The Lighthouse Film Analizi | Proteus & Prometheus

Ortalama okuma süresi 12 dk.


“Fenerin içinde ne olduğunu görmek mi istiyordun? Son yardımcım da istemişti. Ey insanın zihninde yüzen ve özgürce eriyen döneklik… Kutsal ayıplar ve korkular… Gözlerde alev alev yanar. Denizin dbine doğru bakar. Diğerleri hâlâ kördür. Kutsal nimetleri göremezler. Ve denizci cennetine yollanan hiçbir adam çekmez ne acıyı ne zahmeti. Ancak kadim zamanlardan beri dönekler ve değişmezler dünyanın dört bir yanını sarar. Budur hakikât. Cezanı çekeceksin. Işık bana ait!” –The Lighthouse Filmi (2019)

The Lighthouse (2019) filmini inceleyeceğimiz bu yazımız haliyle bolca spoiler içerecek. O nedenle yazıyı bu filmi izlediyseniz, spoiler yemek sizi rahatsız etmiyorsa ya da izlemeyi düşünmüyorsanız okuyabilirsiniz.

the lighthouse film analizi

The Lighthouse film analizine geçmeden önce filmdeki karakterlerin neyi sembolize ettiğine değineceğiz. Zaten ana hattını çıkarınca analize bile gerek kalmayacak. Bunu yapma sebebimiz tıpkı bu blogta analizini yapmayı seçtiğimiz diğer filmler gibi bu filmin de ya çok beğenilmesi ya da nefret edilmesi. Anlaşılan o ki bazı noktaları aydınlığa kavuşturmak gerekiyor senaryoyla ilgili. Çünkü bu ana hatları bilmediğimizde gerçekten de film vasatın da vasatı ne idüğü belirsiz bir hal alıyor. Ama bilince de tam aksine muazzam  bir haz veriyor. Zaten metaforlaştırma ve sembolizmi sevme sebebim de bu. Bir tür sihir gibi. Filmi izleyip izlediğine pişman olan okurlar aşağıdaki yazıları okuduktan sonra sanki bir sihirli değnek değmişçesine woow olacaklar. Biliyorum çünkü aynısı bloğun yüksek trafik alan ve çok sevilen “Mother Film Analizi” yazısında da olmuştu. 🙂

proteus the lighthouse
“Proteus” by Andrea Alciato from The Book of Emblems (1531)

Proteus: Proteus, formunu istediği gibi değiştirebilen ve sürekli formdan forma giren erken dönem yünan mitolojisinden bir deniz tanrısıdır. İngilizcede “değişken, dönek” anlamlarına gelen “protean” kelimesi bu mitolojik kökenden gelir. Bazı antik kaynaklarda Poseidon’un oğlu, bazılarında ise yaşlı, huysuz ve kurnaz bir adamla özdeşleştirilen bu karekter; dalgalanan, dalgaları yüzünden sürekli form değiştiren, durulan, yükselen, fırtınalarla karakteri değişen denizi simgeliyor. Psikiyatris ve yazar Robert Jay Lifton bu tabiri sürekli değişen karakterlerimizi betimlemek için kullanmış ve psikoloji literatürüne katmış. Lifton “The Protean Self” adlı tezinde; “Günümüzün sürekli değişen ve her günü bir diğerinden farklı olan medeniyetine ayak uydurmak için biz de tıpkı bu Yunan tanrısı Protean gibi form değiştiriyor, yeni psikolojik karakterler kombine ediyor, karakterimizi esnetiyor ve hızla adapte oluyoruz” diyor. Bu sürekli değişim döngüsü zamanla bir tür bağımlılığa dönüşür, karakterin yüzeyselleşmesine ve psikolojik bir boşluğa neden olabilir. Lifton’a göre sonuçta bu tür kişiliğe sahip olanların içsel bir bütünlükten uzaklaşmalarının arka planında “asıl benliklerinden” asla hoşlanmama durumu da vardır. Yaşamlarını, artık memnun etmek istedikleri kişilerin (ya da otoritelerin) beklentilerine göre şekillendirmeye başlarlar.

Homeros, “Odysseia” eserinde Proteus’u “yaşlı adam” olarak tanımlar ve onun zor durumlar ve krizler anından dönüşümünü şöyle tarif eder:

“Ama yaşlı adamın oynadığı oyunların sonu gelmemişti;

Hatta tam aksine önce bıyıklı bir aslana dönüştü,

Ardından bir yılana, bir leopara, kocaman bir yaban domuzuna;

Ve sonra upuzun, yeşil bir ağaca…”

Proteus; geçmiş, şu an ve gelecek de dahil olmak üzere her şeyi biliyordu. Kahinsel yetileri vardı ama bildiklerini açıklamayı sevmiyordu. Ona danışmak isteyenler, öğleden sonra uykusu sırasında onu şaşırtmak ve bağlamak zorunda kaldı. Yakalandığında bile, her türlü şekle girerek kaçmaya çalışırdı. Fakat eğer esir alan kişi onu hızlıca yakalarsa, o ana uygun şekline döner, istenen cevabını verir ve denize dalardı. Ve mitolojiye göre verdiği cevap en güvenilir hakikat olurdu. (Filmde bu durum Thomas’ın yani Proteus’un finalde köpek formunu alması olarak kendini gösterir. Akabinde de hakikati söyler zaten.)

prometheus the lighthouse
“Prometheus Carrying Fire” – Jan Cossiers (1600-1671) – Prado Museum

Prometheus: Bir diğer karakterimiz ise Prometheus. Protheus’a göre daha aşina olduğumuz bir Yunan mitolojisi karakteri… Olympos Tanrıları kuvvetli ve kudretlidir; Prometheus ise akıllı, yaratıcı ve zekidir. O, her şeyden önce insan dostu olarak Zeus’un karşısındadır. Efsaneye göre Zeus, itaat etmediği için Prometheus’a çok kızıp, onun balçıktan var ettiği ve sevip değer verdiği insanları cezalandırır. Önce insanlar kolayca bulamasın diye bütün besinleri toprağa gömdürür. Sonra en önemli silah olan “Bilgi Ateşini” de onlardan saklar. Çünkü insanların, kendine karşı ayaklanmalarından korkuyordur. Ama Prometheus, ağır bir suç olduğunu bile bile, bu bilgi ateşini insanlara götürmeye karar vermiştir. Böylece insanlar gerçekleri görüp, zalim Zeus’a başkaldırabileceklerdir. Bir sabah erkenden, ateşe çok benzeyen “narteks” çiçeğini yanına alıp, yola çıkar. Tanrıların yaşadığı İda dağındaki ateşe ulaşır. Nöbetçiler uykudadır. Hemen gizlice bilgi ateşini alıp, yokluğu fark edilmesin diye yerine narteks çiçeğini koyar ve bilgi ateşini götürüp insanlara ulaştırır. Artık bu ateşi söndürmeden korumak insanların görevidir. Prometheus, böylece Zeus’tan da intikamını almıştır.

Zeus bunları öğrenince çıldırır ve Prometheus’a korkunç bir ceza verir. Onu Kafkas Dağları’nda büyük bir kayaya zincirletir. Her gün bir kartal gönderir, Prometheus’un karaciğerini yedirir. Gece olunca karaciğeri yeniden oluşturur ve yenilenen karaciğer de, tekrar kartalın ertesi günkü yemeği olur. Bu bitmeyen bir işkencedir. Prometheus, umudunu hiç yitirmeden buna dayanır. Nitekim 30 yıl sonra bir gün Herakles (Herkül) çıkagelip Prometheus’u kurtarır.

Prometheus ismi “Pro” ve “Metheus” kelimelerinden oluşur. Pro tahmin edeceğiniz üzere “önce” anlamı taşır. Yünancada zamanından önce anlamına gelir. Metheus kelimesinin kökeni ingilizcede matematik kelimesinin de kökeni olan “math” kelimesidir. Math yünancada öğrenmek anlamına gelir. Yani Prometheus; önceden öğrenen, önceden bilen, hesap eden anlamlarına gelir. Türkçeleştirmek gerekirse aklı evvel diyebiliriz. (etimolojiye bayılıyorum, sadece etimoloji üzerine sayfalarca blog yazabilirim sanırım 🙂 )

Yönetmen Eggers filmle ilgili bir röportajında bu iki mitolojik kahramana direkt referans veriyor. Röportajında, Protheus ve Prometheus’un mitolojide asla karşılaşmadıklarını ama bu filmde böyle bir durum olduğunu söylüyor. Şunu da ekliyor: “Biliyor musunuz, zamanının klasik yazarları bunu hep yapmıştır.” Yani yönetmen, antik ve mitik kahramanları alıp zor durumlara sokmanın ve nasıl davranacaklarına bakmanın her zaman yapıldığını söylüyor. Buradan da şunu anlıyoruz; yönetmen ve senaristler için yazılı ve görsel tarih aslında bir tür kiler. Bu kilere girip tozlu rafları kurcalayıp asla yan yana gelmeyen materyalleri buluşturup neler çıkacağını görmek gerçekten de hem bir yaratım süreci olarak hem de biz sanat tüketicileri açısından çok zevkli.

the smalls lighthouse

Filmin senaryosu aslında her ikisi de Thomas adında iki İngiliz deniz feneri koruyucusunun 4 ay süren fırtına sırasında adada mahsur kaldığı gerçek bir trajediye dayanıyor. Geleneksel olarak İngiliz deniz fenerlerinde, tecritte geçirilen uzun vardiyalar için görevlendirilen iki adam vardı. 1801’de Thomas Howell ve Thomas Griffith’in iki kişilik takımı Smalls Feneri’nde görevlendirildi. (“The Smalls Lighthouse Tragedy” adıyla detaylı araştırma yapabilirsiniz)  Thomas Griffith hasta oldu ve meslektaşı ona yardım etmek için elinden geleni yapsa da kurtaramadı. Bir süreliğine, Thomas Howell her ne kadar iyi geçinmediği ve sık sık kavga ettiği bilinen arkadaşının cesedini barınakta yanında muhafaza etse de bir süre sonra kokudan duramadı ve ahşaptan bir tabut yapıp içine koyup deniz fenerinin korkuluklarına sabitledi. Fırtına dinmeyip daha da yükseldikçe tabut dalgaların etkisiyle parçalandı ve içindeki ceset bağlı olduğu korkulukta öyle bir konuma geldi ki, yetkililer 4 ay sonra adaya ulaşıp Howell’ı kurtarmaya geldiklerinde Griffith’in cesedi parmağıyla arkadaşının kaldığı barınağı gösteriyordu. Bu sıradışı hikayeden esinlenen yönetmen ve senarist Robert Eggers, kardeşi Max Eggers ile birlikte bu hikayeye mitolojik sos ekleyip, imdb’de 8,1 puan alan, görsel ve oyunculuk açısından çok tatmin edici olan bu eseri ortaya çıkartıyorlar.

The Lighthouse filminin esinlendiği tüm materyalleri topladığımıza göre ne anlattığını artık daha iyi anlayabiliriz. Prometheus’un hikayesi senaryoyla birebir eşleşiyor. Prometheus spiral şekilde dönerek yükselen dağa (olympus=deniz fenerinin gövdesi) tırmanıyor. Yasak olan ışığı deneyimliyor ve cezasını da martılara diri diri yenilerek çekiyor. Sembolizm bilmek ve sembolleri görebilmek; vasat ve sıkıcı bir filmi bu denli zevkli bir hale getiriyor. Canlı bir tabloya bakmak gibi… Nitekim yönetmen aynı röportajında filmin finaliyle ilgili bazı tablolardan esinlendiklerini de belirtiyor. Ressam Jean Delville’in “Prometheus” adlı tablosu gibi… Prometheus’un ışığı tanrılardan çalışı hem güzel hem de üzücü bir hırsızlık…

prometheus jean delville the lighthouse
“Prometheus” – Jean Delville – The Royal Library of Belgium, Brussels

Prometheus’un akılcı ve verici yanına karşı Proteus bencil ve huysuz biriydi. Nitekim ailesini sırf deniz feneri uğruna bırakmış ve Psikiyatr Lifton’un da işaret ettiği, sürekli değişmekten kaynaklanan yalnızlaşmaya sürüklenmişti. Bence, bu noktada karakterlerin çatışması aslında insanın kendisiyle çatışmasına referans. Çünkü Thomas ve Ephraim karakterleri filmin bazı noktalarında birbirlerinin hayal ürünüymüş gibi gösterildi. Ki zaten Ephraim sürekli halisülasyonlar görüyordu. Böyle olunca; insanı kendi içindeki akılcı, mantıklı ve evren ile uyumlu, bütünsel yanı ile bireysel ve kendine dönük yanı sürekli çatışma halinde oluyor. Yani insan aslında ışığı kendi olimposundan, kendi zeusundan, kendi deniz fenerinden alıp, saklı yerinden çıkartıp gene kendine vermek istiyor. Bütünlüğe, saf huzura erişebilmek için…

Oldukça derin bir bakış açısı oldu farkındayım ama mesaj gideceği yerlere gitmiş ve zamanın ötesine yazılmıştır. Belki şu an belki bu yazıyı 10 yıl sonra okuyan birinde bir şeyler açabilir, tıpkı blogta 7 yıl önce yazılan yazılara halen yorum yapılması ve ilham olması gibi. 🙂

the lighthouse film analizi zamanın ötesi

Deniz feneri, tepesinde bilginin ışığını aslında bir tür yasak elmayı barındıran olimpos dağını sembolize ettiği gibi aynı zamanda bir fallus sembolü. Fallus; iktidarlık simgesidir. Arkeoloji terminolojisinde penis biçimli yapı ve nesneler için de kullanılır. Yönetmen filmden bahsederken: “İki adam bir fallusun içinde baş başa kaldıklarında olaylar pek de iyi gitmez” diye bir cümle kurmuş. Nitekim bu temayı bariz bir şekilde görüyoruz çünkü film boyunca, deniz fenerinin tepesindeki ışığa hakim olmak için verilen bir savaş söz konusu.

Peki nedir bu ışıktaki keramet? Şüphesiz ışık Prometheus mitindeki gibi bilgiyi temsil eder. İyilik ve kötülüğün bilgisi aynı zamanda hükmetmenin, iktidar olmanın ve gücün bilgisidir. Tüm dini kitaplarda Havva ve Adem’in yasak elmayı yedikten sonra iyi ve kötünün bilgisine haiz oldukları ve artık tanrı gibi olduklarından bahsedilir. Deniz fenerindeki ışık bu bilginin de bir tık üstü, saf bilgeliktir. Yani her şeyin bilgisi. Bunu en iyi anlatmak için kabala sembolizminden örnek vereceğim:

kabala sefirot ışık
Kabala hayat ağacı, 10 sefirot ve insan bedeni

Kabala; yaratımı 10 küreye böler ve her küreye bir insani meleke atfeder. Anlayış, bilgelik, güç, iyilik, güzellik gibi kavramlar üzerinden insanın ve evrenin kavramsal bir haritası çıkartılır. Tasavvufta bunun karşılığı esmalardır. Kabalaya göre insanda bulunan bu her özellik bir kap gibidir. Tanrısal saf ışık en yukarıdan yani taç kısmından insana girmeye başlar. Bu aşamada ışık sonsuz parlaklıktadır. İnsan bu ışığı tam manasıyla göremez, deneyimleyemez. Ancak “Taç” kabının genişliği kadar deneyebilir. Işık aynı bir sıvı gibi bu kaptan diğer kaplara doğru taşarak akar. Kaplar ne kadar genişse yani ışığı alma kapasitesine sahipse tanrısal bilgeliği o kadar yakinen yani orijinal haliyle deneyimler. Kaplar eğer zayıfsa ya yeteri kadar ışığı tutamaz ya da tamamen ışığın şiddetiyle kırılır. Elbette oldukça basitleştirerek, ihtiyacımız kadarıyla anlatıyorum.

İşte son sahnede gerçekleşen de böyle bir kap kırılmasıdır. Prometheus’u sembolize eden kahramanımız Ephraim ışıkla yüzleşmeye hak kazanmış ama bu onun  hem ödülü hem de cezası olmuştur çünkü yeterince hazır değilken buna yeltenmiştir. Niyeti ışığı çalıp belki de yine kendi bencil istekleri için kullanmaktı…. Belki de ışık sadece onu hakedenlere kendinlerine zarar vermeden görünüyordur…

the lighthouse film analizi schneider
The Lighthouse filminin final sahnelerinden biri ve Sascha Schneider’ın 1904 yapımı “Hypnosis” adlı eseri.

Lovecraft göndermeleri, Edgar Allan Poe, deniz kızı ve daha yorumlayacak çok sembol olsa da gerisini değerli okurların hayal gücüne bırakıyorum. Biliyorsunuz hiçbir film analizimizi kesin bir yorumla sonlandırmıyoruz çünkü bunu yapmak, sanatın kendisine aykırı. Her yönetmen, her yazar eserinin her dimağda farklı bir tat ve anlam bırakmasından haz alır. O zaman sanat ve eser gerçek amacına hizmet etmiş olur. Siz de kendi çıkarımlarınızı yorumlarda paylaşabilir, benim kaçırdığım metaforları yazabilirsiniz. Ayrıca benzer bir deniz feneri sembolizmi için “Annihilation | Yok Oluş Film Analizi” yazısına göz atabilirsiniz.

Bilgelik ışığını dışımızda değil içimizde bulma ümidi ve dileğiyle…

Düşünürken arka fonda çalsın:

7 Yorum yapılmış, sen de yazsana :)

  1. Mükemmel bir inceleme olmuş.Bu kadarını beklemiyordum.Ellerinize,zihninize sağlık gerçekten.Şimdi ben filmi oldukça beğendim.Atmosfer,çekimler,renk paleti bir kenara hiçliğin ortasında kabuslar adasında iki tane adamın.İklimle,cinsellikle,tecritle ve birbiriyle olan mücadelesi.Biryerden sonra winslowun kırılıp delirmeye başlamasıyla filminde delirmeye başlamasi falan vs.hani bu anlatılar bile beni etkilemişken bu incelemeye denk gelmemle büyülendim ve aydınlandım diyebilirim.Tekrar izlemek şart oldu.Çok sağolun.

    • Yorumunuz için çok teşekkürler 🙂 Kesinlikle tekrar izlemeyi hakeden bir film. Özellikle benim gibi fotoğrafçılığa da meraklı biriyseniz, sahnelerdeki kompozisyondan muazzam haz alıyorsunuz… Zaten o nedenle tam bir sanat filmi. Hem görsellik hem hikayenin işleniş tarzı hem de kullanılan metaforlarla okullarda okutulacak cinsten 🙂

      Bu arada bloga hoş geldiniz eğer ilk defa rastlıyorsanız. Diğer film ve dizi analizlerine de göz atabilirsiniz. İlginizi çeken yazılarda yorumunuzu eksik etmeyin.

  2. İnternette filmin plotunu yazmak şeklinde yapılmış kritikleri saymazsak okuduğum tek değerlendirme idi.

    • Teşekkürler ilginiz için 🙂 Evet ben de okudum eleştiri ya da analiz başlığıyla yayınlanmış diğer film analizlerini. Dediğiniz gibi sadece plotunu vermişler. Yorum yoktu…

      Diğer film ve dizi analizlerine de göz atabilirsiniz. 🙂

  3. Analizleriniz oldukça aydınlatıcı, açıkçası izlerken filmden fazla etkilenmedim ancak yazınızı okuduktan sonra fikrim tamamen değişti. Benim yakaladığım bir ayrıntı da, sanırım filmde sular kana dönüşüyordu. Siyah-beyaz olduğu için kan mı, zift mi olduğu pek anlaşılmıyor. Burada Tevrat’ta yer alan, Hz. Musa zamanında Kıptilere bir ceza olarak her içmek istediklerinde suların / Nil Nehri’nin kana dönüşmesi anlatısı çağrışım yaptı bende.

Lütfen düşüncelerin yaz, bu yorum alanı senin için :)