Eril Evren

Arka fonda:

 

“Her şeyin başında evren yaratıIdı. Bu birçok insanı kızdırdı ve çoğu zaman kötü bir adam oIarak görüIdü.” -Otostopçunun Galaksi Rehberi |DougIas Adams

Blog boyunca zıtlıklar üzerine pek çok tefekkür gerçekleştirdik ve yorumlar yaptık. Çünkü zaman ve mekan zıtlıklar sayesinde var oldu. O nedenle yaşamımızı domine eden kavramların uçlarında dolanıp kendimize dönmeye, dengemizi bulmaya çalıştık. Dengeye gelmenin yolu bazen uçlardan soyutlanıp dinginleşmekken bazen de o uçlara gidip birebir yaşamak oldu. Şimdi o uçlardan birine, “eril” kavramına bir yolculuğa çıkacağız. Kavram size çok soğuk ve yabancı, akademik bir yazı imajı vermesin. Her zamanki gibi hayatın içinden donelerle yolculuğumuz taçlandıracağız.

Öncelikle eril ve erkek kavramlarının aynı olmadığını belirtmemiz gerek. Eril kavramı sembolizm ve semantikte bir tür kültürü ifade eder. Davranışlar ve yaklaşımlar bütününü belirtir. O nedenle bir cinse atfedilmemelidir. Nitekim Fransızca ve arapça bilenler bu diller içerisinde eril ve dişil kelimeler olduğunu biliyordur. Kelimelere, hareketlere, objelere ve duygulara da eril ve dişil gibi atıflar yapılabilir. Yazı boyunca bu aklımızdan çıkmasın ki cinsiyetçilik algısı oluşmasın.

En temelden başlayalım. Burada biraz ham felsefe yapacağız ve sizi salt kavramlarla soyut düşünmeye zorlayacağız… “Dualitenin Çöküşü” adlı yazımızda da belirttiğimiz üzere evren; kavramsal düzeyde bir tür “ilk hareket” ile var olmaya başladı. Bu ilk hareket eril bir harekettir çünkü bir irade gösterir. Hareket etme güdüsü… İlk hareketle birlikte, bu hareket etme güdüsüne karşı zıt bir kuvvet olarak durma (atalet) isteği de vuku buluyor ve bu iki kuvvet devamlı olarak birbirlerine etki ediyorlar. Atalet güdüsü ise dişil bir kavram. Hareket güdüsü ve hareketsizlik karşı karşıya gelip birbirlerine etki ettiğinde noktanın yolu denen bir başka kavram ortaya çıkıyor ve spiral bir hareket çiziyor. Konunun detayını ilgili yazıdan okuyabilirsiniz, eril ve dişil kavramlarının temelini anlamak adına bu kadarı bize kafi. Fark ettiğiniz üzere bu iki zıt kavramın etkileşimiyle hiçlikten formlar, çizgiler, şekiller oluşmaya başlıyor. Yani her şey eril ve dişilin birleşmesinden ortaya çıkıyor. (Mesajı aldınız :) )

Şimdi biraz daha ayağımızı toprağa basalım ve soyut kavramları somuta indirelim. İlk hareketi veren iradeye eril dedik. Düşünülmesin ki eril enerji var oluşu yaratmıştır da atalet isteği dişil olduğu için dişil enerji pasiftir, kötüdür, ikinci plandadır… İkisi birlikte bir bütün. Biri diğerinden yeğ değil. Bir örnekle açıklamak gerekirse; kütle çekimi olmasaydı evrendeki tüm gaz ve toz bulutları sonsuza dek ilerler ve asla gezegenler oluşmazdı. Kütle çekimi sayesinde uzay boşluğundaki materyaller öbek öbek toplandı ve gök cisimlerini oluşturdu. Külte çekimi dişil bir enerjidir ve atalet isteğinin çok güzel bir örneğidir. Big bang çerçevesinde düşünüldüğünde; yukarıda bahsi geçen ilk hareket big bang, akabinde oluşan kütle çekim kuvveti de hareketi durduran dişil gücü temsil eder.

eril_evren_zamain_otesi_com

Gaz ve toz bulutlarının dağılmasını önleyip dünya gezegenini oluşmasını da sağladığımıza göre artık biraz daha hayatın içinden eril örneklere göz atabiliriz. Bir ağaçtan toprağa düşen tohum topraktan baş verir ve yukarı doğru uzamaya başlar. Bu eril bir davranıştır ki şunu da fark etmişsinizdir, eril hareketler hep ileri, dikine doğru hareketlerdir :) Dişil hareketler ise dairesel ve ovaldir. (Evet vajina ve penis formları, tarihteki savaş zaferi anıtlarının kuleler, dikine eserler olması, dişil ve savaşçı olmayan toplumların daha oval yapılar inşa etmeleri, iktidar takıntılı insanların uzun araçlar, uzun burunlu ayakkabılar almaları vs. vs. aklınıza gelen her şey doğru :)) ) Oval tohum aslında atalet halinde yani durağandır. Nitekim kuruduğunda yıllarca hareketsiz durabilir. Fakat toprağa düşüp suyla buluştuğunda o ölü gibi görünen kuru tohum cana gelir ve topraktan baş verir, filizlenir. Tohum dişildir, tohumdan çıkan filiz ise erildir. Böylece eril ve dişilin birlikteliği yeni hayatları, yeni ağaçları, yeni tohumları meydana getirir.

Bu tohumun meydana getirdiği ağacın meyvesinden, yasak elmadan yiyen insan da kuşkusuz eril ve dişil güçlere tabidir. Prensip de aynı işler. Eğer biri bir iş kurmak istiyorsa önce ilgili makamlara başvuruda bulunarak bir irade beyanında bulunur. Başvurular esnasında evraklar hep ileri doğru uzatılır, iş yeri binaları yapılır, yukarı doğru yükselir. Fabrikadan uzun tırlara ürünler yüklenir ve ileri doğru yollara çıkar. O nedenle bazı patronlar için işleri bir tür iktidar simgeleridir ve övünürken de bu güdüyle övünürler, fark etmişsinizdir :)

İnsanlar ve kurumları eril prensipler doğrultusunda büyür gelişirken buna karşın dişil prensipler insanın ileri doğru hareketini sabote etmek ister. İşler krize girer, tırlar ileri doğru gitmek yerine yerinde sayar, hep aynı müşterilerin çevresinde daireler çizer ve patronlar ofislerinde sıkıntıdan daireler çizerler… İçtikleri ince uzun sigaralar dahi eril güdülerini tatmin etmeye yetmez böyle sıkıntılı anlarında. Makineler çalışmayı durdurur, atalet isteği baskın gelir ve firma küçülür. Tüm bunlara rağmen şirket buradan bir tecrübe çıkarmıştır ve daireler çizen kozasından çıkar, yeniden ama bu sefer daha büyük, daha cesur adımlar atar ve tekrardan büyümeye başlar. Bu döngü böylece sürer gider… Hiçbir firma sonsuza dek büyümez ya da sonsuza dek daireler çizmez. Bu, evrensel döngünün mikro yansımalarından başka bir şey değildir.

Hayatımız süresince her an bu eril ve dişil prensiplerin uç örnekleriyle karşılaşırız. Mesela her şeye müdahale eden o akraba… Alınacak en önemsiz ve basit kararda bile söz söyler ve kendi dediği olsun ister. Hatta en tipik örnekleri de bir iş zaten yapılmakta iken o işin yapılsın diye direktif verenleridir. Çünkü içindeki eril güdü nedeniyle ilk hareketi başlatan olmak ister. Hareket başlamış olsa bile hükmü veren olmayı, iradeyi gösteren olmayı ister. Bu tür insanlara karşı hepimiz “he” deyip geçsek bile o sanır ki kendisi söylediği için o hareket başlatıldı. Ya da kendi profesyonellik ve yetki alanının dışındaki birimlere de karışan ve sanki tüm işin yükü sadece kendi omuzlarındaymış gibi davranan o yöneticiyi hepimiz tanırız. Tüm bu örnekler eril prensibin uç örneklerini temsil ediyor. Eğer amacımız dengeye gelmekse uçların törpülenmesi gerekiyor ve bu da ancak kendimizi dişil prensibe bırakmakla mümkün. Yani… “Bırakmakla” mümkün :)

Uzay boşluğunda salınan tozların yıldızlara, kuru ve ölü tohumun yem yeşil, hayat dolu bir ağaca dönüşmesinden çıkarmamız gereken dersler var. Boşluktaki tozlar ilerlemek yerine kütle çekim etkisine kendilerini bıraktıklarında dengeye ulaşarak gök cisimlerine dönüşmüşlerdi. Nitekim tohum ağaçtan kendisini toprağa bıraktığında filiz verebilmişti. Yani dişil bir güdü olan bırakma eylemi tohumun eril bir güdü olan filizlenme eylemini gerçekleştirmesini sağlamıştı. Eril prensipleri uçlarda yaşayan birinin de yapması gereken şey kendisini toprağa bırakması, uzay boşluğunda salınması olacaktır. Bu bırakış bazen sigarayı bırakır gibi azar azar bazen de aniden olur ama en etkili yöntem çiviyi çiviyle sökmek olacaktır. Yani o herkese kök söktüren ve müdahale eden eril güdüleri insan kendisi üzerinde kullandığında hem kendi kendisine empati yapacak hem de en iyi olduğu prensiple yani ileri doğru adım attıran eril güçle dengeye gelmesi daha kolay olacak, bir tür kaldıraç etkisi yapacaktır.

Yazının başında da belirttiğimiz gibi eril irade uçlardan biri. Asla bir uç diğerinden yeğ değil. Mutlak dişil güdüyle hareket eden bir insan da kuşkusuz denge konumundan uzaktadır. Her şeyi bırakan, vaz geçen, profesyonel olduğu bir konuda bile sorulmadıkça müdahale etmeyen ve yukarıdaki örneklerdeki uç erillerde yaşayanlara “he” deyip geçen, tartışmayan biri de bir ucu yaşıyordur. Onun için ne yapmak gerektiği başka bir yazımızın konusu olsun. Nitekim bu blogun naçizane yazarı bu uçtan muzdarip, o nedenle eril enerjiyle baş etmede uzman fakat dişil enerjinin dengeye gelmesi konusunda prosese devam ediyor, bunun formülünü bulduğunda, deneyimlediğinde “Dişil Evren” başlığıyla da reçetesini yazacaktır. :)

is-this-a-human-eye-or-the-universe

Zamanın Ötesi blogumuzun çok sevilen pek çok sözünden biri de şudur: “Zıtlıklar bir çubuğun iki ucudur, uçları birleştirdiğimizde bir halka elde ederiz, o halkadan da sonsuzluğa, zamanın ötesine ulaşırız…” Uçları birleştirmek, zamanın ötesine geçmek istiyoruz. Nihai güdümüz eril ve dişilin birleştiği ve artık tek olduğu o bütünlüğe ulaşmak.

“Geçilmez halka” ’yı geçmek…

39 comments

  1. Yaradılışta çift enerjinin aynı bünyede iken ayrışması takip eder. Dişil ve eril kendi ayrışır. Göksel adem göksel havva.
    Ilk zıtların ayrışması. Sonra iki ucun birleşip maddeyi yaratması. Dişil evrene şekil verendir.

    Liked by 2 people

  2. Bugün üniversiteden yakın bir arkadaşımın ilk romanı “8. Seviye ” adıyla satışa çıktı. Kendisini tebrik etmek için telefon açtığımda 45 dk. Konuştuk. Konusma eril ve dişil enerjiden,dualiteden basladi ve ” Alfa ve Omega” isminde Arda Ongoren’e ait bir kitabın içeriğiyle sürdü. Yine kulaklariniz çınladı 😊 kendisiyle Izmir’de denk gelirseniz konuşacak çok şeyiniz olacak.
    Bu güzel yazı için emeğinize sağlık, devamını merakla bekliyorum…
    Sevgiler

    Liked by 2 people

  3. Sevgili kardeşim merhaba; Bu sabah bir dostumun attığı WhatsApp mesajına verdiğim cevabı izninle buraya yazacağım.
    Dostumun mesajı kaza geçirmek üzere olan birinin tanımadığı bir adamın tarafından sırtına dokunarak onu mutlak bir ölümden kurtarması ile ilgili.Bana bu olayla ilgili yazdığı cümle;”Aramızdalar, zaman zaman bizi koruyup kolluyorlar, ama biz onları tanımıyoruz”

    Benim Cevabım:Koruyanda sen korunanda sen, hepimiz bütünün bir parçasıyız, şeklinde oldu.

    Yukarıdaki video İnsan metabolizmasının İçindeki endorfin proteini ‘nin beyinde bir sürü hayati işlev için yürüyüşünü gösteriyor ,insan bedenindeki bu mikro proteini evrenin büyüklüğü içindeki bize benzetebilirsek eğer.
    Bizde bu devasa sistemde bu protein gibiyiz tek başına yürüyen ama bütüne hizmet eden.

    Benimde hemen hemen her gün yaşadıkları olumsuzlukları farklılıklara bağlayan kardeşlerime naçizane verdiğim cevap; hayat zıtlıklarla vardır iyi, kötü, güzel, çirkin, siyah, beyaz, acı, tatlı olmak zorundadır.

    Ama bu durumun bize bir “Kavram kargaşası” yaşatması çok normal. Hermesçi gelenek, Tao, Zen, Buda, Yunan, zerdüşt, felsefelerde her şey sadece düalist bir yapıda ele alındığı için iyi-kötü-,karanlık-aydınlık ,zihinler zıtlıkların savaşına hapsedildi. Bu tür algılar üzerinden Kadın erkeğin düşmanı konumuna getirildi. Oysa düşman egomuzdur farkındalığımızı yükseltebilir hiçlik mertebesine ulaşabilirsek eğer, sadece cinsiyet değil türler arasındaki farklarda aradan kalkar tüm evrenin içinde, tıpkı yukarıdaki videodaki proteinin yaptığı gibi, devasa bedende görevini yapan bir mikro varlık olduğumuz bilincini yaşarız.

    Sevgi ve ışıkla kalın,

    Liked by 3 people

    • Oğuz bey tekrar çok teşekkürler değerli katkınız için.

      Evet sistemde bir bütüne hizmet eden parçalarız ve aslında bütünün kendisiyiz fakat benim gibi analitik zihinler için bunu söyleyip geçmek yeterli olmuyor. Bazı insanlae o bütünlüğü en derinlerinde hissediyor, yaşıyorlar. Bizim gibiler ise o bütünlüğü biliyor ama hissetmekte bilmek kadar iyi olamayabiliyorlar. Bizim terkibimiz de böyle, bizim sistemi kavrayış metodumuz da böyle. En nihayetinde tüm yollar tek bir yere çıkıyor, güzel ve sihirli olan da bu :)

      O nedenle biz bir bütünüz, tekiz, hiçiz deyip geçemiyoruz. Bu sistem de bir amaç için yaratıldı malum ve tamamı bir hologram da olsa bu hologramın, bu illüzyonun işleyiş sistemini çözmeye çalışmak zevkli.

      Liked by 3 people

    • Kesinlikle… Yatay ve dikeyin birleşimi bir bütünlüğün, toplama işaretinin sembolü olmuş. Görüldüğü üzere her şey birbiriyle ne kadar tutarlı… Eril ve dişil birleştiğinde toplayıcı ve birleştirici, bütünleştirici oluyor. Aksi taktirde yatay çizgi çıkartıyor, dikey çizgi bölüyor…

      Liked by 2 people

  4. Tebrikler,zamanın ötesinde bir yazı,hani suretsizliğiniz yazıyı yazarken daha ilhamı sezgiyle alırken meleke kuvveleriniz ışıktan kat kat hızlı maşallah;eril hareketini hissederken ne yapması gerektiğini zaten biliyorken dişil ışık hızına düşürüp soyutu somutlaştırmaya çalışırken ki ışık hızının altında zaman oluşur andan ana kıyaslama yapılır;aslında algılayan gerçeği yaratmaz sadece frekans dalga okyanusu içinde var olan olasılıklardan birine somut şekil veriyor başka evrenlere bölünüyor bırası süresiz sürekli sınırsız mekansız zamansız nedenselliğin olmadığı hiçlik halinin yaşandığı yer gibimi acaba,cevabınız için teşekkürler şimdiden:))

    Liked by 1 kişi

    • Sorum tam olarak zamanın ötesinde var olmaya çalışıyoruz ve idrak etmeye çalıştığımız alanı arıyoruz ya yıllardır birlikte;bu alan gerçekten idraki çok zor ve sürekliliği az ama eğlenceli tam olarak sizden bir idrak tarifi istiyoruz))sanki ustadan pasta tarifi ister gibi oldu kusura bakmayın))

      Liked by 1 kişi

      • Mutlak bir tarifi yok, tüm yorumlar öznel olacaktır ve dediğim gibi bunun bir resmi, çizilebilecek tablosu yok. Daha da önemlisi herkes kendi terkibince deneyimler. Mesela ben idrak anlamında çok iyi idrak ediyorum ama bir tablo çizemem size dediğim gibi. Tablo tüm blog. Blog boyunca size bu tabloyu anlatmaya çalışıyorum bir tür yapboz gibi. Bazıları da birebir o tabloyu zihinlerinde görüyor / yaşıyorlar… Onlar da aksine anlatamıyor mesela. Bana anlatmaya çalışıyorlar, ağızlarından doğru kelimeleri çıkartamıyorlar, trak geliyor ama ben görmemiş olmama rağmen anlatıyorum ve evet tam da buydu yaşadığım diyorlar….

        Herkesin idrak aracı farklı o nedenle direk söylenemez. Belki sorular bazı cevaplara götürür sizi ama direkt hadi bakalım anlat olmaz :)

        Liked by 1 kişi

        • Raziye ve marziye nefsin mertebelerini zorladıkça ve idrakin kurallarını boşverince Açılıyor bu alan ve istediğiniz herşey oluyor aslında şükürler olsun ama sürekliliği çok kısa sürüyor hep kalınsın istiyoruz bir önceki yazınızın yorumunuzda yazdığınız gibi kollektif bilinç BİR olmayınca kalınamıyor,teşekkürler cevabınız için

          Beğen

  5. Hii biz ölmeden önce ölenleriz,bunu kabullenmek çok zor olmalı,nezaman nerde ve nasıl hareket ettiğimizi bilmeyiz:))zaman bizim içimizde dolanır durur,bol şans👏👏👍👍😘

    Liked by 1 kişi

  6. Hocam şu sözleri yorumlayabilirmisiniz:Hâce Bahaeddin Nakşıbend’in tasavvufun incelikleri hakkındaki bazı görüşleri şunlardır:−Nefy-i vücud ve “yokluk” azîm iştir!.. Bu sıfatlar, bu yolda “vuslat” devletinin ipucudur. Bizi fenâ ve niyaz kapısından kabul ettiler; her neye erişti isem buradan eriştim.−Yirmi iki senedir, Hâce Muhammed Tırmizî ruhaniyetine tâbi olarakRENKSİZ ve VASIFSIZIM!.. Eğer, bir kimse beni bilmek isterse, hâlâ bu zamanda da RENKSİZ ve VASIFSIZIM.−Bizler maksuda erişmeye vasıtayız. Sâliklere lazımdır ki bizlerden kesilip, maksuda ulaşsınlar.−İbadet, vücud irâs eder. Zira, kulun ibadeti, vücud istemektir…Hâce Saadeddin Kaşgarî;−Allâh âdetidir ki, mihnet ve meşakkat çekmeden, lezzet ve şehvetler terk edilmeden Hakk’a erişilmez,menzil alınmaz.−Senin Hakk’a vuslatın, “sen”in“yok”luğunu idrakından ibarettir!..−Zikir, harf ve ses elbisesinden soyunup, arapça veya farsça olmaktan öte, tüm evrensel mânâlardan arınmış olunca meyve verir!…Sordum ki:“Yâ Rasûlullâh, vücud hakkında ne buyurursunuz?..”Buyurdular ki:“Görmez misin ki, vücud kadimde kadim, ve hâdiste hâdistir!.. Ente ilâhun ve ente me’lûhün!.. (İlâhiyet ve kulluk sende bir aradadır.)”“Yani, sen ilâhsın: Sıfatı ilâhîye’nin sende zuhuru ve Ulûhiyete mazhar olman sebebiyle; ve sen me’lûhsun, mukayyetliğinden, taayyününden ve mahlûkiyetinden ötürü.”…Mevlâna Nizamüddin Hâmuş;−Bu âlemde ve bütün âlemlerdeki mevcudat ve ayân, hakikate ermişlerin indînde, Esmâ-i ilâhîye icabı zuhura gelmiş şuuru ilâhîyeden başka bir şey değildir!.. Ve, Muhyiddini Arabî’nin“ayân vücud kokusunu koklamadılar” sözü gereğince, kendi vücudları yoktur; bizâtihi “yok”turlar!..Bu takdirde, herkeste, her şeyde zâhir olan cemâl ve celâl kemâlâtı, tamamıyla nisbî ve izafîdir.Hakikatte, bunlar, ilâhî hakikatlerdir ki, ezelî ilim sûretleri muktezasınca zuhur etmiştir!..

    Beğen

  7. Merhabalar,aslinda bu isin eril ve disili yada +- si yok,var yada yok yada hic,bizim cagimiz yada sizin caginiz hic ilgilendirmiyor hareketmis duraganmis isiktan hizliymis sacmaliyorsunuz basladigin yeri buldunmu sonu ariyorsunuz yada baslangici suan bu yaziyi okurken cok komiksiniz))ama okuduz bende yazarken))hala yaziyorum aaa sen yazan olmayasin sakin bu yaziyi,nokta.planca gore yazmistin bu alan var ya gulme))bak gene guldun

    Liked by 1 kişi

      • Kime göre karmaşa kaos düzen size göremi yaratıcıya göremi hem zamanın ötesine çıkmak istiyorsunuz hem dualiteden ve dualitesizlikten bahsediyorsunuz,çok komiksiniz ve saçmalıyorsunuz gerçekten,gül kusursuz diyorsunuz zamanın ötesinde kusurlumu diyeceksiniz yani,doğaçlamamı yapacaksınız yemeyiz biz bunları göründüğün gibi olmanın da bir adabı var idrak etmeyi bırakın lütfen herşey yada hiçbirşey olduğu gibidir zaten)))hangi kuşak mezunusun diye sormazlar eril dişil sevgiymiş neyin sevgisiymiş ışığıymış yaratanın zevki sefası olmaya çalışmayın yürümeye bakın yeterli))

        Beğen

          • Anlayamamanıza hiç şaşırmadık,ilkel bilinç seviyesinde kalınca kreşte öğretmen gibi olduk sayenizde,yürüyüş diyoruz,emeklemeyi bırakın yaratıcının karşısında mevlana hz leride emekliyordu ta ki şems hz görene kadar peki şems nerden öğrenmişti yürümeyi?

            Beğen

  8. Oğuz hancı:farkındalığımızı yükseltebilir hiçlik mertebesine ulaşabilirsek. Zero:sadece frekans dalga okyanusu içinde var olan olasılıklardan birine somut şekil veriyor Z.Ö:bunun bir resmi,çizilebilecek bir tablosu yok. Nisa: herşey yada hiçbirşey olduğu gibidir Aslında aradığımızı bulmuşuz yani bu 4kişinin sözleri arasında kalınan ve hissedilen yer hakikat oluyor)))günlk her anımıza ve hareketimize yansıtırsak bu işi zamanın ötesine ulaşmış oluyoruz)))

    Liked by 1 kişi

  9. Epeydir ses seda gelmiyordu bir bakayım dedim ve çoook üst perdeden ! :) bir hazretici ile karşılaştım.Nisa ; yazılanları beğenip beğenmemek,katılıp katılmamak tamamen senin hür iradene aittir ve kısım tartışmaya kapalıdır.Ancak üslubun medeni ilişkiler nazarında oldukça etik dışı.yazar eleştiriye açık olsa da sizin yazdıklarınızda mantıklı bir eleştiri argumanı da göremedim.küçümseyen alay eden bir seslenişiniz var ki; çok engin bir bilgi ve deneyim birikimine sahip olmuş olsanız bile şu satırlardan sonra size kırk fırın ekmeğin dahi yetmeyeceği bir seviye yansıması yapıyorsunuz.bu da benim görüşüm nereye saygısız bir insan görsem onun feleğine çomak sokmak da benim yaşam misyonlarından biri.zira yazar da yazan okurlar da oldukça saygılı insanlar olduklarından size yanlışınızı gösterme nezaketine bile girmemişler.siz güldürmediniz yalnız bunu bilesiniz !
    sevgiler FM yeni yazılarınız için akışkanlık dilerim :)

    Liked by 1 kişi

    • Teşekkürler Burçin :) Aslında sürekli akıyor ama öyle bir materyale bulanma söz konusu ki parmaklarıma yazma sırası gelmiyor. Ben de çok direnmiyorum, nitekim hava elementi oldukça yüksek (haddinden fazla) biri olarak toprak elementine de ihtiyacım var. Fakat yakındır. Bayram gelir, hoş gelir :)

      Liked by 2 people

      • Eminim öyledir bundan dolayı yeni yazılar nerede sorusunu yöneltmedim :) akacaktır parmaklara sonra bize an da sırası gelince.toprakla nötrlenme kavuşumu diliyorum o zaman tez vakitte :) sevgiler

        Liked by 1 kişi

    • Selam,teşekkür ederiz öz değerlendirmeniz için,saygısızlık ve alaycılık ettiğimiz için özür dileriz,miş mış ile biten sözcükleri zamana yaymadan kullandığımızda bu şekilde algılanıyor;her kelimenin her harfin kendine has frekansı vardır;frekans kalınlaşır incelir daralır genişler yükselir alçalır noktanın sırrına ermeye çalışır hepimizin şuan yaptığı gibi,HİÇ kimseyi kırmak küçümsemek istemeyiz sadece kaldıraç görevimizdir ki sizinle birlikte sıçrayalım BİR kademe daha))süresiz sürekli tekamülünüz için.nokta

      Liked by 1 kişi

      • öncelikle öz değerlendirmemi saygıyla karşıladığınız için teşekkür ederim ve geri bildirim nezaketi ile dilediğiniz açıklamalı özrünüzü eyvallah diyerek kabul ederim.fakat olmayan bir şey var sizde burnuma bir koku geliyor böyle kekremsi,kulağıma bir cızırtı geliyor yazılarınızda,gözlerim bulanıyor harfler kakafonik bir uçuşma halinde en önemlisi kalbim biliyor siz tasavvuf katında sıkışan enerjilerdensiniz.tekamülünüzde kolaylık dilerim.ben mi? evrenin çekirdeğin de kah yaratıyor kah satürnün eteģinde ayaklarımı sallandırıp çekirdek çitliyorum :)

        Liked by 1 kişi

  10. Sevgili Nisa.
    Gerçi siz hep BiZ diyerek çoğullaştığınız için ,(BİZ ve BİR katıy mış gibi görünen ama olmayan) komple bir sureye sesleniyor gibi hissediyorum😊
    3 mektubunuzu da inceledim “saçmalamayın, İLKEL BİLİNÇ seviyeSİNde kaldığınız için kreşte öğretmen olduk,BİZ bunları YEMEYİZ vb.”gibi o kadar HAM cümleleriniz var ki; madem sizler bu kadar oldunuz da neden buralarda debeleniyorsunuz diye sormazlar mı ? adama 😉 biz siz süresiz tekamülünüz olmuyor mu? olmuyorsa bu “ticari bekleme yapma” TAVRINız hangi KATIn ya da FAZIN KİBRİ?yaşayın gidin derken sizler neden bunu uygulayamayıp HAD BİLdirmeye geldiniz? hiç kusura bakmayın (ya da bakın)☺samimi değilsiniz SİZ yani kompleniz o biz dedikleriniz ☺.bizler ENGELSİNİZ diye bir cümle kullanacak pratik hayatlar yaşamıyoruz.mesela ben köyde yaşıyorum komşum insan görünümlü bir davar 😁 davarcıkları tenzi ederim kendi tavır olarak öyle.ben simdi diyebiliyor muyum bu MUŞMULAyla aynı oksijeni bana reva görenTanrının makamını şikayet edeyim emi! 😎demiyorum.sebep sonuç beni ilgilendirmiyor ben kendi sorumluluklarımla ilgilenir yaşar giderim.ama birileri taşınca tutamıyorum kendimi 1 den 10 a kadar sayıyorum öyle yazıyorum yazacaklarımı.gene derin nefes aldım şu an 😏 hani böyle içiniz de bir hulk gizli cümleleriniz yemyeşil GÖRÜYORUM ama kartvizit olarak doktor MASKENİZ VAR ben bunu yer miyim?😎 YEMİYORUM ve GARGARAsını da YAPMAm.

    Beğen

    • Sevgili burçin,Her nefs seviyesine göre insanlarla karşılaşır tanışırız sezgi ve idrak seviyemize görede en hayırlı olan anaa kendimizi yanımızdakiyle yada yalnız taşırız ve huzuru sakinliği yaşarız adına sevgi aşk ne derseniz dileyebilirsiniz,evet biraz kibir gibi görünen uslüpla karşıdakinin bilinçaltı fonksiyonunu aktive ederiz,hani hulk bi türlü ortaya çıkmıyor diye))siz saturnün eteğinde çekirdek çitlerken zamanın ötesinde neler oluyor neler)))

      Liked by 1 kişi

      • Güzel bana bunlarla gelin :)) 500 mhz aldım şu son mektubunuzdan.Aşk dilini; okumayı da yazmayı da daha çok severim zira ;) illa ki neler oluyor olduruluyordur uçurtma bekliyorum burada otururken önümden geçerse kuyruğuna takılacağım ☺ sevgiler

        Beğen

        • Güzel ee 1000 hertzi yarılamışız))1000 i açarsak 25000 niye gelmesin dileğiyle deyip öncelikle şu komşunuz boşu boşuna komşu olmamıştır dünya yıllarına göre hiç ummadığımız kişiler hiç ummadığımız anlarda bi sevdiceğimizi zor bir durumdan kurtarır genelde))bu ek bilgi olarak cebimizde kalsın;aklımızı ve duyularımızı bir kenara bırakalım görünmeyene hissedilmeyene doğru yol alalım hani herşeyin yada hiçbir şeyin olduğu gibi olduğu yere zamanın ötesine hani boşluta sevinç ve dinginlik biraradadır;aydınlanmaya doğru saf bilincin nurun doğduğu yere doğru…ee gerisinide siz tamamlayın))aklın kalbin ruhun ismin resmin hepsinin dürülüp yaratılmış olan olasılıkların dışına…

          Liked by 1 kişi

          • 😁komşu konusuyla benim hiç alakam yok tamamen eşimin titreşimsel çekimi.neyi istemiyorum diye bağırsa o bağırdığı dibinde varoluyor mekan ve zamandan tenzi olarak 😅1500-2000 arası sabit denge de iken eş durumundan 750 ‘ye fikslendim döndüğüm yere sevdiceģimi de alıp gidiyorum.sürekli bir denge,neşe,huzur hali mümkün an ‘da yaşamayı sabit kıldığımızda.benim satürn halkam orası.gözle görülen ve algılanan somut katların üstünde cinsiyet,zaman,farklılıklar 3. boyutla bizi sınırlayan hiç bir çerçeve yok.geçmiş gelecek yok herşey şu an da var.bilinç olma öz de 1 olma hali…tüm olasılıklar şu an da onun da ötesine geçildiğinde her bir zerre’nin toplanıp NAR halini alması.ordan buraya bakış nar’ın kırılıp tüm parçaların yere(dünya’ya)saçılması…işte şu an da hem nar’ız hem nar tanesi☺işte orada ses de yok söz de …

            Beğen

  11. Çok beğendimmm, blogu bir süre önce keşfetmiştim ama yazıları anlayarak okumak gerektiği için sürekli erteliyorum, bu konuda bir yazınızın olması beni hem çok şaşırttı hem de çok mutlu etti. Herkes eril-dişil enerji konuşuyor ama kimse doğru şekilde nasıl dengelenir faydalı bir şey söylemiyor maalesef ya da hep aynı şeyler tekrar ediliyor. Sizin geniş bakış açınızla nasıl yorumlayıp nerelere başlayacağınızı(belki uzay, zaman, enerji, kuantum ya da bunların içindeki eril dişil yönler, eril dişil olarak bunları görüp onlardan çıkarabileceğimiz dersler vs. açısından, çünkü ben de zır durumda kaldığımda doğadan yol bulmaya onun aynı durumda ne yapacağını bulmaya çalışırım☺️) merakla ve heyecanla bekliyorum. Tamamen bu konuda ilerleyip ders niteliğinde olmasa da “Kendinizle Konuşmalar” gibi yazarsanız biz de bunları okuyabilir hem de ilerlemenize şahit olabilirsek çok sevinirim😊, sizin için de ilerde dönüp bakabileceğiniz bir kişisel kaynak olur, yazı için çok teşekkürler, devamını bekliyoruz, sevgiler☺️🙏🏻💕

    Liked by 1 kişi

    • Değerli yorumun için çook teşekkürler Buket 🙂 Dediğim gibi bu konuda kişisel ilerlememe devam ediyorum ve çözüm arayışım sürüyor. Elbette düz mantıkla baktığımızda uç dişilde yaşamanın dengeye gelmesi irade gösterip elini masaya vurmakla mümkün ama biliyorsun hiçbir şey o kadar kolay değildir. İnsanın içsel dönüşümünü yapabilmesi sadece bir şeyleri bilmesiyle mümkün değil. İdrak etmesiyle mümkün. Malum bilmek ve idrak etmek farklı şeyler. Bloga da bildiğim değil idrak ettiğim şeyleri yazmaya gayret ediyorum. Belki de bu nedenle insanlarda açılım yaratıyordur yazdıklarım.

      Dediğim gibi tüm blog boyunca aslında gelişimimi de kayıt altında tutuyorum. O nedenle çok eski yazılarımda bazı değişen görüşlerim var ama silmiyorum hiç bir şeyi. O gelişimi de görmek güzel. O nedenle de asla bu kesin şöyledir demiyorum. Herkes kendince bir ilham alır yazılardan ve onu kendi evren görüşüne uyarlar. Sihir de burada zaten. Muazzam bağlar kuruyoruz; geliştiren ve asla sabit olmayan, canlı fikri bağlar… 🙂

      Konuya dönersek dediğim gibi halen formülize edebileceğim bir dişil dengeleme bakış açısı bulamadım çünkü nasıl ki çok eril bir patronun (tekrar söylüyorum eril patron demek erkek patron demek değildir, kadın yöneticiler de eril olabilir) bir anda kendini bırakıp daha uzlaşmacı biri olması ve eril dişil dengesini yakalaması mümkün değilse aksi de ha deyince olacak bir şey değil. Dahası bu bırakışlar ya da iradeyi ele alışlar hep belirli olayların sonucunda olur. Mesela uç erili yaşayan patron başkalarını dinlemeyip kendi burnunun dikine gidip verdiği bir kararla çok kötü sonuçlar doğuran bir durum yaratmıştır ve kafasına dank eder… “Bir dakika yaa, ben napıyorum” der ve bu tutumunu bırakır. Uç dişildeki biri için bunu dengeye getirmenin handikapı ise şudur; aynı örnek üzerinden gidersek, müdahale etmesi gereken bir yerde susarak ya da itiraz etmeyerek kötü bir duruma sebebiyet verebilir. Kişi dişil ucu hakikatten çok uçlarda yaşıyorsa oluşan kötü durum onu üzse de yine de müdahale etmeyebilir çünkü içinden ileri doğru adım atma güdüsü gelmeyebilir. Buna hep şu örneği veririm; 60’larda tüm dünyaya hippi akımı ve çiçek çocuklar yayılmıştı. Mottoları savaşma seviş idi ve barışı dünyaya yaymak istediler. Ama o kadar dişil bir akımdı ki hippiler kendilerine silah dahi tutulsa asla karşı koymazlar, savaşmazlardı. Nitekim akımın en özel temsilcilerinden John Lennon katledildikten sonra bile öyle şiddetli gösteriler olmadı, insanlar çok üzülse bile tepki göstermediler. Elbette bu tutumları kendi içinde çelişkili değildi. Hiç bir şekilde savaşma diyen bir akım elbette böyle davranırdı ama kapitalizmin baskıları sonucu bu akım ve üyeleri tarihe karıştı. Kendilerini savunamadılar bile dişil uçları sebebiyle. Zaten bu nedenle değil midir bugün ataerkil bir toplumda yaşamamız…

      Liked by 1 kişi

      • Rica ederim😊 kesinlikle insan olmak çok zor, dengeyi bulmak dünya gibi bir gezegende yaşamak bu kadar çok olumlu olumsuz dış etkene rağmen orta yolu bulmak zorunda olmak çok zor, melek ya da şeytan olmamız gerekseydi eminim çok daha kolay olurdu, benim en çok zorlandığım herkesi zorlayan ve her şeyin asıl anahtarı olan şey bence denge, alma-verme dengesi, eril dişil dengesi, benlik ve birlik arasında kurmamız gereken denge en zoru bu geliyor bana. Yani eğer her şey bir ve bütünse, eğer hepimiz Bir’in parçalarıysak zaten kendinden vazgeçmek, bencil olmamak, diğerini düşünmek ya da itiraz etmeyip kabul edici olmak zor değil ama eğer öyleyse neden kendi varlığımıza da sahip çıkmamız gerekiyor, neden bir benlik ortaya koymamız gerekiyor ya da neden bu kadar barışçıl, verici, anlayışlı, sevgi dolu olsak bile bir yerde belki bir mücadeleyi, değeri, sevgiyi, savaşı kaybediyoruz, hani Bir’dik? 🤔 Bilmiyorum, kafam çok karışıyor bu denge konusu öyle bir şey ki insan en ufak adımını, tutumunu, aklından geçen her düşüncesini farkında olarak değerlendirip dengeli bir noktaya getirmek zorunda rastgele yapılan her tercih bizi bir yöne yaklaştırıp diğerinden uzaklaştırıyor, bir anahtarı bir formülü olabilir mi acaba dengeyi bulmanın em azından benlik ve birlik arasında? 🤔

        Liked by 1 kişi

        • Merhabalar,bunun formülü var;sürekli akışta kalarak bilmemek;yani hani geçenlerde bi favori olmayan 100m koşucusu uçarak çizgiyi geçmişti,tüm dünya onu izliyordu fakat o anda o bırakın adını cinsiyetini bile hatırlamıyordu sadece potansiyel gücü ortaya çıkmıştı inanarak ve hissederek;anlatmak istediğim inancınız hissiyatınız sezginiz ve idrakiniz çok hızlı olmalı ama yavaş ve keyifli olmalısınız))

          Liked by 2 people

Burası senin için, lütfen soru ve düşüncelerini yaz :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s