Zihin Makinesi

Ortalama okuma süresi 2 dk.

Düşünce süreçlerimiz  hafızamızdan beslenir. Hafızamızsa tüm yaşadıklarımızdır. Peki yaşamadığımız şeyleri nasıl oluyor da hayal edebiliyoruz? Sadece geçmiş, yaşanmış verileri kullanarak yaşanmamışı, geleceği nasıl düşleyebiliyoruz? Geleceği düşlemek mümkünse geleceği kim oluşturuyor o zaman?…

Hayal gücü kavramı tanımı yapılması en zor kavramlardan biri ve halen bunu hafızadaki düşüncelerden, objelerden ve kavramlardan kes yapıştır şeklinde oluşturduğumuz bir kolaj olarak mı düşünmemiz gerektiği yoksa tamamen bağımsız şekilde bir insan doğası mı olduğu tartışılıyor. Acaba Philip K. Dick, “Do Androids Dream of Electric Sheep?” (Androidler elektrikli koyunlar hayal edebilirler mi?) diye sorarken bunu mu kastediyordu?

Hayal gücünü şimdiye kadar bilinçatı ile birlikte düşündük. Özellikle psikoloji bilimi bunun üzerinde çok durdu ama yeni bulgular ve beynin kuantum durumlu yapısı bilinçaltı teorisini sarsmak üzere. Özellikle hiç görmediğimiz objeleri, insanları hatta varlıkları nasıl oluyor da rüyalarımızda ya da bazı kişiler vizyonlarında görebiliyor ya da nasıl oluyor da ressamlar dünyada hiç var olmayan şeyleri tuallere çizebiliyorlar gibi sorular hayal gücünün salt bilinç altı ürünü olduğu tezinin sorgulanmasına yol açmıştır. Bilinçaltı, öğrendiğimiz metaları yani hafızamızdaki şeyleri alıp onları kesip biçip yeni şeyler türetiyorsa o zaman bizden bağımsız bir varlık mıdır ? Tüm yaratıcılık oradan mı gelir? O zaman biz kimiz? Yoksa zaten zihnimizde, dnalarımızda kayıtlı olan bazı bilgiler mi gün ışığına çıkıyor ara ara?

Aynı sorunu geleceği ön görebilen bazı psişiklerde de yaşıyoruz. Nedensellik ilkesi gereği henüz olmamış bir olayı önceden rüyada görmek bilinçaltının yarattığı bir şaheser olmasa gerek. Acaba zihin gerçekten zamanda ileri mi gidiyor yoksa zaten sahip olduğu bir bilgiyi mi kullanıyor? Beynin neden çok ufak bir bölümünü kullanıyoruz da diğer bölümler ölü? Neden halen zihnin hafızalama/kaydetme tekniğini biyolojik ve biyoelektrik olarak çözemedik? (Sinir ağları çözülmüş ve düşünce süreçleri haritalandırlımış olsa da (bu sayede bozuk sinirleri düzelten psikoloji ilaçları yapılabiliyor) anıların nerede ve nasıl tutulduğuna dair bir haritalandırma yapılamamıştır.)

Görüldüğü gibi daha çok cevap daha çok soruya yol açıyor ve yeni teoriler doğuruyor. Bunlardan biri de zihnin aslında dünü bu günü ve yarını birlikte yaşadığı ama bunu zaman yolculuğuyla değil bilgi ile yapabildiği.

YAZARA KAHVE ISMARLA!
Kahve bahane, zamanın ötesine geçmek şahane! Blogtaki özgün içeriklerin entropiye bile karşı gelerek sonsuza dek internette var olmasını istiyoruz. Bunu sağlamak için web site hosting barındırma giderlerine destek olmak isteyen herkesin katılımını sağlamak adına farklı bağış rakamları belirledik. Her bağış size özel sürprizler içeriyor. Detaylar aşağıdaki butonda! 🙂
Become a patron at Patreon!

Zamanın Ötesi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

4 yorum yapılmış, sen de yazsana :)

  1. “Beynin neden çok ufak bir bölümünü kullanıyoruz da diğer bölümler ölü?”
    Çokça yaygın bir yanlış bilgiyi düzeltmek isterim: sağlıklı bir insan beyninin neredeyse tamamını kullanır. Her an tümü aktif olmasa da genel olarak tüm bölümleri işlevseldir.

  2. Merhaba, benzer sorular dönüyor aklımda. Peki, hafızamı yitirirsem benden geriye ne kalır? Öz dediğimin asıl varlığımın eyleme geçmesi için Gurdjieff’in dediği o benlikleri teke indirmek öze dönüştürmek gerekliliği de işin başka bir boyutu… 6 yaşına kadar kayıt cihazı gibi işlediğim tüm karakterler, olaylar döngüsünü spiral gibi mini farklarla yeniden yeniden yaşıyorum. (Kendini bilme yolunda dönüştürebildiğim benlikler, (Kuantum sıçrayış) daireden sprirale geçiş mantığıyla) O halde yeniden sorayım, o kayıt cihazını tamamen silseydim Öz-Ben oluşturmak tek’e düşmek için yeniden benlikler oluşturmak (kişilikler) zorunda mı olurdum?
    Kalemine sağlık…
    Kabı genişletmek için besin dolu 🙂

    • Aslı değerli katkın için çook teşekkürler. 🙂

      Blogu ilk açtığım zamanlar, 2012 yılından kalma bir yazı. O zamandan beri bu konuda düşüncelerim haliyle gelişti ama yazıdaki sorular elbette baki. Senin sorunla daha da zenginleşti bu karşılıklı tefekkür (okur ve yazar arasındaki tefekkür).

      Ciddi manada zorlayıcı bir soru sordun, keza tekamül etmeye çalışan, o nihai ÖZ benliğe ulaşmaya çalışan ben kim ve bu beni (ah bu beeenn… 🙂 nereye koyacağız. Bu kısmı düşünmeye çalışmak, 5 boyutlu bir küpü düşünemeye çalışmaya benziyor. Zihnimizin sınırlarını bi tık aşıyor gibi… Ama zaten bu sınırları tırmalamak gerekiyor arada ki bu sayede “kabı” genişletelim. 🙂 Zamanın ötesine geçebilelim.

Lütfen düşüncelerini yaz, bu yorum alanı senin için :)