Sfr

Ortalama okuma süresi 11 dk.

Hazineye ulaşmak için işaretlere dikkat etmen gerekiyor. Tanrı, herkesin izlemesi gereken yolu yeryüzüne çizmiştir, yazmıştır. Senin yapman gereken, senin için yazdıklarını okumak yalnızca.

Paulo Coelho

Oraya, zaten orada olduğunuzu fark ettiğinizde varmış olursunuz.

Eckhart Tolle

SFR kelime kökünün etimolojik kökenlerine ineceğimiz bu yazımızda tıpkı çok ilgi çeken sembol yorumlama yazılarımız gibi kelimelerin yarattığı sembolleri, manaları inceleyeceğiz. Böylece hayatlarımızın hikayesini daha iyi anlamak için bir pencere açacağız. Kim bilir… Hayatın en derin gizemlerinin peçesini de kaldırırız… Her yazı gibi bu yazı da çok katmanlı. Yani bu yazıyı bitirdiğinizde okuma bitmiş olmayacak, aksine yeni başlayacak… 🙂

Kelimenin köklerine inmeden önce konuyla ilgili olmayanlar için şu önemli bilgiyi vermemiz gerekiyor: Arapça ve İbranice gibi Sami dillerinde; dili oluşturan hemen hemen tüm kelimeler üç harften oluşan bir köke sahiptir. Bu üç sessiz harften oluşan köke sistematik olarak eklenen ekler sayesinde yeni kelimeler ve anlamlar türetilir. Örneğin “hakim” kelimesinin kökü şu üç harftir: “hkm” Bu kök “karar, yargı, kanun, emir” gibi anlamlara gelir. Bu üç harfin farklı çekimleri yeni harfler doğurur. Hüküm, hakem, hikmet, mahkum, muhakeme, tahakküm, hükümet, tahkim… Görüldüğü üzere tüm kelimeler kökün etrafında dolaşan manalara sahip. Yani yasama, yargılama, kanun yoluyla gücü elinde bulundurma ve aynı güçle mahkum etme vs. Yeni türetilen her kelimenin anlam bakımından kökle bir ilintisi vardır. Böyle bir dil oluşum şekli; tek bir tohumdan ya da kökten çıkan dallara benzetilebilir. Dallar farklı yönlere farklı şekillerde uzasa da, hatta ve hatta ağacın aşılanmasıyla aynı dalda farklı farklı meyveler görülse de hepsi aynı kökten beslenmektedir.

Sfr de sami dil ailesinin antik kelime köklerinden birisidir. Kelimenin evrimi dil bilimciler tarafından şöyle ifade ediliyor: Tarihteki ilk sami dili olan Akadca’da “sipru” kelimesi “göndermek” anlamına geliyor. Daha çok at arabasıyla bir şey göndermek anlamında kullanılmış. Kayıtlara göre zaman içinde kelime “saparu”‘ya evrilerek “yazı ya da mektup göndermek” anlamında kullanılmaya başlanmış. 

Kelime, Akadca’dan sonra gelen hakim dil olan antik Aramice kayıtlarında “səphar” olarak kendini gösteriyor. Bu kaynaklarda “kesme”, “sınır çizme” ve “yazma” olarak üç anlamda kullanılmış. Araştırmalara göre Aramice kaynaklardaki bu sıradışı gibi görünen kullanım aslında kelimenin ilk çıkış noktasıyla sıkı bir bağlantı içeriyor: Bir şeyler göndermek için bir yolculuğa çıkan at arabası arkasında bir iz bırakır. Nitekim tüm patikalar da bu şekilde yani üzerinden geçen yolcuların bıraktığı izlerle oluşmuştur. Araçla bir şey göndermek, yazı göndermek, gönderici ve alıcı arasında bir sınır çiziyor. Bir çizgi oluşturuyor. Tıpkı yazmak için kullandığımız kalemin boş kağıt üzerinde bıraktığı izler gibi. Bu da bir yol yaratıyor. Bu aklınızın bir köşesinde dursun, daha sonra buna tekrar değineceğiz çünkü önemli.

Akabinde kelime köküne İbranice metinlerde, kutsal kitaplarda (eski ahit, tevrat incil vs.) yeniden rastlıyoruz. Bu kaynaklarda, kelime kökü olan spr / sfr; “saymak”, “numaralandırmak”, “hikaye anlatmak” ve “çizimle yazıya dökmek” olarak kullanılmış. (Ek not: İbranicede p harfinin özel bir formu f olarak okunur, yani p ve f harfleri birbirinin yerine geçebilir. İngilizcedeki p ve h harflerinin yan yana gelmesiyle f sesinin çıkması gibi..)

Bir kelime nasıl aynı kaynakta hem saymak hem de hikaye anlatmak olarak kullanılmış?” diye sorguluyor olabilirsiniz. Saymak ve anlatmak arasındaki bağıntıyı dil bilimciler şöyle açıklıyor: Saymak ve numaralandırmak aslında bir sıraya koyma işlemidir. (Syntax ya da söz dizimi dediğimiz şey…) Bir hikaye anlatmak da olayları doğru sırasına koyup sayıp sıralayarak ifade etmek demek. Hatta İngilizcedeki “recount” kelimesinin kökeni de buradan geliyor. “Recount” bir olayın iç yüzünü anlatmak demek. “Count”; “saymak”, “hesaplamak” demekken “recount” hem yeniden saymak yani sırasını düzenlemek demek hem de anlatmak demek. Aslında Türkçe’de de böyle bir kelime var ama pek kullanmıyoruz: “Sayıp dökmek”. Bu kelime grubunun TDK’daki tanımı şöyle: “Bir işin türlü hallerini, bir şeyin bütün parçalarını zihne çarpacak şekilde art arda sıralayıp söyleme.” Örnek olarak şöyle bir cümle kurabiliriz: “Baş başa kalınca bana her şeyi sayıp döktü.”

Günümüze geldiğimizde ise sfr (ספר) kökü İbranice’de “kitap” anlamında kullanılıyor fakat diğer anlamları da içinde ihtiva ediyor. Nitekim kitap demek bir fikri başkalarına göndermek demek. Yani aslında Akadca ilk anlamından çok da ayrı değil. Kitap aynı zamanda söz konusu gönderilmeye çalışılan fikrin belirli bir sıraya konulup numaralandırılmasıyla oluşuyor. Yani fikir, belirli bir sıraya konularak yazılıyor, numaralandırılıyor ve bir kitap haline getiriliyor. Tüm bu süreçlerde kullanılan kelimeler aynı kökten geliyor: SFR Çünkü İbranice “sefer” kelimesi, üzerinde yazıların olduğu belge, sayfa demek. “Sofer” yazma eyleminin kendisi anlamına gelen bir kelime. Aynı kökten türeyen “mispur” kelimesi “sayarak, hesaplayarak, numaralandırarak kayıt altına almak” demek. Yine aynı kökten türeyen “sippur” kelimesi “hikaye” demek. Yani aynı kelime kökünden bir kitabın yaratım aşamalarına ilişkin tüm süreçler türüyor.

İlgili yazı:   Dualitenin Çöküşü

Kelimenin bu evriminden sonra Arapça kaynaklarda kelimeyle yeniden karşılaşıyoruz. Nitekim sfr kökü kuranda 12 farklı yerde geçiyor. Kuran’da bu kökle daha çok “sefer” (سفر)  kelimesi olarak karşılaşıyoruz. Sefer hepimizin bildiği ve Türkçe’ye direkt Arapça’dan geçen bir kelime. “Yolculuk, seyahat” demek. “Sefere çıkmak”, “sefer sayılı uçak” vs. gibi günlük hayatta bolca kullanımlarına rastladığımız bir kelime.

Kuran’da sfr kökünden şu kelimeler de türetilmiş ve kullanılmış:

  • Safar, sefer, seferin: Yolculuk
  • Esfāran: Kitaplar
  • Esfera: Ağarmak, ışımak
  • Musfiratun: pırıl pırıl
  • Seferatin: Yazıcı (bir metni), katip

Görüldüğü üzere İbranice kök anlam Arapça’da da muhteviyatını koruyor. Sadece ek olarak ışıkla ilgili bazı fiiller de bu kelimenin anlamına eklenmiş görünüyor.

Arapça’daki sfr köküne eklenen eklerle şu kelimeler de türemiş:

Sufra: Yolcu yemeği demek. Türkçe’deki “sofra” kelimesinin kökeni “sufra”’dır. Yani üzerinde yemek yenen örtü, yer anlamına gelen “sofra” kelimesi, yolculuk anlamına gelen sfr kökünden ortaya çıkıyor. Çünkü yolcunun yemeğe de ihtiyacı var. 🙂 Bu basit gibi görünen bağıntı aslında pek çok idrake kapı aralayan bir bakış açısı, kavrayış şekli.

Musafir: Farkettiğiniz üzere Türkçe’deki “misafir” sözcüğünün kökeniyle karşı karşıyayız. Arapça bilenlerin aşina olacağı gibi kelime köklerine gelen –mu, -mü takıları kelimeyi edilgen yapıyor. Yani mu+sfr = sefer eden kişi anlamına geliyor. Yani yolculuk eden kişi, yolcu demek. Seyyah diye de çevirebiliriz. Kelimenin evrimine kısaca göz atarsak: Safar ya da sefer: uzun yürüyüş, yolculuk demek –> safara: yola çıkmak, seyahat etmek demek –> musafir: Yolcu

Sefir: Arapça’da “elçi” anlamına gelir. Buradaki bağıntı da muazzamdır çünkü elçi hakikatten de yola çıkan kişidir. Kişi ancak yolculuk ederek elçi olabilir. Elbette yolculuğunun bir amacı vardır o da bir şey göndermek, iletmek, taşımak. Bu yolculuğu da bir sınır çizer, bir patern yaratır… 🙂

İlgili yazı:   Westworld 2. Sezon İnceleme – Westworld Felsefesi

Safari: Farkettiğiniz üzere bu kelime de safar/sefer yani yolculuk sözcüğünden direkt olarak türemiş. Afrika’da popüler olan vahşi hayvan gezilerine verilen isim. Üstelik bu kelime yakın denebilecek bir zamanda, 19. Yüzyılda türetildi ve dünya literatürüne girdi. Yaşayan dil diye bahsedilen kavram tam olarak böyle bir şey. Kökler (ağaç kökleri) yeni kelimeler (dallar ve meyveler) türetmeye devam ediyor.

Şimdi yönümüzü biraz çevireceğiz fakat sfr kökünün çevresinde dolaşmaya devam edeceğiz. Muhtemelen yazının başından beri aklınızda tek bir kelime var: Sıfır. Çünkü Türkçe’de bu kök ilk olarak sıfır kelimesini çağrıştırıyor. İbranice ve Arapçada sıfır kelimesiyle sfr köküne direkt atıf yok çünkü kelime kökleri farklı. Mesela Arapça’da “sıfır” kelimesinin kökü: “şfr

Sıfır kelimesinin Arapça yazılışı: صفر 

Sefer kelimesinin Arapça yazılışı: سفر

Sıfır” ve “sefer” kelimelerinin ilk harfleri Arapça yazılışlarında farklı olduğu için aynı kelime köklerine sahip değiller fakat sembolik olarak kelimelerin yazılışları birbirlerine çok benzer. Arapça “şfr” kökü hiç, boşluk anlamına gelir. Yani sıfır kelimesi boşluğu, boş olma halini betimleyen bir kelime kökünden türemiş. Sıfır kelimesini oluşturan harflerden ilki şeklen kendi üzerine kapanan bir harf iken sefer kelimesini oluşturan harflerden ilki kapanan çizginin açılıp dalgalanmasıyla oluşuyor gibi görünüyor. Geri kalan harfler ikisinde de aynı. Yani önce boşluk içinde dairesel bir döngü varken akabinde bir açılımla hareket ve ilerleme başlıyor. Yani yolculuk.

Arapça “şifre” kelimesi de “sıfır” ile aynı kelime kökünden türemiş. Nitekim İngilizce’de “şifre” / “anahtar” anlamlarına gelen “cipher” kelimesi Arapça “şfr” kökünden geliyor ve sıfır rakamı yerine de kullanılıyor. Şifre tam olarak “rakamlaştırmak ve bir yazıyı anlaşılmaması için kodlayarak yazmak” anlamına geliyor. Buradan yola çıkarak sıfır yani boşluk, içinde bir şifre barındırıyor diyebiliriz. Çünkü her yeni oluşan mana, kendini yaratan kelime kökü üzerinde bir açılım yaratıyor. Ki zaten yokluktan varlık meydana geliyorsa bu var olma sürecinde insan yokluktan varoluş sürecinin şifresini çözmeye çalışıyor. Şifresini çözmeye çalıştığı yokluğun anahtarı da yine insanın kendisinde. Tasavvuf ekollerinde bu konu çok detaylı anlatılır ama derine inmeden referans verip kaçacağız.

Sefer” kelimesi Türkçe’de “kez, defa, kere” anlamlarına da gelir. Ki bu gayet mantıklıdır çünkü kelime kökünün yolculuğu esnasında kazandığı manalardan biri iz bırakma, çizme, yazma idi. Bunun da döngüsel bir hareketle mümkün olacağını söylemiştik. Yani bir elçi sürekli iki konum arasında sefer yaparsa gidip geldiği yollarda artık bir patika oluşur. Birkaç sefer (birkaç defa, bikaç kere) aynı yoldan yürürse ayak izleri bir hat çizer, bir yol yaratır. Ki ironiktir; yolcu bir yol olmadan, sıfırdan yolculuğa başlamıştı. Fakat yolculuğunun bizzat kendisi bir yol yarattı. 🙂

Son olarak ingilizcede “küre” anlamına gelen “sphere” kelimesine de göz atıp topladığımız doneleri birleştireceğiz, varmak istediğimiz yere ulaşmaya çalışacağız.

Sphere” kelimesinin kökeni Yunanca “sphaîra” (σφαῖρα) ve küre demek. Bu Yunanca kelimenin daha da derin köklerine tam manasıyla ulaşılamıyor. Antik Yunanca’da “spaírō” fiilinden türediği düşünülüyor. “Spaírō” solumak, nefeslenmek demek. (Budist felsefedeki, tanrının nefes alıp vermesiyle evreni var edip yok etmesiyle ilintisi olabilir.) Kelimenin ilk rastlandığı antik kayıtlara göre kelime dünyanın da içinde bulunduğu kozmozu tasvir etmek için kullanılmış. Yani dünya ve çevresinde dönen yıldızlar, gezegenler bir tür küre olarak tasfir edilmiş. Atmosfer, stratosphere gibi kelimelerin kökeni de buradan geliyor. Yani kürelerden oluşan, nefes alıp veren bir dünya ve evren anlayışı.

İlgili yazı:   Westworld & İnsan Olma Deneyimi

İbrani’lerin tasavvufu diyebileceğimiz kabala felsefesinde; evrenin yaratılış aşamalarını anlatmak için kullanılan “sefira” ve “sefirot” kelimeleri de yine “sphere” kelimesinden türeyen ve aynı anlama gelen (küre) sözcükler.

Böylece elimizde üç adet tohum, üç ağaç kökü oluştu:

  • Birinci kök SFR (Sefer, yol, yolcu, yolculuk, yazı, kitap vs.)
  • İkinci Kök ŞFR (Sıfır, şifre, yokluk, boşluk, sır vs.)
  • Üçüncü kök: Spaírō (Bu kök sami dil ailesinden değil de Helenistik yünan dillerinden geldiği için üç harf kuralına tabi değil.) (Sphere, küre vs.)

Üç kök de benzer ses frekanslarına sahip. Bu köklerden türeyen kelimeler de benzer ses tınılarına sahip. Ağız içinde çalıştırdığı kaslar ve çıkan ses tonları birbirine benzer. Yani Aynı ağacın farklı cinsleri olarak sembolleştirebiliriz. Nitekim manaları da birbiriyle uyumlu.

Sanırım bu denli teknik bilgiyi hikayeleştirerek anlatmak, bilgileri derleyip toparlamak adına daha uygun olacak:

Şifrelenmiş bir yokluktan, boşluktan, sıfırdan yola çıkan seferi (yolcu), bir mesajı göndermek üzere sefere çıkar. Çünkü yolcu sefirdir, elçidir. Mesajını somutlaştırmak adına kalemiyle boş kağıdında çizgiler, yollar oluşturarak yazıya aktarır, böylece mesajı bir yol yaratır. Bu yolculuğunda arkasında izler bırakarak da bir yol çizer. Misafir, yer yer konaklayarak farklı sofralara oturur, soluklanır. Seferi, bu misafirlik için oturduğu sofralarda hikayesini, mesajını anlatır. Hem göndermeye çalıştığı ve sefir (elçi) olduğu mesajını aktarır hem de bu sofralarda mesajına yeni çizgiler ekleyerek yolunu yaratmaya devam eder. Böylece yolcu başlangıçta tek bir tomar olan (sefer İbranicede tomar anlamına da geliyor) mesajını çoğaltmış olur. Mesajını sayarak numaralandırır ve sıraya dizerek ortaya bir kitap çıkartır. (sfr kök manası kitap demekti) Böylece seferi yani yolcu, sıfırdan yola çıktığı bu seferde sefir yani elçilik görevi esnasında anlattığı hikayelerden bir kitap yazarak seferatin yani yazıcı, katip haline gelmiştir.

Yolcu, yolculuğunun doğası gereği döngüsel bir hat çizer çünkü sıfırdan, sphereden yani boşluğu temsil eden halkadan, küreden çıkmıştır. Malum, sıfır rakamı da halka şeklinde. Bu döngüsel yolu oluşturmasına sebep olan ise yolcunun aynı yollardan birkaç sefer geçmesidir. Nitekim kelimenin Akadca kökeni bir mesaj göndermek için at arabasını kullanan yolcunun yarattığı izi de temsil ediyordu. Defalarca sefer yapan yolcu aslında başladığı yere döner çünkü adı üstünde elçi bir mesajı gönderip geri gelmekle yükümlüdür. Böylece sıfır rakamının neden halka şeklinde olduğunun da idrakine varıyoruz. Döngüsel olması sebebiyle…

Özetle bu yolculuk, bu sefer; sıfırdan başlayıp sıfıra giden ve o sıfırın kendisini de bizzat yolcunun oluşturduğu bir yol. Kendinden kendine giden yol…

Bu seferlik yolculuğunuzun bu safhasında, zamanın ötesindeki bu sofrada misafirim oldunuz bu yazıyla. Birbirimizin sefiri, elçisi olduğumuz bu yolda sıfırdan, yokluktan varlık küresini oluşturuyoruz. Bu küreden de tekrar sıfıra giden bir yol çiziyoruz.

Ve bu yolculuğu safir rengi bir gezegende yapıyoruz. 🙂

Seferleriniz huzurlu, sofralarınız bereketli, zihninizin şifrelerini kalbinizle çözdüğünüz, kürelerinizden kurtulduğunuz bir yolculuk olsun. 🙂



Zamanın Ötesi blogundaki özgün içeriklerin sonsuza dek internette var olmasını istiyoruz. Bu nedenle, web site giderlerine destek olmak isteyen herkesin katılımını sağlamak için farklı bağış rakamları belirledik. Her bağış size özel sürprizler içeriyor. Detaylar için aşağıdaki butona tıklayın 🙂

22 Yorum yapılmış, sen de yazsana :)

  1. akşam yemeğimi yemeye doyamıyorum,bi doyabilsem;yokluk manasıda özlemini varlık manasından doyurmuş olucak da sıfır ölçüsü sonsuz hızımı hep bir an da kesiveriyor))halbuki sınırsız sonsuzluğum ile hepliktede mutluyum ama sıfır denge halim hiçlikte huzur veriyor,karar veremiyorum bir türlü,ne yapmalıyım?

    • Metaforik anlatım dili konusunda kendimi naçizane iddialı görsem de bu yazdığınızı tam manasıyla anlayamadım 🙂 Tek diyebileceğim şu an esmaların yani manaların meydana getirdiği bir somut varoluşta yaşıyoruz ve esmaların yani manaların üzerinde tıpkı bu yazıdaki gibi çalışabiliriz fakat 7/24 manaların bizzat kendisi olamayız. Yani sadece pencerelerden onlara bakabiliriz. Hoş özde her zaman tek ve bütünüz fakat bu ayrılık ve ikilem hissini de yaşamamız gerekiyor. Doğanın kanunu bu gibi bir şey 🙂

  2. Kelimelerin, aslında bir olan varlığın sanki birbirinden yalıtık varlıklardan oluşuyormuş gibi parçalara ayrılmış hallerini temsil ettikleri düşünülebilir. Ama yazınızdan da anlaşılacağı üzere, kelimeler arasındaki ilişkilerin de aslında bir bütünselliğe işaret ettiği anlaşılıyor.

    • Kesinlikle. Pek çok yazımda belirttiğim bir şey var: “Neden dünyadaki tüm kutsal olarak atfedilen kitaplar, “başlangıçta söz vardı” ya da” oku” gibi kelimelerle ilgili cümlelerle başlıyor?” sorusu. Bu önemli çünkü nasıl ki gözlerimiz dünyayı algılayış biçimimizi değiştiren, şekillendiren reseptörlerse kelimeler de dünyayı algılayış biçimimizi kökten değiştiren hatta yaratan araçlar. Çünkü kelimenin özü aslında “mana” diye adlandırdığımız şey. Mana yaratımın bir aşaması.

      Örneğin küre diye bir şekil var. Bebekken bu şeklin varlığından bile haberdar değilizdir. Ama o şekil vardır. Biraz büyüyünce küre şeklindeki toplarımızla oynarız ama aslında onun küre olduğunu bilmeyiz. Biraz daha büyüyüp okula gidince küre diye zaten şeklen bildiğimiz bir kelimeyi öğretirler bize. Biz etrafımızda küre formunda olan objelerin adının küre olduğunu bildiğimizde artık küreden bahsedebilir hale geliriz. İçinde o objenin yani kürenin geçtiği kelimeler kurabilir ve küre ile ilgili hikayeler anlatmaya başlayabiliriz. O nedenle isimlendirmek soyut yaratımdır. Yaratabilmek için isimlendirmeniz gerek. Ya da yaratılanın ismini bilmeniz gerek. O nedenle tüm dinlerde yaratıcının sadece sıfatları vardır. Gerçek ismi yoktur, bilinemez. Sadece sıfatları üzerinden anlatılır. Çünkü gerçek ismi bilinirse artık yaratan değil yaratılan olur.

      Kelam, kelime, söz de şu an etrafımızda gördüğümüz tüm somut varlığın soyut taslağıdır. (blueprint) o nedenle başlangıçta söz vardı ve o nedenle o sözü oku. 🙂

  3. Peki ya manalandırmadan hareket halinde direk neden sebep olmaksızın sonucun içindeysek bilinmezliğin;herşey onda açığa çıkmışsa sonsuz olasılıkların hissedişi olarak açığa çıkmış oluruz,amlansızmış gibi görünsede olan olmuş mu?

    • Evet. Olan olmuş. O nedenle zamanın ötesi diyoruz 🙂 Yine de bu boyutta bu varoluş düzleminde birbiri ardına sıragelmiş bu basamakları deneyimlemek gerekiyor. O nedenle mana var. Sonsuzluktan kademe kademe düşüp materyale inmek var. Bu aşamalar var… Yani her şey şu an olup bitti aslında o nedenle burası önemsiz demek yanlış. Aksine her şey tam da bu an için oldu.

  4. Tamda bu anda yazışıyoruz aramızda oluşan bu bilinçsel alanda bir ben bir sen varmış gibi ama aslında o var hem sen hem ben manasını kaybetmiş selam sana))

  5. Merhabalar; Bilgi hep vardı biz sadece hatırlıyoruz, Big bang yada her neyse ilk organik yaşam başladığı andan itibaren ilk hücrenin öğrenmeye başladığı andan itibaren evrensel hafızada kayıt başlıyor.Organik yaşam türler arasında bile iletişim var ağaçlar ve bitki örtüsü bile bir mantar türü sayesinde toprağın içindeki kökleri vasıtasıyla haberleşebiliyorlar.Bu konuda sümer tabletleri yakın zamanımızın bilinmeyenlerine oldukça ışık tutuyor. Laboratuvar ortamında deney farelerine bir su engelini aşarak peynire ulaşmasını 60 günde öğretebiliyorlar o farenin yavrusu 15 günde öğrenebiliyor kısaca bilgi dna ile aktarılabiliyor.Bana göre sözcükler devasa bilgi arşivimizdeki kısa yollar. sevgi ve ışıkla kalın.

    • Oğuz bey teşekkürler değerli katkınız için. 🙂

      Evet, kelam, kelime, tekellüm, söz vs. tarih boyunca en önem atfedilen anahtarlardan biri olmuştur. Hatta pek çok komplo teorisi, fantastik edebiyattaki büyülü sözcükler, (spell ingilizcede hem sözcük hem de büyü kelimesi için kullanılır), ibranilerin o kadim tanrının ismini arayışı, esma-ül hüsnalar vs. hepsi özel bir bilginin yansımaları. Bahsettiğiniz gibi öncesiz ve sonrasız olana yani ana kaynağa açılan patikalar, kısa yollar… Yani sefere çıkan sefirin / elçinin kısa yolları. 🙂

  6. manada buluşmaya çalışıyoruz derken zorlama olmuyormu,yani bütünsel yapıdaki şenlerde kendiliğinden var olup yaşıyorum şükürler olsun mu diyoruz yoksa şükreden hamdeden zaten kendisimi?biz gözlemleyenin ve gözlemlenenin dışında mı kalıyoruz?newton kanunlarına göre ben yada biz derdik ama quantum kanunlarına göre sadece o diyoruz gibimi?yani bir sınırlama ve kural yok aslında kuantum kanunlarında ;dolayısıyle o ve nurunun etrafında dönen bir aşk okyanusu dalgası var bize de sadece selam almak kalıyor,tabi selam alınırken gözlemlenmiş ve gözlemiş oluyoruz gibi zannediyoruz))bu durum baya bi kıymetli gibi;düşünsenize sevgiliyle geçen 1 dk 1 sn gibi dişçide 1 sn 1 dk gibi;aşk ve acının arasındaki 1 salisede yada göz kırpma hareketinde selam alıyoruz ve buna zorlamaya gerek kalmıyor zamanın ötesinde anlık selam alıyoruz herşeyden))

    • Çaba ve çalışma idrak edebilmek için. Yani hem zihnin hem bedenin hem de bilincin bilmesi için. 🙂 Yoksa elbette dil kolayca söyler, el kolayca yazıverir koca bir hakikati öylesine oracıkta. Ama biliyoruz ki mesele sadece söylemek ya da yazmak değil aynı zamanda tüm benliğimizle anlamak yani idrak etmek. İçselleştirmek. Çabamız bu yönde. Ki bu da dediğiniz gibi sadece bunun farkında olarak ve hem gözlemleyen hem de gözlemlenen olduğumuzu bilerek mümkün.

  7. Nefs mertebelerini ve tevhid mertebelerini vede ahaddiyet mertebesini geçtikten sonra bilmeye ve idrak etmeye gerek varmıdır?olan kendiliğinden oluyor gibi geliyor sanki,yani neden sebeb ve sonuç (harf,kelime,rakam ve sembol)manasını yitirmiş oluyor

  8. Yani tüm evrendeki her ana fotoşoplanmışsak şayet batınındaki varoluşta bilmemize gerek yoktur(takva yönlendirmesi ile),doğru!üst seviye idrakte herşey kendiliğinde şükür ve secde halinde olmuş olur ve selam alınmış olur(kontrolsüz relax şekilde);mekansız,zamansız ve suretsiz olarak))bunu içselleştiren sadece bir titreşim salınım hissederse mana manada harfsiz kelimesiz rakamsız sembolsüz olarak yaşanır))Umarım iyi bir şekilde yorumlayabildim?

    • Evet, demek istediğiniz gayet anlaşılıyor 🙂 Fakat kullandığınız terminolojiye hakim olmayan ve yorumunuzu okuyarak farklı bir bakış açısı kazanmak isteyen diğer okurlar zorlanabilir. Kendinizi ifade etme konusunda büyük çaba sarfediyorsunuz, pek çok yorumunuzda bu çaba farkediliyor ve bu muazzam bir şey. Çünkü bu blogun amacı biraz da anlatılmaz, “sadece yaşayan bilir” diye üstten bakılarak sarfedilen sözlere karşı bir protest duruştur. Her şey anlatılabilir, yeter ki doğru ve anlaşılır ifade şeklini bulalım. Siz de bu ifade etme yolculuğunda büyük ilerleme kaydettiniz. Farkındayım kelimelerle ifade edilmesi zor, aşkın deneyimler yaşamışsınız. Ben bilinçten hisse gidiyorum siz histen bilince geliyorsunuz. O nedenle yolculuklar birbirini tamamlıyor 🙂

      Dediğim gibi terminoloji konusu diğer okurlar için zorlayıcı olabilir. Daha az ilmi terminoloji olursa daha anlaşılır olur diye düşünüyorum.

      Gördüğünüz üzere anlaşılır olmak için, anlamak ve anlaşılmak için ne kadar çaba sarfediyoruz. Neden? Çünkü mutlak yaratım kendini manifesto edebilsin diye. O nedenle bu harfler kelimeler semboller yani özetle bu esmalar / manalar da önemli. Bunlar hologram diyip es geçmemek gerek. Nitekim bu yazdığınız çıkarımlara dek gelebilmeniz için tüm bu sembollere harflere ihtiyacınız vardı.

      Ha tabi elbette sembolsüz ve kelamsız da deneyimler yaşayabilir insan ama eğer insansa yani beşerse bunları ifade etme ihtiyacı duyacaktır. Yoksa zaten başka alemlerde yaşayan insanüstü bir varlıktır. Bu dünyanın kuralları böyle 🙂

  9. Yazınızı okuyunca aklıma topolojideki “mobius şeridi” ile hücrenin interfazdan sitokinez aşamasına kadar geçen evreleri geldi. “Sıfır’lar döngüsü” evrensel bir kanun benim nazarımda.

    Elinize sağlık 🙂

    • Bahsettiğiniz iki kavrmı da bilmiyordum. Hemen araştıracağın 🙂 Topoloji özellikle çok ilgimi çeken ama gereken ehemmiyeti gösteremediğim bir alan. Teşekkürler, baya bağlantı kurduracak bunlar 🙂

  10. Yalnız “sıfır’lar döngüsü” nü az önce ben uydurdum :)) artık bir adı olmalı dedim. Kolay gelsin.

    • 🙂 Onu farkettim. Topolojik terim ve biyolojik süreçle bağıntısı yeni karşılaştığım bir şeydi.

      Eh isimler de gayipten gelmiyor işte böyle böyle konuluyor.

  11. Ben topolojinin niceli yok sayıp nitele odaklanmasına ve bu haliyle matematik olmasına vurulmustum.

    Hücrenin bölünme evrelerini de nefs, velayet ve ahadiyet mertebeleri ve boyutlarala esleştirmistim. Hayat döngüsünün aşamaları gibi olmuştu.

    Belki siz başka bir noktayı/noktaları bir’lersiniz, sıfır’lar çoğalır.

Lütfen düşüncelerin yaz, bu yorum alanı senin için :)