Yeni Ay Dileği (Kısa Öykü)

Ortalama okuma süresi 8 dk.

“Her şeyden uzakta olduğumda kendime daha yakın, hayatın içinde olduğumda kendimden uzak oluyorum.”

Kadın yere uzanmış, bilincini toz gibi yıldızların arasına fırlatırken aklından bu düşünce geçiyordu. Keza bu aysız gecede, yeni ay zamanında, her şeyden uzaklaşıp bir ufuktan diğerine uzanan sonsuz tarlaların ortasına gelmişti. Henüz ekilmemiş, belki de çiftçisinin ve ülkenin ekonomik durumundan dolayı asla ekilemeyecek boş bir tarlanın ortasına uzanmış, başının üzerindeki sonsuz ışık noktasıyla kaplı yarım daireyi, gök kubbeyi daha geniş bir açıyla görmek istemişti. Bir uçtan diğer uca 360 derece tarlalarla kaplı bir düzlükte, aysız bir gecede, şehirden ve dolayısıyla ışık kirliliğinden uzak bir yerde yere uzandığınızda gördüğünüz manzara gerçekten de baş döndürücü oluyordu. Kadın bunu küçükken deneyimlemişti. Büyüdüğü köyün sakinleri, yine böyle aysız bir gecede kurutulmuş mısırları koçanlarından ayırırken, o mısır taneleri yerine yıldızları ayıklamakla meşguldü. Hatta ardından mavi-turkuaz ışıklar saçan bir yıldızın kayışını dahi görmüştü. Yıllar sonra anlayacaktı ki o yıldız halley kuyruklu yıldızının son geçişiydi ve kadının çocukluğu buna şahitlik etmişti. O sıcak yaz gecesinde, evlerinin dam başında herkes mısır koçanlarını ayıklayıp çay eşliğinde hoşsohbetlere dalarken, o yıldızlara dalmış, hayattan kopmuş, fakat bir o kadar da kendi gibi, has ve öz hissetmişti.

Bu sıcak yaz gecesinde, herkes kendi mısırlarını kurutup tanelerini ayıklarken, evlerinde mısır patlatıp sevdikleriyle hoş vakit geçirirken o yine yıldızları koçanlarından ayırıyor, tanelerin patlaması yerine bir kuyruklu yıldızın yeniden patlayıp kaymasını bekliyordu.

Düşüncelerini dağıtıp, yıldızlar arasına serpiştirdiği bilinç tanelerini yeniden bir araya topladı. Aklına yeni ayda dilenen dileklerin kabul olacağına dair şeyler yazan okuduğu kitaplar geldi. Yeni ayda dilenen dilek, ay büyüdükçe büyüyor ve tamamlanıyordu. Keza bu bilgiyi bilmeden önce, ergenlik yıllarında yeni ay değil de dolunay zamanında bir dilek dilemiş, hemen gerçekleşmiş ama 28 gün içerisinde de dileği yerle bir olmuştu. Çünkü dolunay demek, ayın maksimum ışığına ulaştığı zaman demekti ve artık kapanmaya, solmaya başlayan bir çiçek anlamına geliyordu. Devasa boyuttaki turuncu dolunayın büyüsüne kapılıp dilemişti ve gerçekleşen dileği, yanlış zamanda dikilen bir çiçek gibi açıp hemen solmuştu. Bu sefer bir mevsim çiçeği değil, sonsuza uzanan bir ağaç dikmek istiyordu. O nedenle yeni ay zamanında dileyecekti dileğini,  ay önce hilal, sonra yarım ay, sonra dolunay oldukça dileği de büyüyecek, tohumu kök salacaktı.

Üzerinde uzandığı toprağı hissetti. Dünya küresinin üzerinde uzanan bir insan olduğunu hissetti. Uzay boşluğunda salınan dünyanın üzerinde uzanan bedenini ve uzay boşluğundaki yıldızların farkına vardı. Samanyolu galaksisinin merkezi tam başının üzerine denk geliyordu. Önce yıldızlarla dolu tüm gök kubbeye, sonra samanyolu galaksisini süsleyen yıldızlara, sonra da galaksinin merkezine odakladı bilincini, gözlerini…

Gökyüzüne düşüyor olma hissine artık karşı koymayı bıraktı ve tam manasıyla kendisini gökyüzüne bıraktı. Bedeni bu tarlanın ortasında uzanmakta olduğunu bilmesine rağmen bilinci ona oyun oynuyor, yüksekten düşme hissini yaşatıyordu. Yerden göğe düşen kadın, sonsuz boşluğa kendini bırakma hissinin orgazmik hazzına varmaya başlamıştı. Tıpkı mısırın koçanlarından ayrılması gibi, iki beyin lobunun ortasında yer alan epifiz bezinin de titreyip parçalandığını, bilincinin artık bireysellik, benlik hissini kaybedip “bütünlük” hissini deneyimlediğini fark etti. Bu durum hem korku hem de tarifsiz bir rahatlama ve huzur veriyordu.

İlgili yazı:   Koyaanisqatsi (Kısa Öykü)

Yıldızların arasından süzülüp samanyolu galaksisinin merkezine vardığını hissetti. Merkezde hem ışık saçan hem de her şeyi yutan bir kara delik vardı. Işığa yaklaştıkça soluklaşıyor, kara deliğin çekim alanı benliğini ve bilincini neredeyse tamamen kaybetmesine yol açıyordu. Uyku ile uyanıklık arasındaki hallerinde olduğu gibi; halen benliğinden bir parça kırıntı kaldığı o son anda bir dilek dileyip kara deliğin merkezine kendini bıraktı:

“Sevmek ve sevilmek istiyorum.”

Her şey karardı ve kadının bilinci hiç oldu.

Güneş ışıkları göz kapaklarını aşıp bilincine yansıyordu. Güneş onu uyandırmış, üzerinde gezinen böcekler de kahvaltıyı hazırlıyordu adeta. Kendine geldiğinde bir tarlanın ortasında uyuya kaldığını fark etti. Dün gece, sonsuzluğa uzanan bir ağaç dikme niyetiyle dilek dilemiş, ve gerçekten de kendisini toprağa dikmiş, çiğ ile sulanmış, böcekler ile tohumu gübrelenmişti.

“Her şeyden uzakta olduğumda kendime daha yakın, hayatın içinde olduğumda kendimden uzak oluyorum.”

Yeniden kendimden uzaklaşıp hayata dalma vakti dedi kadın, kendisinden ayrılıyor olmanın verdiği hüzün fakat yeni dileğinin heyecanıyla birlikte…

Haftaya güzel haberlerle başlamış, çalıştığı şirket adına yaptığı tasarım yarışmada ödül almıştı. Birincilik ödülü olarak kendisine gümüşten, taç şeklinde bir ağaç dalı gönderilmişti. Ödülü ve tasarımı sosyal medyada paylaşan kadın bir sürü beğeni ve paylaşım almış, bu sayede gönderisi çok kişiye ulaşmıştı. Bir gıda firması sahibi kadının gönderisini görmüş ve ödüllü tasarımı için kadınla görüşmek istemişti.

Kadın heyecanla üründen ve özelliklerinden bahsederken adama sektörünü ve ürettikleri ürünü sormayı bile unutmuştu. Sorduğunda ise aldığı cevap telefonda kahkahalar atmasına sebep oldu: “Patlamış mısır firması.”

Kadının kahkahaları adamın kalbinde bir yerlere dokunmuş, kadını hem detayları görüşmek hem de yakından tanımak için kahve içmeye davet etmişti. Bunun bir işaret olduğunu fark eden kadın adamın nazik teklifini kabul etmiş, hiç düşünmeden ertesi güne randevulaşmıştı.

Kadın akşam eve dönerken yeni ayın doğuşuna şahitlik ediyor, bu ince hilalin zarafeti karşısında aracını sağa çekip bir yanda güneş batarken, diğer yanda ayın doğuşunu izliyordu.

Ertesi gün kadın ve adam hemen kaynaşmış, yeni yapılacak patlamış mısır ambalajı üzerinde fikirler geliştirmeye bile başlamışlardı. Her görüşmede bir sonraki gün için randevulaştılar. Kadın her akşamüstü iş dönüşü ayın daha da büyüyüşünü izliyor, ay büyüdükçe kalbindeki sevgi de büyüyordu. Acaba adam da aynı sevgiyi içinde büyütüyor muydu? Çünkü kadının dileği sevmek ve sevilmekti…

İlgili yazı:   Kuantum Tanrı (Kısa Öykü)

Yoğun iş görüşmeleri, tatlı sohbetlerle geçen 14 günün sonunda iş anlaşması yapılmış, adam ve kadın el sıkışmıştı. Ellerinden kalplerine giden bir ışık zerresi adamın ve kadının gözlerine ulaştı, parladı. Sarıldılar. Kalplerini kalplerine değdirdiler ve dudakları bir oldu. Kadın o an 14 gün önce, yeni ayda, tarlanın ortasında yıldızlara düşerken hissettiği şeyin aynısını hissetti. Aynı düşme hissi, aynı benlik kaybı ve bütünlük hissi… O gün eve giderken ayakları aracın pedallarına değil, bulutlara basıyor; aracı yollarda değil gökyüzünde süzülüyordu. Keza ay kızıl bir dolunay olarak doğuyor, bir yanda güneş, diğer yanda ay, kadın bu kütle çekim etkisiyle mi yoksa adamın çekimiyle mi benliğini kaybediyor bilemiyordu.

Utangaç buluşmalar, sevgi sözcükleri ve romantik geceler dolusu 14 gün daha geçmiş, yeniden yeni ay zamanı gelmişti.

Kadın sevdiği adamı her şeyin başladığı o tarlaya götürdü. Birlikte yere uzandılar. Toprağı, üzerinde uzandıkları küre şeklindeki dünya gezegenini, uzay boşluğunu ve yıldızları hissettiler. Kadın yaptığı meditasyonunu anlattı, nasıl dileğinin gerçek olduğunu…

“İçime bir dilek doğdu” dedi adam.  “O kadar güzelsin ki, varlığın, bu an… Her şeyden uzakta olduğumda kendime yakın, hayatın içinde olduğumda kendimden uzak oluyordum. Ama şu an hayatın içindeyim ve kendime yakınım. Çünkü hayatsın. Kendimden çıktım, sen oldum. Sen de ben oldun. Bu sonsuza dek sürsün istiyorum. Hayatın kendisi olalım…”

Her şey karardı, kadının ve adamın bilinci hiç oldu.

Güneş ışıkları yapraklarını aşıp tohumlarına yansıyordu. Güneş filizlerini uyandırmış, üzerinde gezinen böcekler de kahvaltıyı hazırlıyordu adeta. Kadın ve adam tarlanın ortasında açan bir çınar ağacı haline gelmişlerdi.

Tarlanın sahipleri filizlenen çınar ağacına dokunmamış, etrafına mısır ekerek tarlayı ekip biçmeye devam etmişlerdi. Yıllar geçmiş, çınar büyüyüp gövdesinde envai çeşit böceğe ve sincaba ev sahipliği yapmış, gölgesinde tarlanın sahiplerinin torunlarının oynamasını sağlamıştı. Çocuklar dallarına salıncak kuruyor, tırmanıyor, kuşlar yuvalar kurup şarkılar söylüyordu.

Böylece yeni ayda dilekler gerçekleşmiş, sevgi ağaca, ağaç hayata, hayat sonsuzluğa dönüşmüştü. Hayat ağacının üstünde güneşler, aylar ve yıldızlar parlarken, altında sevgililerin gözleri ışıldıyor, yeni aylarda yeni dilekler dileniyor, hayaller hayata dönüşüyordu.

yeni ay dilek dilemek

Her şeyden uzakta olduğunda kendine daha yakın, hayatın içinde olduğunda kendinden uzak oluyorsun. O halde hayatın kendisi ol. Hem kendine, hem de her şeye yakın ol.

Ama önce….

Bir dilek dile.

( Yeni ay’da 😉 )


Bildiğiniz gibi Zamanın Ötesi blogunda reklam bulunmuyor. Blogtaki özgün içeriklerin entropiye bile karşı gelerek sonsuza dek internette var olmasını istiyoruz. Bunu sağlamak için, reklamlar yerine web site hosting barındırma giderlerine destek olmak isteyen herkesin katılımını sağlamak adına farklı bağış rakamları belirledik. Her bağış size özel sürprizler içeriyor. Detaylar aşağıdaki butonda! 🙂

8 yorum yapılmış, sen de yazsana :)

  1. Doğum günüme bu kadar yakın bir yeni ay gerçekleşirken bir şeyler yapmalıyım diyordum. Teşekkür ederim :))

  2. Tamda yeni aya geçerken benim gibi bir ay insanı için çok anlamlı bir yazı. Güneş hayatın ,yaşamın kaynağı iken ay duyguların ,çekimin ,aşkın kaynağıdır.
    Şems in bu sözü aklıma geldi , benim için çok özeldir ” Nice insanlar tanıdım yıldızlar gibiydiler. Hepsi gökteydi, hepsi parlıyordu.Ama ben seni güneşim seçtim ve bir güneş için binlerce yıldızdan vazgeçtim”
    Saman yolu , gerçeği zaman yoludur. Yazıdaki kız misali zaman yolunda astral bedende dolaşmayı bende isterdim. Belki bir yıldızın üzerinde oturur güneşimin doğuşunu beklerdim.
    İkisinin bir olup Hayat ağacına dönüşmeleri çok çok anlamlı. Burada da aklıma the Fountain filmi geldi
    Dilerim yeni ayda kalpten dilediğiniz herşey hayatınıza tezahür etsin

    • Güzel dileğiniz ve katkınız için çok teşekkürler 🙂 Evet kısa öyküyü yazıp yayınladıktan sonra benim de aklıma “The Fountain” filmi geldi. Hatta yapay zeka anlamış olacak ki; her yazının sonunda, otomatik olarak yazı ile alakalı diğer yazılar bölümünde, web site şu yazıma referans vermiş: https://zamaninotesi.com/evren-yaratma-calismasi/

      Bu yazımın girişinde “The Fountain” filminin final videosunu koymuştum. Keza blogta çokça kaynak filmine ve genel olarak “Darren Aronofsky” filmlerine referans veririm. İki filminin analizini dahi yapmıştım.

      Ay ve güneş sembolizmi kuşkusuz insanlık tarihinin başlangıcı kadar kadim bir sembolizm ve anlamı tam da bahsettiğiniz gibi. Güneş yaşam, ay duygular. İkisinin simyası felsefe taşını oluşturuyor. 🙂

  3. Sevgili Zamanın Ötesi: Galaksiler arası Dolunay severler derneği olarak; 😉 Dolunayı bu kadar ötekileştirmenizi, Yeni ayı bu denli övmenizi esefle eleştiriyoruz 😀 Lütfen en kısa zamanda (ya da zamanın ötesi bir zamansızlıkta) Dolunayın itibarını iade ediniz 🙂 Bu arada belirtmek isteriz ki; Karanlıkta, sadece yıldızların tatlı ışığı ile umut etmek kolaydır, asıl zor olan; dolunayın aydınlattığı salt gerçekliğe rağmen umut edebilmektir. 🙂 Biz yine de Yeni ay ritüelini yapalım elbette, dilek hakkımız gitmesin ;p Güzel yazınıziçin teşekkür ederiz. 😉 🙂

    • :)) Bu blog boyunca dolunay ve genek olarak ay sembolüne o kadar çok iltimas geçilmiştir ki yıldızlar kıskanıp üzerimize gök taşları fırlatmışlardır 😛 😀

      O nedenle sezarın hakkını sezara teslim ediyor, samanyolu galaksisinin merkezindeki kara deliği, yeni dilek dileme itemi olarak seçiyoruz. Ay zaten kütle çekim kuvvetiyle dileğimizin gerçekleşip bize çekilmesi için yardım edecektir. 🙂

Lütfen düşüncelerini yaz, bu yorum alanı senin için :)