissediyoruz,herşeyin bir olduğu,sonsuz tek atomun içerisinde varız.evren ve madde yoktur,algıdan dolayı buradayız.ne gecmiş,ne gelecek ne ruya ne düşler nede halüsinasyonlar gerçektir,gerçek…

  4. (..Peki o zaman bu enerji bize neden verildi …ben neden benim der gibi…)bense bu yazının sonunda şu soruyu soruyorum yine kendime – bir amacım hatırlamam gereken bir durum var mı? veya en temelde bir enerji olarak bu kavramın ötesinde ben neyim?varoluşla ilgili bütün bu kavramlara bir açıklama getirilse bile en nihayetinde bütün bu kavramlara (sorulara) bir son verilebilecek mi?

    • O nihai soru dimi… 🙂 “BEN KİMİM?”

      Anahtar bu soru. Anahtar deliği de bu soru, kapı da bu soru, kapının ardı da…

      Hatırlamam gereken bir durum var mı sorusunu ben de kendime çok soruyorum. Kah bir cevap, işaret alıyorum kah alamıyorum.

      Sorulara bir son verilebilecektir elbette, şimdilik dualitenin hakim sürdüğü bir gezegen ve boyuttayız. Sınırlı varlık illüzyonlarımız bu soruları yaratıp bu sorularla boğuşuyor. Soruların anlamsız olduğu bir gerçekliğe ulaşma yolundayız, yolda olmak güzel 🙂

  5. Merhaba!

    Öncelikle şunu söylemeliyim ki böyle siteleri keşfedince çok mutlu oluyorum ve sayfanızı kesinlikle çok sevdim. Ben de tıpkı sizin gibi küçüklüğümden beri hayatın anlamını hep aradım ve kafamı kurcalayan şey her zaman bilinç oldu. Tabii madde nasıl oluştu, bizler neden var olduk; bu sorular da hep kafamı kurcalıyordu ancak eğer her şey maddeden oluştuysa, bizler de birer madde isek maddeler birbirini nasıl algılayabiliyor, nasıl duyabiliyor, nasıl hissedebiliyordu? Bunun cevabını hiçbir zaman alamadım ve alabileceğimi de sanmıyorum. Şuan için sizin gibi bizlerin birer enerjiden oluştuğumuzu düşünüyorum, aslında bilim de aksini söylemiyor. Ama ilginç olan şey bilinç. Eminiz ki cansız şeyler bilinçli değil, hatta hayvanlar da bilinçli olsa bile insanlar kadar değil. Bilinç mevzusu tamamen beyine dayanıyor, öyle bir şey ki bilincin oluşması için beynin daha kompleks, daha karmaşık olması lazım. Nöronlar arasında öyle şeyler oluyor ki sonunda hop bilinç çıkmış. Ama ne zaman çıktı, nasıl çıktı? Bunları bilmiyoruz ama bence bunları bilmemizin sebebi beyin hakkında daha öğreneceğimiz çok şeyin olması. Daha emekleme aşamasındayız ve eminim ki bilgimiz daha da genişleyecek. Fakat bilinci anlasak bile sanırım hiçbir zaman neden var olduğumuzu anlayamayacağız. Evet bir Tanrı’ya inanabiliriz ancak hiç kimse hiçbir şeyi şuan için bilmiyor, sadece inanıyoruz. Ve bu kesinlikle çok can sıkıcı bir durum, her şey sanki bir şaka gibi. Dinlere sarılarak veya başka inançlarla hayatın anlamını hep bulduğumuzu sanacağız ama sadece inanacağız, hiçbir zaman emin olamayacağız. Yapacağımız tek şey bu hayattan zevk almak,hazzı tatmak. Ve bunun yolunun içimizden geçtiğinden eminim, her zaman emin oldum. Ve bir gün öleceğim sanki hiç yaşamamış gibi. Beni oluşturan maddeler, birer yıldız tozları olan maddeler toprağa karışacak ve oradan başka canlılar bitecek. Ortada çok büyük bir gizem var ve aslında şöyle bir baktığımda ben bu gizemden müthiş zevk alıyorum. İyi ki her şeyi bilmiyoruz, bilmek zorunda da değiliz. Eğer her şeyi bilseydik yaşadığımız bu deneyim belki de sıradan anlamsız olurdu…

    • Sevgili Cassiopeia… En sevdiğim takım yıldızlardan biri 🙂 Taç takım yıldızı… Güzel yorumun için çook teşekkürler. Hakikati bulmak için bir içgüdüm olsa da ben de senin gibi bu arayıştan çok zevk alanlardanım ve pek çok blog yazımda, senin de çok güzel bir şekilde işaret ettiğin “haz” duygusunun altını çizerim. Hatta daha da ileri götürür ve bu dünyaya bu hazzı almaya geldik derim. Arayış ve ararken gördüklerimiz, keşfettiklerimiz ve bu gizem muazzam. Tanırıyı görmek böyle bir şey olmalı 🙂

      Zamanın Ötesi’ne hoşgeldin. Diğer yazılarda da görüşlerini okurlarla paylaşırsan çok sevinirim 🙂

Lütfen düşüncelerin yaz, bu yorum alanı senin için :)