Kıyamet

agac_yalnizlik_cift_sevgi_gunbatimi_bank

5 yıl kadar önce bir kafede oturup yarım saat içinde yazdığım dünyanın sonundaki insanın sonuna; yalnızlığına dair bir kısa öyküdür. 


 

Sadece sessizlik vardı…

Batmakta olan güneşin ışıkları kadının alnında biriken ter taneciklerine çarpıp kırılıyordu. Kızıl saçları bu ışıkta sanki yanıyor gibi görünüyordu. Artık ölü olan bu gezegende sanki zaman da durmuştu ve kadın zamana meydan okurcasına tüm canlılığıyla şimdi ayakta duruyor ve karşısındaki tanımadığı adama bakıyordu.

Etrafındaki herkes aniden yok olmuştu. Karşısında oturup konuşan arkadaşı sanki kopan bir film gibi aniden ortadan kaybolmuş ve sesi kesilmişti. Önce bir rüyada olduğunu düşündü. Günlerdir yoğun bir tempoda çalışıyor ve uykusuz kalıyordu. Daha sonra binada kimsenin olmadığını fark etti. Hızla sokağa inip yürümeye başladı. Kimse yoktu. Oysa bu iş çıkışı saatlerinde yürümek bile zordu burada. Caddeye kadar adımlarını hızlandırarak yürüdü. Artık meydana ulaştığında koşmaktan nefesi kesilmişti. Etrafta kimse yoktu. Her yerde birbirine ya da duvarlara çarpan içi boş arabalar vardı. Kadın şok bile geçiremiyor, etrafında olup biteni anlamaya çalışıyordu. Hızla cep telefonundaki herkesi aramaya başladı. Kimse cevap vermese de her aramada bir ses duymayı umut ederek sonuna kadar çaldırdı numaraları. Cevap yoktu. Ellerini başına götürüp terleyen anlını silecekti ki bir motor sesi duydu. Bir motor yaklaşıyordu meydana. Kendisini fark eden motorlu ani bir fren yaparak durdu meydanın ortasında. Hem korku hem de sıra dışı bir rahatlama hissediyordu şimdi kadın.

Adam evinde odasındaydı o esnada. Yalnızdı ve yalnızlık tek arkadaşıydı. Patlama seslerinden fark etti bir şeyler olduğunu. Yine bir trafik kazası olduğunu düşündü. Evinin önündeki küçük kavşakta çok sık olurdu böyle kazalar. Ama ilginç bu sefer sert fren sesi duymamıştı. Oysa eriyen lastik kokusu bile gelirdi odasına sıkılan sert frenden. Pencereden baktı. Yanmakta olan iki araba gördü. Diğer araçlarsa birbirine girmişti. Sakindi adam. Neden kimse yok etrafta diye düşündü. Aşağı indi ve arabaların içlerinin de boş olduğunu fark etti. Herkes nereye kaybolmuştu? Motoruna atladı ve birilerini bulmak umuduyla şehir meydanına gitti. Umduğunu bulmuştu. Tek bir farkla, birilerini değil sadece tek bir kişiyi.

Adam ve kadın birkaç saniye birbirlerine baka kaldılar. Adamın ilk aklından geçen dev bir kamera şakası içinde olduğuydu. Hafifçe gülümsedi bu düşüncesiyle. Büyük meydanda güneş batarken sadece ikisi ve yalnızlığın gürültülü sessizliği vardı o an. Sessizliği ilk bozan kadın oldu. “Herkes nerede?” Adam yabancı gözlerle baktı bu soruya. Soru bir süre havada asılı kalmış ve sessizlik tekrar hakim olana kadar çınlamıştı meydanda. “Ben de siz biliyorsunuzdur diye düşünmüştüm.” Dedi adam rahat bir tavırla. Motorundan atlayıp büyük ağacın altındaki banka oturdu adam. Cep telefonunu açıp tanıdıklarını aramaya başladı. Kimseye ulaşamadığını belirtti kadın otururken banka. Zaten yorgundu ve bu bilinmez anormal durum beynine ağrılar yerleştirmekten başka bir işe yaramıyordu. Adam da ulaşamadı kimseye. “Bak eğer bu bir oyunsa…” dedi ve kaldı adamın cümlesi. Kadının gözlerinde yorgunluk ve boş bakışlardan başka bir şey yoktu. Belliydi, bir şeyden haberi yoktu. Gözlerini ovuşturup yerinden hızla kalktı adam. Arkalarındaki dev iş hanının en tepesine çıktı. Kadın da arkasından… Şehri hiç bu kadar sessiz görmemişti. Birkaç yerinden dumanlar yükseliyordu. Her zaman kuşlar olurdu gökyüzünde. Biliyordu çünkü beslerdi onları. Onlar da yoktu. Sence bu bir rüya mı dedi kadın. Eğer öyleyse dün akşam ne içtiğimi merak ediyorum dedi adam gülerek. Halen sakindi ama anlam vermeye çalışıyordu olan bitene.

İkisi de birilerine ulaşmak için sayısız yöntem denedi. Ulusal radyo yayını yapan kanala bile gidip kendilerine ulaşmalarını isteyen yayınlar yaptılar. Arayan kimse yoktu. Televizyonlarda canlı yayınlarda boş masalar vardı kadrajda. Bazılarında kamera yere düşmüş sadece döşemeleri gösteriyordu. Canlı olmayan yayınlarsa devam ediyordu. Tüm çabaların ve başarısızlığın ardından ikisi de yorgun düşmüştü. Kadın kendi evine gitmek istediğini söyledi. Adam da onunla geldi. Görünen o ki dünyada sadece iki kişi kalmıştı ve birbirlerinden uzakta kalmak ikisi için de tehlikeli olabilirdi. Tehlike arz edebilecek kimse kalmamıştı belki ama yalnızlık yeterince korkunçtu.

yalnizikkiyamet_zamaninotesi_adam_sehir_gunbatimi

Sessizlik eve hakimdi. Kadın bu sessizlikten çok rahatsızdı. Saatlerdir kendi ve adamın sesinden başka hiçbir ses duymamıştı ve sessizlik stresini arttırmaktan başka bir işe yaramıyordu. Yemekleri hazırlarken müzik açtı. Klasik bir şeyler çaldı, bu ona huzur veriyordu. Yemekte birbirlerinden bahsettiler. Kadın zaten gittikleri radyoda çalışıyordu. Başarılı bir radyo sunucusuydu. Adam onu hiç duymamıştı, hoş radyo dinlediği, genel olarak müzik dinlediği de pek söylenemezdi. Klasik rock albümlerinden oluşan bir arşivi vardı ve motorda giderken ara sıra onları dinlerdi. Adamsa bir grafikerdi. Reklam ajansları için tasarımlar yapardı. Belirli bir şirkette çalışmıyor serbest olarak icra ediyordu mesleğini. Bir patronun boyunduruğu altına girmeyi hiç becerememişti. Doğru da bulmuyordu. Yalnızdı. Sadece o ve çizgileri bir de motoru vardı. Bizim eve gitmediğimiz iyi oldu diye ekledi laf arasında. Kadın neden diye sormadı, iyi bir analizciydi. İnsanların kişilik profilini çıkarmakta çok iyiydi. Dağınık ve kafasına göre yaşayan biriydi adam, bu barizdi. Buna karşın kadın düzen konusunda tam bir obsesifti. Simetri ve temizlik hastalığı vardı. Birkaç kadeh bir şeyler içtiler yemekle birlikte. Kadın aniden duygusallaştı. İçinde bulunduğu durumu yeni yeni fark ediyordu. Tüm sevdikleri yok olmuştu. Onları bir daha göremeyecekti. Ağlamaya başladı. Adam aslında şimdiye kadar sakin kalabilmesine şaşırmıştı bile. Bu beklediği bir şeydi. Kadın ağlarken o başını öne eğip yemekle oynadı. Ağlarken neden ben, neden biz diye bağırıyordu kadın. Acaba başka ülkelerde başkaları var mıdır dedi. Adam hiç sanmıyorum dedi. Çünkü tüm yabancı tv ve radyo kanalları araştırmışlardı. Hiçbirinde ne bir haber ne de yeni bir yayın vardı. Çoğu kanal siyah ekran veriyordu zaten, yayın bitmişti. Kadın bu düşünceler içinde alkolün de etkisiyle masada uyudu kaldı. Adam onu yatağına yatırdı ve sigara içmek için terasa çıktı. Eskiden bakıp küfürler yağdırdığı, insanlarından nefret ettiği şehir şimdi karanlık ve sessizdi. Sanki ettiği lanetler tutmuştu ve şehir sessizce ölmüştü. Bunu kastetmedim ama ben dedi kendine gülerek adam. Daha da uzaklara bakıp bir araba farı görmeyi umdu. Yaklaşan ve ya uzaklaşan, bir canlı belirtisi. Bir yandan da gerçekten istiyor muyum acaba diye düşündü. Bu duruma anlam veremiyor ama öte yandan hoşuna gidiyordu. Yalnızlığı seviyordu ve şu an yaşadığı mutlak yalnızlıktı. Tabi bir de kadın vardı. Onun için üzülüyordu çünkü her zaman sevdikleri yanındaydı belli ki. Bu duruma alışması zor olacaktı. Tabi bir de… Diğer durumları düşünmemeye çalıştı adam ve sigarasını bitirip bozuk kanallarla dolu televizyonun başındaki koltuğa uzandı. Karıncalanmalara bakarak uyuyakaldı.

Günler, haftalar ve aylar birbirini kovaladı. Adam hiç ummasa da kadın umudunu kaybetmedi ve başka bir canlı bulabilmek umuduyla şehir şehir, ülke ülke dolaştılar. Büyük bir jip seçmişlerdi kendilerine. Bagajına yolda ihtiyaçları olabilecek her şeyi atmışlardı. Adam öte yandan bu durumu zevkli bir hale getirmeye çalışıyordu. Kaliteli kameralar ve bir sürü fotoğraf makinası almıştı yanına. Gittikleri her yerde yalnızlığın fotoğrafını çekip yol maceralarını kameraya kaydediyordu. Kadın ne yapacaksın bunları diye sorduğunda Havva ile Adem’in DVD koleksiyonu olsun istemez miydin diye esprili bir şekilde cevap veriyordu adam. Onlar yeni Havva ve Adem’di kadın bunun farkındaydı ama adam her bu benzetmeyi yaptığında konuyu değiştiriyordu kadın. Adam da zaten bir şeyler beklemiyordu ondan. Hiçbir şeyi ciddiye almamıştı bu güne kadar. Hırs yapmamıştı. Her şeyle dalga geçmeye alıştırmıştı kendisini. Bu da öyle bir şeydi. O da korkuyordu bu konuşulmayan, konuşulmaya utanılan konudan.

Kalacak yer sorunları yoktu. Tüm dünya onlarındı artık. Her kapı açıktı onlara. Her meyve onlar içindi, her içecek onlarındı. Önce kadın kötü hissetti kendini. Marketlere gidip istediklerini alıyorlardı ve kadın bunu hırsızlık gibi görüyordu. Kasaya para bırakmayı bile düşünmüştü. Adam güldü. Biliyorum ama bunlar bizim mi sence dedi kadın. Bizim değilse kimin diye sordu adam. Kadın güldü ve biraz daha su alalım o zaman yolumuz uzun dedi. Tek sorun kalacakları yerlerdeki temizlik problemiydi. Kadın titizdi. O nedenle yanlarında temiz havlular ve çarşaflarla geziyorlardı. Bazen canları sıkılıyor ve bir eve girip bütün özel eşyaları karıştırıyorlardı. Hemen hemen girdikleri her evde bir fotoğraf kutusu oluyordu. En büyük eğlenceleri bu hiç tanımadıkları insanların fotoğraflarına bakmaktı. Bazı fotoğraflar daha çok yıpranmıştı. Belli ki sevilen bir fotoğraftı ve çok elden ele dolaşmıştı. Bu detayları fark edip aralarında tartışıyorlardı. Başka birilerini bulamasalar da başkalarının hayatlarına, yaşanmışlıklarına dokunmak hoşlarına gidiyordu. Bazen de sinema salonlarına girip film izliyorlardı. Koca salonda sadece ikisi vardı ama bunun zevkli olmadığını söylemişti kadın bir defasında. Kalabalıkla izleyip filme aynı anda tepkiler vermek herkesle birlikte daha zevkliydi. Oyun salonlarına girip oyunlar oynuyor, alışveriş merkezlerinden istedikleri kıyafetleri alıyorlardı. Hatta bir giydiklerini bir daha giymiyor, çamaşır yıkama derdinden de kurtuluyorlardı. Adam sıkı bir rozet koleksiyoncusuydu. Gittiği her yerde bulduğu, değişik sosyal mesajlar içeren rozetleri alıp büyük çantasına asıyordu. Kadınsa bir kitap koleksiyoncusu haline gelmişti. Bu dünyada artık en bol şey zamandı ve bu boş zamanı değerlendirecek en iyi yol kitap okumaktı. Arabalarının büyük bir kısmı kitapla doluydu.

Günler böyle geçmeye devam etti ve neredeyse bir yıl olmak üzereydi. Zaman kavramını unutmuşlardı çünkü saatlerle ya da takvimle bir işleri yoktu artık. Bir akşam yemek masasına oturduklarında adam çok ilginç bir şey hissetti. O akşam yemekleri adam hazırlamıştı ve de tatlı olarak özel tarifi olan pudingi yapmıştı. Tatlıları yerken bunun normallerinden farkı ne diye sordu kadın. Sır dedi adam. Senden başka kimse bunu biliyor muydu diye sordu kadın. Annemden öğrendim ben de diye cevap verdi adam. İki kişinin bildiği sır değildir dedi ve kahkahayı patlattı kadın. O anki gülümsemesiyle adamın içinden bir şeyler kopmuştu. Öyle heyecanlandı ki kendi kalp atışlarını duyabiliyordu sanki. Artık iki kişi bilmiyor ama sadece ben biliyorum dedi adam sakinleştiğine kanaat getirdikten sonra. Ama sır olmaktan çıkması için bir ikinci kişi gerekiyorsa sen olabilirsin dedi. Kadın gülümsedi. Sanırım başka şansın yok zaten, yani benden başka dedi. Öyle düşünmüyorum dedi adam. Bu dünyada sadece ikimiz kaldık. Adem sadece Havva’yı tanımıştı. Ondan öncesi yoktu, çünkü insanlık diye bir şey yoktu. O nedenle Adem’in zaten seçme şansı yoktu mecburen Havva’yı seçti diye bir şey söyleyemeyiz. Kadın lafa girdi: “Ama bizden önce bir hayat vardı ve milyarlarca seçme şansın vardı.” O senin görüşün dedi adam. “Benim için bir hayat yoktu. İnsanlardan tiksiniyordum çünkü basit istekleri uğruna her şeyi yapabilecek kapasitede milyarlarca et yığınından farksız görmüyordum. Herkes o kadar basit yaşıyordu ki, öyle amaçsızca ve öyle boş ki, beni de bu düzene soktular. Onlardan biri oldum. Kendimden ve hayattan nefret ediyordum. Yaşamak demek benim için bir bilgisayar oyunundan farksızdı. O kadar gerçek dışıydı ki her şey… Sonra bu durumla karşı karşıya geldik. Sadece somut gerçeklik vardı benim için. Yalan, samimiyetsiz insan ruhlarından arınmış sadece bu taştan ve topraktan dünya. Bir de sen. Sen insan denen varlığın, insanlığımın, ruhumun gerçek olduğunu gösterdin bana. Senden önce, bu olaydan önce bir hayat yoktu benim için. Yaşamanın amacını ve coşkusunu tattım sende.” Peki dedi kadın, daha önceki yaşamımda o bahsettiğin boş, kötü niyetli insanlardan olmadığımı nereden biliyorsun? Öncelikle dedi adam; bu öyle bir şey değil. Ben insanlığa olan inancımı kaybetmiştim. Senin daha önceki yaşamında nasıl olduğun önemli değil, şu an yaşamanın ne kadar güzel bir şey olduğunu öğrendim ve bunu senin sayende öğrendim. Ayrıca senden hayat hikayeni dinledim. Gayet savaşçı, vazgeçmeyen bir kişiliğin var. Dediğim gibi bu daha önce nasıl olduğumuzla ilgili değil. Daha önce neye inandığımızla ilgili. Ben bir hiçliğe inanıyordum. Şimdi her şeye, güzel olan her şeye inanıyorum. Kadın duygulanmıştı, çünkü dönem dönem o da böyle hissetmişti ama ne olduğunu anlayamamıştı. Şimdi karşısındaki adam duygularına tercüman oluyordu. Bu bir illüzyonsa dedi kadın gözünden yaşlar süzülerek. Ya sadece kendimizi kandırıyorsak? Dünyada sadece biz kaldığımız için mecburi bir duygu ise bu? Emin ol dedi adam. Emin ol öyle bir şey olsaydı biraz önce gülümsediğinde kalbim böylesine heyecanla atmazdı. O an birbirlerine sarıldı kadın ve adam. İlk defa birbirlerine sarılıyorlardı. Kadın en son kız kardeşine sarılmıştı böyle. Biri ona sarılmayalı o kadar uzun süre geçmişti ki dokunma hissi bile büyük bir huzur ve güven verdi kadına. Ve o da ilk defa bir şeyler hissetti. Adamın kokusu da kadını heyecanlandırmıştı. Gözlerini kapattı ve aklıyla, yalnızlıkla dolan beyninin her yanına yayılan adamın kokusunu takip etti.

O akşamdan sonra hiçbir şey aynı olmadı. Artık iki arkadaş gibi değil aşk dolu gözlerle birbirlerine bakıyorlardı. Başkalarını aramayı bıraktılar. Birbirlerine yetiyor hatta artıyorlardı bile. Tüm hayatları artık karşılarındaki birbirleriydi. Büyük bir eve yerleşip orada yaşamaya başladılar. Her yerini yollarda çektikleri fotoğraflarla süslediler. Kendi eşyalarıyla donattılar tüm evi. Devasa bir kütüphaneleri, dünyanın en iyi filmleriyle dolu bir sinema odaları, tüm müzik aletlerinin olduğu bir müzik odaları vardı. Gece uyku tutmayınca kütüphanede vakit geçirip yeni öğrendikleri şeyleri birbirlerine anlatıyorlardı. Bazen sinema odasında romantik filmlerle keyifli bir akşam geçiriyorlardı. Bazı sabahlar da adam gitar çalarak uyandırıyordu kadını. Müzik odasında hiç çalamasalar da çeşitli enstrümanlarla kendi müziklerini yapıyorlardı.

Dünyada baş başa kalalı bir sene olmuştu. Tam yıldönümünde adam kadına bir sürpriz yapmak istedi. Bu hiç de kolay değildi çünkü her an ne yaptıklarını biliyorlardı ve gizli bir şey yapmak imkansızdı. O nedenle adam geceleri kadın uyurken hazırladı sürprizini. Evin yakınlarındaki devasa tiyatro salonunu kullanacaktı bunun için. Hazırlıklara yıl dönümünden bir ay önce başladı. Büyük bir organizasyondu ve tek başına yapması gerekti. Tiyatro salonunun tüm koltuklarını farklı kıyafetlerle giydirilmiş cansız mankenlerle doldurdu. Her birinin altından düzenekler geçirdi hareket edebilmeleri için. Yorucuydu ama adam zevk alıyordu. Mor gözlerini fark eden kadın yine mi uyuyamadın diye soruyordu sabahları. O da kitap okuduğu yalanını uyduruyordu. Tüm salonu ses düzenekleriyle donattı ve artık her şey hazırdı. Kadın birinci yılın dolduğunu filan unutmuştu. Zamanla işleri yoktu. Yıl dönümü akşamı onu romantik bir restoranda yemeğe götürdü. Yemekte eşsiz bir yüzükle evlenme teklif etti ve kadın evet der demez konfetiler patladı, kendinden programlı bir limuzin restoranın önüne geldi ve doğru tiyatro salonuna götürdü adam kadını. Kuliste gelinliği onu bekliyordu. Kadın sürpriz üstüne sürprizler yaşıyordu ve sevinçten uçuyordu. Hemen giyindiler ve sahneye çıktılar. O an alkış kıyamet koptu ses sisteminden. Tüm seyirciler ayağa kalkıp alkışlamaya başladılar çifti. Kadın önce korktu sonra sevinçten çığlık attı. Masada yine cansız mankenden nikah memuru ve şahitler vardı. Ama o gece herkes canlı gibiydi. O kadar güzel hazırlanmıştı ki her şey… Adam bile bazen, kendisi programlamış olmasına rağmen her düzeneği sevinçten şaşırıyordu. Filmlerden alınmış ünlü sahnelerden seslerle karizmatik bir ses nikahlarını kıydı. Gerçek nikah defterine imzalarını attılar ve gerçek hazırlanmış evlilik cüzdanlarını aldılar. Artık evlilerdi. Hayatı boyunca o gece mutlu olduğu kadar mutlu hissetmemişti kadın kendini hiç bu kadar.

Artık durdukları yerde duramıyorlar, bu sefer dünyayı gezmek için yollara çıkıyorlardı. Yol maceralarını yine kaydediyorlar ve her anı en güzel şekilde değerlendiriyorlardı. Yıllar böyle geçti derken kadında bir hastalık baş gösterdi. İlk önce anlamadılar ama belirtileri okudukça kanser olduğunun farkına vardılar. Araştıra araştıra çeşitli ilaç tedavilerini denediler ama nafileydi. Kadın yavaş yavaş güçten düşüyordu. Adam yeniden sağlığına kavuşması için ne gerekiyorsa yaptı ama sanki hastalık onu esir almıştı. Yavaş yavaş ellerinden kayıp gitmesini seyredebildi adam. Ve sonunda hayata gözlerini yumdu kadın. Adam inanamadı. Gerçek olmamalıydı bu. Yıllar sonra gerçek hayata asıl hayata kavuşmuştu ve şimdi kollarında hayatı ölüyordu. “Hayatım, gitme!” diye bağırdı ama artık kadın onu duymuyordu.

Günlerce ölü bedenin başında bekledi adam. Belki bir mucize onu geri getirir diye. Artık aklını kaybetmeye başlıyordu. Tiyatro salonuna gitti, kapıdaki düzenek yüzünden salona çıktığı an yine herkes onu alkışladı. İşte dedi adam bağırdı. Hayat bu yalancı alkışlardan ve kuklalardan ibaret. Elindeki tüfekle tüm kuklalara tek tek ateş edip parçaladı. En sonunda namluyu kendine çevirdi. Ama yapamadı. Bu benim hayatım dedi sevgilisini hatırlayarak. Bu onun ve benim hayatım ve yaşatmaya devam etmeliyim. Bu dünya bizim dünyamızdı ve hep öyle kalacak. Son nefesime kadar bizim olmaya devam edecek. Evlerine geri döndü adam. Tüm hatıraları videoları açtı baktı evi düzenledi, çiçekleri suladı. O evdeymiş gibi davrandı hep. Yıllarca onun hatıralarıyla koyun koyuna yattı. Yaşlanıp artık son nefeslerine geldiğinde ilk tanıştıkları meydana geldi. Kurumuş büyük ağacın altındaki banka oturdu ve son sözlerini söyledi. Hoşçakal HAYAT…

Man sitting on a bench under a tree

Reklamlar

13 comments

  1. Dostum gerçekten harika bir yazı. İçinden çıkartılması gereken bir çok dersi bu kısa yazıyla aktarmışsın tebrikler. Umarım insanlar bir gün bu hayatın sona ereceğini, asıl anlamların görünenden ibaret olmadığını anlarlar.

    Beğen

  2. Duygu dolu, sıcacık bir hikaye olmuş tebrikler . Bu evrende ne kadar çok insanla iletişimde olduğumuz değil, gerçekten bizi anlayan , ruhumuza dokunan biri var mı hayatımızda bunu düşündürdü bana .

    Beğen

    • Ben teşekkür ederim ilginiz için. Kendinizden bir şey bulduysanız hikaye amacına ulaşmış demektir. Doğrudur, ne yazık ki niceliğin nitelikten önde olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bazen tek bir insan, tüm dünyamız olabilir.

      Beğen

  3. “Bazen tek bir insan, tüm dünyamız olabilir.” …… gerisi boşluktur
    bazen tek bir insan, hem varlığınız hem hiçliğiniz olabilir…

    Beğen

    • …gerisi boşluktur, gerisi hiçliktir… Kıyam da bu değil midir, tüm dünyanı bulup, tüm dünya olup, bitip artık geriye kalana, hiçliğe ve boşluğa bakmak. Bitmek, tükenmek ve ayağa kalkmak… Kıyam etmek…

      Beğen

  4. kaleminiz gerçekten etkileyici.hikayenizi çok beğendim. farklı bir düşünce ve boyuta götürüyor insanı okurken..

    Beğen

    • Teşekkür ederim, dediğim gibi tamamen içimden gelerek bir kafede 45 dakika içinde filan yazılmış bir hikayedir. Aklıma geldi ve bir güdüyle paylaşmak istedim, herkes kendinden bir şey bulabilir diye :)

      Beğen

  5. herkesin kendinden bir şeyler bulacağına eminim. :)
    ve genel de öyle bir anda gelip kısa sürede yazılan yazılar daha gerçekçi doğal hisler geçiriyor insana. daha nice böyle güzel yazılara..

    Beğen

  6. Çevrenizdeki canlı cansız her şeye sevgi ve saygı ile bakınız unutmayınızki evren size sizi yansıtan bir aynadan ibarettir.
    Her ruh yeniden deneyimleyeceği yaşam ve yaşam formu için bedenleceğini bilir ve bu deneyimi kabul ve taahhüt eder.Acı çekmesi ve çektirmesi bu taahhüdü unutmasındandır.Yapılması gereken bu bilinci idrak edip yaşanan deneyimi bilgelikle özümsemek,aynı deneyimin tekrarını önlemektir.

    Beğen

    • Oğuz bey çok teşekkürler. Okurların bilmesini isterim ki şu birkaç cümleyle özetlediğiniz husus hayatın özü, anlamı, sırrı… Çok güzel özetlemişsiniz
      . Tüm hayatın bir deneyimler furyası olduğunu birkaç yıl önce okuduklarımdan değil, kendi tecrübelerim sonucu öğrendim. İdrak ettiğim anda bir hafiflik geldi. Hatta bir neşe :) Her şeyin deneyim olması aslında çok eğlenceli. Bunun idrakine varıldığında buradaki pek çok okurun düştüğü o meşhur: “hayat anlamsız bir ilüzyon” buhranından kurtulunabilinir. Hayat bir ilüzyon ama anlamlı bir ilüzyon. Evet bir bilgisayar oyunu gibi ama eğlenceli bir oyun.

      Beğen

Burası sizin için, lütfen düşüncenizi yazınız :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s