Deneyimin Ötesi

Arka fonda:

“İnsanlar tecrübeleri kadar değil, tecrübe kapasiteleri kadar bilgedir.” -Bernard Shaw

Bilmek, deneyimlemek, bildiğini deneyimlemek ya da deneyimlediğini bilmek…

Bir olguyu tecrübe etmek ve deneyimin özümsenmesi konusu mağara duvarlarına çizilen eserlerden bu yana binlerce yıldır edebiyatın işlediği, felsefenin üzerine tartıştığı bir konu oldu. Bu konudaki genel geçer bilgi şudur; insan deneyimlemeden o şey hakkında fikir sahibi olamaz… Ya da bildiğimiz şeyleri ancak deneyimlediğimizde özümsediğimizi düşünürüz. Nitekim şahsi kanaatim de bu yöndeydi fakat tefekkürlerim ve gözlemlerim sonucunda geldiğim nokta; bir olguyu özümsemek için deneyimlemenin gerekmediği yönünde… Çıkış noktam ise şu an dünya kültürünün gitmekte olduğu yön… Çünkü deneyimin tanımı değişiyor…

Bu yazımızda medeniyetimizin hangi yöne gittiğini ve bu gidişin deneyimlerimizi nasıl etkilediğini tartışarak zamanın ruhunu yakalamaya çalışacağız. Asıl çabamız ise zamanın ruhunun ötesine, zamanın ötesine geçmek olacak…

Konuyu somutlaştırmaya bilgisayar oyunlarından başlayalım. Twitch adında bir sosyal medya platformu var. Bu platformda bilgisayar oyunu meraklıları belirli oyunları oynarken ekran görüntülerini ve kendi görüntülerini yayınlıyorlar. İzleyiciler de böylece hem oyunun oynanışını hem de oyunu oynayan kişinin yorumlarını bir televizyon kanalı izler gibi izliyorlar. Bu platformdaki yayıncıları çokça gözlemleme imkanım oldu. Fikir edinmek isterseniz, Twitch Türkiye’nin önde gelen yayıncıları olan Can Sungur, Pinti Panda, Mert Günhan gibi kanallara göz atabilirsiniz. Youtube’da da bu tarz oyun videoları var fakat bu canlı yayın yapan platformlarda farklı bir durum söz konusu. İnsanların giderek gerçek yaşamlarını bu platformlarda canlı yayınlamaya başladıklarını görüyoruz. Nitekim saydığım isimler de sadece oyun videosu paylaşmıyor, baya tv formatı gibi interaktif program formatları da yayınlıyorlar. Bu konuya geri döneceğiz…

Tekrar oyunlara gelirsek; bir bilgisayar oyunu oynadığınızda sadece parmaklarınızla bir karakteri yönlendirir ve bazı olayların içine girersiniz. Bu en basit süper mario oyununda da böyledir, en son çıkan Assassin’s Creed Odyssey oyununda da… Hatta yeni çıkan teknolojileri de hesaba katarsak, sadece zihninizde düşünerek karaktere komutlar verebilir, klavyeye dokunmadan da bir bilgisayar oyununu oynayabilirsiniz. Oyun esnasında bazen birini öldürür, bazen ölürsünüz. Bazen bir yalan söyler, bazen de çok girift bir ilişkinin ortasında çözüm ararsınız. Oyun boyunca çeşitli maceralara atılır ve nihayetinde kahramanı oyunun finale taşırsınız. Kahramanla kendinizi özdeşleştirdiğiniz ve kahramana o komutları siz verdiğiniz için kahramanın yaşadığı zafer duygusunu yaşarsınız. Uzun çaba sarf edip sonuna yaklaştığınız levelin son anında ölüp oyunu kaybettiğinizde ise çok üzülürsünüz. Oyun esnasında pek çok duygu yaşanabilir. Geçen gece izlediğim bir Twitch yayınında çift evlerinde gece yarısı korku temalı bir bilgisayar oyunu oynuyorlardı ve o kadar korkmuşlardı ki; dışarıdan ya da evden gelen en ufak seste irkilip korktular ve bir süre sonra dayanamayıp oyunu kapattılar. Korkudan adamın omzu tutulmuştu. Oysa sadece ekrandan izledikleri bir bilgisayar oyununda bir karakteri yönlendiriyorlardı fakat karakterin başına gelen her şey kendi başlarına da gelmiş gibi korkuyorlardı.

Zamanın ruhunu yakalayamayanlar bu duruma şöyle bakabilirler: “İnsanın kendisini eve kapatıp zamanını bilgisayar oyunlarında geçirmesi kötü bir şey…” Fakat bu yargılamayı yapmadan önce sormamız gereken bir şey var. Neden insanlar gerçek hayat yerine bu sanal dünyaya meyil ediyorlar? Daha da genişletilebilir soru. Neden internet var? Neden dijital medya var? Neden gerçek hayattan daha çok ilgi çeken paralel bir evrene dönüştü dijital dünya? Önceki yazılarımı okuyanlar benim dijital medya uzmanı olduğumu ve internet reklamları, SEO konusunda çalışmalar yaparak Google yapay zekasıyla birlikte çalıştığımı bilirler. İnternet reklamları son zamanlarda o kadar etkili hale geldi ki, kriz filan dinlemeden her geçen gün daha fazla kişi internette reklam verdirmeye ve hakikatten de etkili geri dönüşler almaya başladılar. Şahsen yönettiğim tüm dijital medya reklamları etkili satışlara dönüşüyor. Bu denli etkili olmasında insanların dijital medyayı daha efektif kullanmasının etkisi var. Yani neden bu insanlar oyun oynayıp kendilerini sanal bir dünyaya kapatıyor ön yargısını yapanların interneti ne denli kullandıklarını da sorgulamaları gerek. Cadde üstü dükkanların kapanıp internet satış mağazalarına dönüştüğü bir geçiş evresindeyiz şu an.

Bilgisayar oyunu oynarken ya da sanal mağazalarda gezinirken deneyimlediğimiz olgular, hissettiğimiz duygular bize gerçek ve sanal arasındaki ayrımı neye göre yapacağımız konusunda sorgulamalar yaşatır. Eğer bilgisayar oyunu oynarken yaşadığım korkuyu, gerçek hayatta yaşadığım korkudan ayırt edemiyorsam ya da internette bir ürün aratırken o ürünle ilgili yorumları okuyarak ürün hakkındaki iyi ve kötü deneyimleri öğrenebiliyorsam sanal dediğimiz şey de bir gerçeklik içeriyor olmalı. O halde teknik tabirle “ortam” dediğimiz “şey” sadece bir algı meselesi. Bu, bir kadının sokaktan geçerken bir erkek tarafından sözle taciz edilmesiyle internette yazışırken bu tacize uğramasının bir farkı olmamasına benziyor.

Böylece tecrübenin ortamdan bağımsız, sadece düşünsel düzlemde gerçekleştiğini anlamış olduk. Çünkü oyunu yapanlar, oyunu oynayanlar, alışveriş sitelerini yapanlar ve ürünleri yorumlayanlar; hepsi de insan fikrinin bir ürünü. Deneyim dediğimiz şey de aslında fikirlerin beyan edilip etkileşime girmesi oluyor.

kolektif bilinç deneyim zamanın ötesiTwitch yayınlarında bir bilgisayar oyununu oynayan kişinin kendisini oyun oynarken yayınladığından bahsetmiştik. Binlerce izleyici de bu yayını izliyor. Oyunu oynayan kişi sanal bir ortamda bazı deneyimler yaşayıp kendince eğlenirken, izleyiciler de bu deneyimi izleyerek benzer bir katharsisi yaşıyor ve eğleniyorlar. Günün sonunda ise o oyunu oynamamasına rağmen, eğer o oyunu oynarsa hangi hataları yapmayacağını bilen bir sürü izleyici oluyor.

Şimdi tüm hayatımızın bir oyun olduğunu düşünelim. Yapmamız gereken görevler, atlamamız gereken leveller var. Fakat bu öyle bir oyun ki o görevleri yapmayabilir, aynı levelde kalarak da oyunun içinde durmaya devam edebilirsin. Fakat bir leveli atlamak isteyip atlayamadığında başkasının yaşamını izlersin. O yaşamdan yapmaman gereke şeyleri ve yapman gereken şeyleri çıkartır, ilham alırsın. Bunun sonucu bazı kararlar alır ve deneyimler yaşarsın. Bir sürü deneyimi de o hataları yapmayarak atlamış olursun.

Mesela bir iş kurmak istersin ve karşına senin işini kurmaya çalışıp başarısız olmuş biri çıkar. Neyden dolayı bu başarısızlığı yaşadığını gözlemler ve o hatayı yapmazsın ya da o deneyime girmekten tamamen vaz geçersin. Biri senin yerine deneyimlemiştir.

Makro ölçekte bakarsak, tüm deneyimler aslında kolektif bilinçte toplanırlar.

deneyimin ötesi twitchYeni neslin, bu twitch gibi ortamlarda takılan ya da gerçek yaşamlarını Youtube vs. ortamlarda 7/24 paylaşmaya başlayan gençlerin kolektif bilince daha çok bağlı olduğunu düşünüyorum. (1990 sonrası doğan etrafınızdaki gençlere dikkatli bakın, pek çok şeyi yaşamadan deneyimlemiş kadar iyi bildiklerini göreceksiniz) Bu nedenle artık “gerçek hayat” dediğimiz ortamda yeni deneyimler yaşamak yerine sadece fikirden oluşan bir ortamda bilinçlerini çarpıştırmayı yeğliyorlar. Yeni nesli gözlemlediğinizde artık para kazanma, evlenip aile kurma, harikulade bir kariyer yapma ya da delicesine herkesle seks yapma gibi güçlü güdülerinin olmadığını göreceksiniz. Sadece terkiplerini yaşayıp “olma” eylemi içerisindeler. Hatta o nedenle absürt mizah 90’lardan sonra artarak yayılmıştır. Belirli bir amacı olmayan, hedef odaklı olmayan işler, eylemler, mizah gün geçtikçe artıyor. Eski nesil bu duruma anlam veremiyor çünkü tamamen hedef odaklı ve deneyim yaşama güdüsüyle dolu idiler. Oysa yeni neslin deneyim yaşama algısı / güdüsü çok farklı. Dediğim gibi yeni nesil kolektif bilince daha bağlı olduğu için artık bir şeyi anlamak için onu deneyimleyeyim kafasında değil, somut hayattaki deneyimler onun ilgisini çekmiyor. Yeni nesil sadece fikirlerden oluşan bir ortamda, fikirlerinin zamanın mekanın ötesine geçmesini yani deneyimi de atlamayı istiyor.

Aslında… Boyut atlamak istiyor. :)

O nedenle zamanını bedeniyle sınırlanmamış bir ortamda geçiriyor. Çünkü üç boyutlu bedeni ona göre sınırlarla dolu. Sanal evrende ise sınır yok, istediği her şeyi kodlarla yapabilir, her şey herkes olabilir. Ki zaten oynadıkları oyunların adı da “role playing” yani rol yapma oyunudur. Tek bir etiketle sınırlı olmak istemezler, tek bir ünvanları olsun istemezler. Herkes, her şey olmak isterler… Oynayarak, izleyerek, okuyarak da deneyim kazanırlar çünkü empati yetileri çok güçlüdür. Bir hikayeyi okuyup o hikayeyi yaşamış kadar olurlar ve o deneyimi gerçek hayatta artık yaşamalarına gerek yoktur. Fikir dünyalarında her şeyi yaratıp yok edebilirler.

Özetle zamanın ruhu artık insanın eski deneyim mekanizmasının kırılması yönünde. Deneyim yaşama değil deneyimin kendisi olma; salt anda kalarak var olma yönünde ilerliyor. Zamanın ruhunun ötesinde ise bedenlerin olmadığı, sadece bilinçlerin olduğu bir bireysel enerji formu olarak yaşamak var.

Onun da ötesinde ise tek bir bilinç olmak,

onun da ötesinde yaratımın bizzat kendisi olmak var.

Ötesinde ise…

Hiçlik :)

İyi oyunlar.

25 comments

  1. Yine harika bir anlatımla tam da içinde olduğumuz konu.”kiss me first” mini dizisi bu konuyu işliyor yeni izledik tavsiye ederim.enerjine sağlık Sevgili FM :)

    Liked by 2 people

    • Valla ne güzel okurlarım var, takip edemediğim yeni dizi filmleri öneriyorlar, benle birlikte herkes te öğreniyor. Çok teşekkürler, haberim yoktu diziden, inceleyeceğim :) Anladığım kadarıyla yine eş zamanlılık olmuş, Zamanın Ötesi kollektif ağına bağlıyız :))

      Liked by 1 kişi

    • İlk iki bölümünü izledim ve neredeyse farkında olmadan dizinin analizini yapmışım bu yazımda. Oysa ilk defa sizden duydum şimdi dizinin ismini.

      Henüz iki bölüm izlemiş olsam da ben de öneririm diziyi, zaten sadece 6 bölümden oluşan tek sezonluk bir mini dizi…

      Anladığım kadarıyla yine bilincin sanal ortama yüklenmesi konusuna el atacak bir yapım. Bu tür yapımların çoğalması da yazıda bahsettiğim zamanın ruhunun gidişatını destekliyor. Bu arada bu gidişat için iyi ya da kötü yorumları yapmıyorum. Sadece olanın fotoğrafını çekiyorum.

      Liked by 1 kişi

      • Yazılarınızın tamamını okumuş biri olarak bir konuyu ele alış biçiminizi tamamen objektij aktarım olarak buluyorum bundan dolayı konu alti yorumları dışında kendi fikriniz olan yorumları ayrı,konu içeriklerini ayrı kategoride değerlendirdiginiz için takipçiniz :) konuyu okuyunca gerçekten dizi yorumu ancak bu kadar anlatılırdı diye düşündüm ki , izleseydiniz zaten dizi önerisini yaparak konuyu burdan yürütürdünüz ilk kez duyduğunuzdan şüphem yok :) kolektif bilinç eş zamanlılık konusunda iş başında.çünkü şu sıra olduğumuz faz itibariyle sorguda bu konuya odaklıyız.biz ne kadar gerçeğiz? Ya da sanal diyerek adlandırdığımız dünya ne kadar sanal? Gerçekliğimizi nasıl bileceğiz? Bir simülasyonun içinde tekamül adıyla deneyim toplama amacıyla bulunuyordak bu fikir bizi neden yaralıyor? Bilgide bile aidiyet diygusuyla hareket ediyor olmamızdan kaynaklanıyor olabilir.bildim hakikatim bu olarak kalsın güvencesi.diger yandan insan neden sürekli ait olmak güven duymak ister? Nasıl bir yokluk duygusu kodlanarak geldiysek hayata dogarken bile ağlamamız ve anne kucağında susmamızdan başlayan evre tüm hayatımızı ve seçimlerimizi etkiliyor.matrix’i kabule geçiren ve “tek başına güvende ve emindesin sevgi ise bizzat kendinsin”bilincini sindirdiğimizde ancak zaman,mekan,kişi ve duygu durumlardan bağımsız anın içinde sadece olma halinde hayatın tadını çıkarabildiğimiz ince bir sınırı geçme evresini kolektif bilinç deneyimi sindirmeye davet ediyor şu sıralar.

        Liked by 2 people

  2. Merhabalar yavaş yavaş azurah hocamızında dediği gibi şeffaflaşıyoruz sanırım:))belirttiğiniz gibi şimdiki nesil kollektif bilince bağlanmakta ve biraz sabırsızlar gibi leveli yukarıya doğru taşırken bu dünyaya bağlılıkları çok hızlı bitiyor peki ya biz onlara uyum sağlayabilecekmiyiz,biz derin sevgi sezgisiyle ilerlerken ya onların sezgileri ne şekilde işliyor acaba?aynı frekanstaki idraki zaman ve mekanlarını tutturabilecekmiyiz,çok hızlı vazgeçiyorlar sanırım hop oturup hop kaldıracaklar bizi sanırım:))

    Liked by 3 people

    • Sezgi meselesi girift bir konu. Yeni nesilin sezgileri güçlü ama onları kullanamıyorlar. Sezgileri kullanma bilgisine haiz değiller, nasıl kullanacaklarını bilseler de yönetemeyebiliyorlar. Bu durumu çok iyi anlıyorum çünkü ben de aynı dertten müzdaribim. Tüm kişilik analiz testlerinde sezgisel biri çıkmama rağmen pek sezgilerimi kullanamam. Yeni nesil de sezgisel olmasına rağmen kullanamayınca çareyi teknolojide arıyor haklı olarak. Neden? Çünkü içinde bulunduğumuz medeniyet, kadim sezgisel bilgeliği aktive etmemize imkan vermiyor. Nice Zamanın Ötesi blog okuru hiç bir kitap okumamış olmasına rağmen blog boyunca anlattığım bilgilere sahip olduklarını defalarca beyan etmişlerdir. Bu bilgilere sezgisel olarak deneyimleyerek haiz olmuşlardır fakat bu durum rastgele gibi görünen, kontrolleri dışında bir durumla ortaya çıkmıştır. Oysa yeni nesil kontrol edebildiği bir sezgisel bilgeliği istiyor. Çareyi de sınırların ortadan kalktığı dijital dünyada arıyor. Açıkçası ben de isterdim bir buda olup bedenimden dışarı çıkmayı, bir derviş, ulema olup üst boyutları deneyimlemeyi ve böylece beden kabrinden dışarı çıkmayı ama içinde bulunduğum kültür ve maddi hayat böyle bir tefekkürü deneyimlememi engelliyor. İnsan ev kirasını nasıl öderim diye düşünürken bedeninden çıkıp astral boyuta geçemiyor ya da mutlak koşulsuz sevgi deneyimini layığıyla yaşayamıyor. O nedenle teknoloji bir alternatif metod. Ön görüm şudur ki; ikisinin de gittiği yön aynı. Yöntemler farklı.

      Liked by 2 people

      • Aslında içinizdeki çelişkiyi en güzel anlatan filmlerden biri Marvel’in Dr. Strange filmi. Ana karakter Sherlock Holmes dizisinden bildiğimiz son yılların genç ve çarpıcı ingiliz oyuncusu olunca oldukça eğlenceli bir şekilde irdeliyor bu konuştuklarımızı. Holmes’u izlerken de aynı etkiyi hissetmiştim. Çekim teknikleri ve hikaye örüntüleri de efsaneydi. Ekip Black Mirror ekibinklunca tadına doyulmayan bir prodüksiyon çıkmış. Mutlaka deneyimleyin . Fikirlerinizi merak ediyorum😊

        Liked by 2 people

        • Dr. Strange filmini elbette ilk çıktığında hemen izledim 🙂 Ve evet kendimden çok şey buldum filmde. Film izleyicilere aslında biraz da şunu gösterdi: tekamül, ruhsal yolculuk, kendini bulma ya da adına her ne derseniz deyin, başka kültürlerde neye karşılık gelirse gelsin, aslında hep aynı yolculuklardan geçtiğimiz gerçeği. Çünkü tüm dünyada gösterildi film malum ve Dr. Strange’in yolculuğu herkeste bir karşılık buldu. Ben de blog boyunca aslında bu ana yolculuk temasını anlatmaya çalışıyorum. Böylece dinlerden bağımsız bir ana taslak ortaya çıkartıp hep birlikte nihai modeli bulmaya çalışıyoruz (her şeyin teorisini 🙂 ).

          Sezgisel bilgelik konusunda ise Dr. Strange’in ana öğretisi teslimiyet. Fakat analitik zihne sahip insanların teslimiyeti öğrenmesi zordur çünkü şu soruyu sorarlar: “Nasıl teslim olacağım, nasıl tamamen bırakacağım kendimi, düşünmeyi?..” Görüldüğü üzere sorunun kendisi zaten hatalı. Teslimiyet ve kendini kendine bırakmak bir yöntem, teknik içermez. Aksine yöntemsizlik, tekniklerden soyutlanmadır.

          Liked by 1 kişi

          • Akış teorisinin sahibi Prof. Dr. Mihaly Csikszentmihalyi’nin mutluluğu araştırmaya adanmış 25 yıllık çalışmasının bir sonucu olarak ortaya çıkmış kitap AKIŞ: (Flow)…
            Son cümleleriniz bana onu hatırlattı.
            Her şey mutluluk suremizi biraz daha uzatmak için. 20 yy “carpe diem” akımı yerini ” akış teorisine ” bırakıyor galiba. Düşünsenize ortaçağda Kralların saraylarinda sahip olduğundan çok daha fazla konfora sahibiz ama mutluluk seviyemiz dah fazla değil… insan egosu olduğu sürece 7. Boyutta ve teknoryum sürecinde bile deneyim ötesinin de ötesini merak edeceğiz… sonsuza kadar…
            Kadim sezgisel bilgelik ise her önüne gelenin ulaşabildiği bir konu olsaydı, bu değere sahip olamazdı. Düşünsenize Dr. Strange gibi dahi ve entellektüel biri bile ” kahraman olmak istemiyor, sadece ellerini ve dünyasını geri istiyordu” . Hiç tanımadığı sadece ortak havayı soluduğumuz milyarlarca insan adına, yurdum insanının ” GIRGIR” tiplemelerinden biri bu kadim sezgisel bilgeliğe ulaşsaydı ne yapardi😉
            Mutlu pazarlar, sevgiler

            Liked by 1 kişi

            • Anlıyorum, aslında biraz da şunu diyorsunuz. O mertebeye ulaşan bir kişi zaten o olgunluğa gelmiştir, bir şey yapmasına gerek yok. :) Doğru. Elbette mesele herkesin ordan oraya ışınlanabildiği bir hale gelmek değil. O da mümkün ama çok uzak bir gelecekte. Onun olması için kollektif bilincin topluca yükselmesi gerek. Mesela orta çağda Avrupa’da fal bakan biri cadı deyip kazığa oturtulup yakılırken şu an insan haklarının beşiği Avrupa. Bu da kolektif bilincin evrilmesiyle mümkün oldu.

              Ama evet şimdi düşündüm de… İnsanın isteyip de bilincini yükseltememesinin sebeplerinden biri de içinde bulunduğu, dahil olduğu kolektif ağdır. Coğrafyan kaderindir diye klişe bi söz var malum. Elbette bu tür şeyleri kendimize bahane etmemeliyiz ama kuşkusuz süreci uzatan engellerden biri.

              Ama anladım, özetle ego belli bir olgunluğa erişmeden kıçını da yırtsa insan boyut atlayamaz :)) onun için de bu işin aslında bir tekniği yok…

              Liked by 1 kişi

          • Yazı iletilmedigi için ikinci yorum mükerrer gibi oldu😉üzgünüm. Temel konuyu ifade edebildim sanırım. Teknoryum, hala tekliyor gördüğünüz gibi. Bu matrix dalgalanmalarına hep maruz kalacağız galiba🤗

            Liked by 1 kişi

        • Hocam filmi izledim,filden bazı teplikler üzerinden gitmek istiyorum…’hiçbirşey olmak zorunda değil,teslim ol!egonu sustur gücün yükselsin’:Ego aslına bakarsak ben sizden üstünüm, ben basit biri değilim, beni küçümsemeyin psikolojisinin getirdiği bir durumdur. Yani ego kişide, farklı özellikleri oluşundan değil, eziklenme korkusundan doğan bir durumdur. Kişi, küçük, başarısız, beceriksiz olmadığını ispatlama çabasına girer. Bundan dolayı kendinden bahseder sürekli, iyi taraflarını dile getirmesi yanı sıra kötü yanlarını da iyi bir işmiş gibi yücelterek anlatır. Aslında hedefi kötü huylarını veya kötü işlerini temize çıkarmaktır. Yersen!egoya bağlı olarak hırs kıskançlık ve nefretle zaman kavramı doğar bu yüzden zaman bir aşağılamadır der.’diğer hayatlardan üstün tek bir hayatı kurtarmak için kariyer yaptın,kendin için yaşadın,şişirilmiş egon ölüm dahil herşeyi kontol edebileceğini sandığın hayal dünyana geri dönmek istiyorsunki onu kimse kontrol edemez,ölüm korkun ve kibirin seni yüce yaradana hizmet etmekten alıkoyuyor’:yani bütün nefsi maddi ve manevi putlarımızı yokedemedikçe ve sevdiklerimizi kaybetme korkusu ölümü bilinçaltından silmiyor ve boyut atlamamıza engel oluyor)))ne dediğimi bende anlamadım))çok tuhaf bir yazı oldu))

          Liked by 2 people

  3. Elinize sağlık. Şuan tezim için bir çıkış noktası buldum sanırım :))

    Her ne kadar azalarak devam etse de sezgileri kontrol etme noktasında ben de sıkıntı yaşıyorum.Tanımlayamadığım bir şeyin peşinden gidemiyorum. EQ seviyesi yüksek insanlar bu sorunu yaşamıyor olsa gerek. Çözümü bilinçaltı temizliği yaparak başlamakta buldum. İnternetten öğrendiğim tekniklerl kendime uyguladım; çok işime yaradı. İstediğim şeyleri egom mu istiyor ruhum mu istiyor onu anlıyorum artık. Ama ruhumun sesi henüz istediğim kadar yüksek çıkmıyor. İlahi sistemin işleyişine dair bir teknik geliştirdim, şuan iyi gidiyor. Eksikleri tamamlayınca buraya yazacağım. :))

    Hoşça bakın zatınıza.

    Liked by 3 people

    • Rica ederim, bir nebze de olsa ilham olabildiysek ne mutlu :)

      Evet EQ’su yüksek kişiler bu sorunu yaşamıyorlar ama onlar da bir denge sınavındalar. Onlar da senin benim gibi insanları bulup fikir alışverişi içerisine girme güdüsünde oluyorlar çünkü bu deneyimlerini topraklamak, belli bir zemine oturtmak istiyorlar…

      Blog okurlarından bazıları bana yaşadıkları doğa üstü deneyimleri anlattıklarında ve ben de bunları objektif bir şekilde yorumladığımda, bir süre sonra kendimi bir tür terapist gibi görmeye başladım çünkü insanlar bu yorumlarım sayesinde bir nevi “Oh be, deli değilmişim, bilimde ve kadim bilgelikte bu yaşadıklarımın karşılığı varmış, sebebi şuymuş, başka yaşayanlar da varmış…” moduna giriyorlardı. Ama en önemlisi anlaşılma güdülerinin karşılanması oluyor. Buna karşın ben de sezgisel bilgelik hakkında bazı geri bildirimler alarak sezgimi nasıl yönetebileceğim hakkındaa veri topluyorum. Karşılıklı bir alışveriş oluyor :)

      Çok isteriz, teorinizi tezinizi bizle paylaşın. Şimdiden teşekkürler.

      Liked by 1 kişi

  4. Kastettiğim tez yüksek lisans teziydi. Bu yaşadıklarımdan sonra yazdığım 70 sayfayı sildim. Ve şimdi dünya bir uluslararası ilişkiler tezinin big bang’ten başlamasına tanıklık etmeye hazırlanıyor.

    Şans dileyin.

    Liked by 3 people

  5. Sevgili Zaman, tam da içinde bulunduğumuz sürecin güzel bir özeti yine😊
    oglum ile birlikte bu dünyaya yabancı değiliz. Meraklı bir gözlemci olduğum için kesiflerdeyim🙃 LOL, Warctaft, Witcher, PupG gibi online oyun ve e-spor kabul edilen disiplinleri deniyorum. Daha da ilginci kitap serileri elimde ve senaryolarını inceliyorum. Bir yanda Netflix dünyası bir yandan gamer grubu derken “kiss me first” dizisini bir ay önce bitirdim. Yine bir telepati ve eşzamanlılık örneği 😊
    Kendi cocuklugumu düşündüğümde hayal gücümüz masallarla ve en fazla bulabildiğimiz kitaplarla sınırlıydı. Oysa günümüzde evrenin sihirli kapısı açıldı ve varoluşun sorgulaması bile değişti.
    Eskiden kaygiliydim. Sizlerle birlikte farkindaligim artiyor ve bu kaygım azalıyor. Bu etkiyi yaratıyor olmanız da ” umut” veriyor. Hepinize kucak dolusu sevgiler🤗❤

    Liked by 2 people

    • Kaygınızı azaltabildiğime sevindim 🙂 Aynı durum yapay zeka ya da diğer güncel teknolojik ve fikri gelişmelerde de mevcut. İnsanların dünya nereye gidiyor kötümserliğinden çıkması gerek çünkü o sesler çoğaldıkça iyimserlerin sesi duyulmaz oluyor. Oysa ki sadece söylemlerimiz, düşüncelerimizle o bahsettiğimiz geleceği yaratıyoruz. Dünya nereye gidiyor, çocuklarımız nereye gidiyor kötüye gidiyor dedikçe o geleceği yaratıyoruz. Şu an ne oluyorsa bir sebebi vardır, bakış açımızı değiştirmeye çalışıyoruz :)

      Liked by 2 people

  6. Kesinlikle ama ne kadar ilerici olursak olalım bir noktadan sonra akıl ilerlemeyi tehdit olarak algılıyor ve limbik sistem devreye giriyor. Ortada bir kaos algısı belirdiği için bu durumdaki bilincimiz karşı çıkmayı veya uzm durmayı seçiyor. Oysa bu primer algıyı susturup anlamaya çalışmamız çok önemli. Nihayetinde bilişsel devrimin kaynağı cehaletimizi kabul etmekti. Bu sayede içinde bulunduğumuz donanımları yaratabildik. “Insan” kalabilmeyi başardığımız sürece bize göre sorun yok. Bir sonraki nesil bu şartı bile kaldıracak eminim. Entropi yasalari insanlığın kaderini belirleyecek nasıl olsa😉

    Liked by 2 people

  7. Yazını okumaya başlarken acaba man from earth 2 den mi bahsetcek dedim. Ama değilmiş. Derinlemesine bakamayanlara, 90dan sonra doğanları eskilerin hor görmesine karşı bir savunma gibi görünse de, yeni dünyayı yaratan yeni neslin bakış açısını görmeye çalışmışsın.

    Çoğunlukla deniz altında geçen Subnautica adlı oyunda da ben, tıpkı twitch’de izlediğin çifte benzer tepkiler veriyorum. Fakat klostrofobi korkusu olan ve mağaralara girmeye korkan ben oyunda deniz altındaki karanlık mağaralara girebiliyorum, üstelik bazen ışık çok azken. Korkumun mağara kanaklı olduğunu da zaten deneyimlemeden, bir kitap okurken(James Dashner –Sanal Ağ serisi) farketmiştim. Telefonumda kitap okurken kitapta karakterin bir mağaraya girmesiyle mağaraya sanki ben girmişim gibi raatsız olmuş, boğuluyorum sanmıştım. İlginçtir; bir minibüs dolu insanın arasında bu rahatsızlığımı gidermenin tek yolu da Youtube dan deniz videoları izlemek gibi gelmişti- işe yaradı.
    Subnautica oyununda, deniz altında bir araç içinde değilsem oksijenimin bir sınırı var ve bir süre sonra yüzeye çıkmam gerekiyor. Son 30 saniye kala beni uyarıyor oyun. Ben yaptığım şeylere dalmışken uyarı gelince hemen karakteri yüzeye döndürüyorum ve şunu fark ettim, yüzeye dönünceye kadar ben nefesimi tutuyorum (ben nefesimi tutunca oyundaki karakterin oksijeni daha çok dayancakmış gibi) ve karakter yüzeye çıkıp derin bir nefes alınca, oyundan o ses gelince, ben de nefes almaya başlıyorum.
    Bu sadece fare klavye ekran ve hoparlörden oluşan bir makinadaki deneyim. Yakın zamanda bir videoda, eline taktığın eldivenle pcde gördüğün şeylerin dokunma hissini sana veren bir sistem gördüm. Vr gözlüklerle birleştirmişler ve harika bir deneyim olmuş.
    Labirent serisi filmlerin uyarlandığı kitapların yazarı James Dashner’in Sanal Ağ serisini tavsiye ediyorum. Ready Player One filmi aslında neredeyse bu serinin kısaltılmış kopyası.

    Sanal dünyayı daha gerçekçi kılma adına bir sürü proje var. Bu daha iyi mi olur yoksa daha az geribildirimle (sadece göz ve kulak mesela benim pcdeki gibi), geri kalanı insan beyni yaratıp daha kişisel bir deneyim yaşamak , kişisel gelişimimiz açısından daha verimli mi olur tartışılır.

    Liked by 1 kişi

  8. Yazınıza katılmakla beraber şunu da eklemek isterim. Maalesef dijital hayata geçiş sürecinde sosyolojik ve psikolojik hatta pedagojik sıkıntılar yaşıyoruz. Keza tüm dünya yaşıyor. Bence bu sıkıntıları en aza indirgemek ve bu dijital pazardan pay alabilmek için bizde harekete geçmeliyiz. Özellikle oyun pazarı şu gün çok iyi para getiren, bacasız sanayi. Aynı şekilde film endüstriside bu pazara dahil. Bu dijital pazara ayak uydurup bizde bir ucundan tutmaz isek gelecekte ne söz sahibi olacağız ne de nesillerimizi kontrol edebileceğiz. Güzel bir yazı olmuş ellerinize sağlık.

    Liked by 1 kişi

    • Size kesinlikle katılıyorum. Başka yapay zeka ile ilgili yazılarımda da çokça verdiğim bir örnek vardır… İnsanlar artık yapay zekanın tekniğini bitirip etiğini tartışırken biz halen neleri tartışıyoruz, sanki başka bir gezegendeki başka bir ırkın meselelerini dinler gibi dinliyoruz… Dünya marsta kolonileşip gök taşından maden çıkarmanın hazırlıklarını yapıyor (bakın tartışmasını değil, hazırlıklarını yapıyor) biz ise planlı bir gerileme sürecindeyiz. Elbette bunda da bir sebep vardır büyük pencereden bakıldığında. Doğduğun yer kaderindir derler… Belki de güzel ülkem sınırları zorlayanlar için bir kuluçka makinesi :)

      Beğen

Burası senin için, lütfen soru ve düşüncelerini yaz :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s