Metaverse: Replika ve Varoluşun Geleceği

Ortalama okuma süresi 5 dk.

İnsanlık olarak her şeyin replikasını yapma eğilimindeyiz. En basitinden bir hayvanın ahşaptan maketini; bir ağacın mermerden biblosunu; petrol ürünlerinden, plastikten de mermer görünümlü bir kaplama yüzeyi yapıyoruz. Tasarımlarımız, doğadan ilham almakla kalmıyor, doğanın bir kopyasını oluşturuyor. Bu kopyasını oluşturma çılgınlığımızın günümüzde geldiği nokta; tamamen bilgisayar bileşenlerinin içinde, sunucularda “var” olan sanal bir evren fikri oldu. Facebook’un “Metaverse” ve daha önce analizini yaptığımız Microsoft’un “Hololens” projeleri aslında tamamen her şeyin replikasını yapma güdümüzün bir parçası.

Peki bu güdünün arkasında ne var? İnsan olmaya dair nasıl bir kavrayış söz konusu? Neden kopyalama ve kopyalayarak daha da soyutlaşma eğilimindeyiz? Bu yazımızda “İnsan Nedir?” ana yazı kategorimize sağlam cevaplar bulmaya çalışacağız…

Kopyalama” kavramı aslında canlılığın varoluşunun temelini oluşturan olgulardan biri. Malumunuz ilk tek hücreli canlılar çamur ve balçığın içinde oluşmaya başladığından beri; bu hücrelerin kendini kopyalamasıyla canlılık kendini bu gezegene yaydı. DNA verilerimiz her seferinde kendini birebir kopyalamak yerine ufak değişikliklerle yeni replikalar oluşturdu. Her yeni doğan canlı, bir öncekinin DNA proteinlerini bir nevi “yorumladı”. Kendi yorumunu katarak kopyaladı ve bu sayede canlı çeşitliliği, flora, fauna ve eko sistem gibi olgular ortaya çıktı. Başlangıçta bu kavramlar yokken, yeni kavramlar, yeni “oluşumlar” ortaya çıkmaya başladı.

Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı. Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı’nın Ruhu suların üzerinde hareket ediyordu. Tanrı, “Işık olsun” diye buyurdu ve ışık oldu. 4 Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı. 5 Işığa “Gündüz”, karanlığa “Gece” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu.

Yaratılış: 1-6 | Tevrat

Tevratta da yazdığı gibi, sanki evrim bu yeni kavramların “iyi” bişiy olduğunu görmüşçesine oluşturmaya devam eti ya da bir kar topu etkisiyle bu kavramlardan, çok daha fazla yeni oluşum türemeye devam etti. Keza insanın evrimine geldiğimizde; evrimin artık insan bilincinin kontrolü altına girdiğini görüyoruz. O derece ki, insan bilinci adına teknoloji dediği bir kavram türeterek, evrimin kendine has tekniğini dahi kopyalıyor. Evrimin, entropi denen ve her şeyi yok eden kavrama karşı oluşturduğu canlılığın; daha uzun ömürlü ve daha iyi veri saklayan canlılar geliştirme teknolojisi artık insanın eline geçiyor. En basitinden, insan taşı taşa vurarak ateşi kendi himayesi altına alıyor ve eti pişirerek yemeye başlıyor. Böylece insanın bağırsak sistemi kısalarak enerji beynin daha da büyümesi için harcanmaya başlıyor. Beynin evrimi sayesinde de soyut, sanal verinin daha iyi saklanmasının önü açılıyor.

Kopyalama güdümüzün kaynağını bulduk ama halen bazı sorular havada kaldı… İnsan neden kopyalayarak üretme eğilimindedir?

Öncelikle, aslında üretme eyleminin kopyalama haricinde bir yolla olması imkansız gibi göründüğü ortada. İnsanın tamamen orijinal, hiçbir yerde görmediği ve başka bir “şey” ile benzeşmeyen bir üretim yapması mümkün görünmüyor. İnsan üretimleri, yazının başında da belirtildiği üzere, başka şeylerin replikası, yorum katılmış hali olarak ilerliyor. Böyle olması da çok doğal, keza her şey birbiriyle bağlantılı. Bir şey başka bir şeyi etkiler, ki zaten bu sayede bu çeşitlilik var olabildi. Bu kopyalayarak üretme sonucunda da tıpkı DNA’nın sonsuz çeşitlilik üretmesi gibi sonsuz bir potansiyel kavram ortaya çıktı. Tüm bu varoluşun amacı da DNA’nın yapmaya çalıştığı şey ile örtüşüyor: Bilgi aktarımı. Peki evrimin neden bilgi aktarma gibi bir güdüsü var? Kişisel cevabım entropi. Yani yok oluşun önüne geçmek ve “varlığı” sürdürmek. O halde evrimin bir amacı, istikameti var diyebiliriz. Bu da bizi tüm varoluşun yöneten bir “süper bilinç” kavramının varlığına götürür.

Şu ana kadar geldiğimiz nokta, tanrı kavramının bilimsel olmasa da felsefik ispatı gibi… Yine de her şeyin otomatik ve rastgele bir şekilde gerçekleştiğini, tüm olan bitene bizim “anlam” yüklediğimizi savunan şüpheci okurları yok saymıyoruz. O nedenle daha gerçekçi gözlüklerimizi takalım ve günümüze gelelim…

Gerçekçi gözlük diyoruz ama günümüze geldiğimizde VR (Virtual Reality) ve AR (Augmented Reality) gözlükleriyle karşılaşıyoruz. Yazının başında belirttiğimiz teknoloji devlerinin domine ettiği sanal evren yaratma yarışında bu gözlükler yeni deneyimlerimizi oluştururken, insanlığın ufak tefek şeylerin replikasını yapmayı çoktan aşıp; tüm dünyanın ve hayatın replikasını çıkarmaya soyunduğunu görüyoruz. Facebook kurucusu Mark Zuckerberg’in demonstrasyonunu yaptığı Metaverse aslında sadece sanal gözlüklerinizi takıp sosyal medyada takılma değil, yeni bir hayat deneyimi vaad ediyor. Aynı şekilde Microsoft’un “Hololens” gözlüğü de “gerçek” hayatta gördüğünüz ne varsa üç boyutlu sanal bir kopyasını kişisel sunucunuzda saklama ve üzerinde modifikasyon yapma imkanı vaad ediyor. Yani yeni teknolojiler, tüm hayatın bir replikasını almanıza imkan sağlıyor.

Uzun lafın kısası, göstergebilimci ve filozof Jean Baudrillard’ın simülasyon teorisinin vücut bulduğu çağlarda yaşıyoruz ve aslında evrimsel büyük planın bir parçasını deneyimliyoruz: Entropiye karşı gelmek ve varoluşun maddeden bağımsız var olmaya devam etmesi. Hayatın, evrenin yani her şeyin replikasını alıyoruz. Silinmesin, kaybolmasın diye…

Keza bizler yeni evrenlerin öncüsü, yeni hayatların yaratıcısı, tanrının parçalarıyız…

Bildiğiniz gibi Zamanın Ötesi blogunda reklam bulunmuyor. Blogtaki özgün içeriklerin entropiye bile karşı gelerek sonsuza dek internette var olmasını istiyoruz. Bunu sağlamak için, reklamlar yerine web site hosting barındırma giderlerine destek olmak isteyen herkesin katılımını sağlamak adına farklı bağış rakamları belirledik. Her bağış size özel sürprizler içeriyor. Detaylar aşağıdaki butonda! 🙂

2 comments

  1. Selam,metaversenin hayatımıza renk katacağı kesin tabiki bizim sizin bloğunuzda ilham ve sezgilerimizle örtüşür ise;bekleyip hep birlikte göreceğiz))metaversenin önizlemesini gerçek kahraman filminde uyarlamaya çalışmışlar aslında,yapay zekanın kendini insan olarak algılaması ve yok olma korkusuyla varolan düzeni korumaya çalışması tuhaf;bu film hakkında analizinizi bekliyorum)

    • Sevgili Alp, çok doğru bir film seçmişsin bu konu için keza benim de blog notlarım arasında bu filmin analizi var. İzlediğim anda yazmalıyım diye düşündüm.

      Blog boyunca da hep tekrar ettiğim bir şe5 var; iyi ya da kötü diye bakmıyorum tüm olup bitene. Salt oluş her şey… Dediğib gibi bekleyip göreceğiz ama bunun pasif bir bekleyiş ve kurban psikolojisi olmaması için de her şeyin farkında olmak gerek. Şahsen teknolojiyi aktif kullanan biriyim ama onun kölesi olmak için değil aksine onun beni köleleştirmesine engel olmak için. Keza teknolojiyi zihnin kendisi gibi düşünebiliriz. Malum zihin kullanmamız gereken bir şey. O bizi kullanmamalı.

Lütfen düşüncelerini yaz, bu yorum alanı senin için :)