Evren Yaratma Çalışması

Ortalama okuma süresi 12 dk.

Gözlerini kapayıp kendisine baktı. bilincini istediği hatıranın, görüntünün, duygunun üzerine odaklayabildiğini fark etti. Bunun üzerine bilincini bilincine doğrulttu.

Bir kameranın kendi kendisini çekmesine benziyordu. Hem paradoks hem de sonsuzluk içeriyordu. Heyecanlandı. Kontrolden çıkmış mavi renkte bir roller coasterda spiral dönerek ilerliyormuş gibi hissediyordu. Bir süre sonra bilincini kaybetti fakat bulduğu şey bilincinden öteydi.

Artık bilinciyle bir yerlere odaklanmıyordu. Bilinci, ucuz bir güvenlik kamerasının uzaktan yönlendirilmesi gibi yönlendirilmiyordu.

Bilincin kendisi olmuştu.

Artık odağı, tüm evrendi. Evrenin kendisi oldu.

Zamanın Ötesi

Bildiğiniz üzere, internet aleminin bu ücra köşesindeki Zamanın Ötesi blogu, az sayıda ve çok değerli okurlarıyla birlikte yıllardır varoluşu, evreni ve sistemin nasıl çalıştığını anlamaya, anlamanın ötesinde idrak etmeye çalışan içerikler sunuyor. Bunu yaparken de en temel medya araçlarından biri olan yazıyı kullanıyor. Yazının yetmediği yerlerde etimolojiyle kelimelerin derinliklerine iniyoruz. O da kesmediğinde sembolizme başvuruyor ve açıklaması çok zor kavramları sembolize ederek zamanın ötesine taşıyoruz.

Söz konusu evren olduğunda bunları yapabiliyoruz fakat ya evrenin de ötesini, varoluşun kaynağını anlamak istediğimizde hangi enstrümanları kullanabiliriz?

Bazen bir video, zamanın ötesinden bir müzik ya da resim bize tarifsiz duygular yaşatabilir ama tüm bunlar bir yaratımın sonucudur. Ya biz nihai sebebi anlamak istiyorsak? Tıpkı bir resmi anlamak için tuval, fırça, kullanılan boyalar ve sanatçı hakkında bilgi edinmeye çalışmamız gibi… Tüm bunlar hakkında bilgi edinebiliriz, okuyabilir, dinleyebilir, araştırabiliriz ama gerçekten ressamın hangi yaratım gücüyle, hangi hislerle o esri ortaya çıkardığını tam manasıyla anlayamayız. Ressam kendini ifade etmek için eserinin önünde poz verip kelimelerle onu anlatabilir ama yeterli olmaz. Çünkü kelimeler sadece fikrin kötü bir replikasıdır. Ana fikri tam manasıyla asla yansıtamazlar. Bunun için o ressamın zihnine girmemiz gerek. Bilincinin kendisi olmamız gerek.

O nedenle bu blog yazımız, kelimelerin yanı sıra pek alışık olmadığımız farklı bir aracı daha kullanarak anlatmak istediği fikri size ulaştırmaya çalışacak: İmajinasyon ve meditasyon. Yani basitçe hayal edeceğiz. Fikri anlamak için kelimelerin manalarını kullanmak yerine meditasyon yaparak fikrin bizde uyandıracağı ve kelimelere sığmayan, hatta bazılarının yazınsal karşılığı olmayan manaları, hisleri anlamaya çalışacağız. Nitekim ileride teknoloji bunu yapacak. VR gözlükleri daha da gelişip beyinlerimizin içine girecek ve bir fikri size deneyimletmek için zihinde gözler tarafından görülmeyen imgeler oynatacak. Yeni medya araçları ortaya çıkacak ve zaten çoğu çıktı. E peki neden bunu yapabilmek için kafamıza cerrahi bir operasyon uygulatmak zorundayız ki? Zihnimiz bir şeyleri imgelemek için bir cihaza ihtiyaç duymaz.

Sadece isteriz ve OL’ur 🙂

O zaman hadi başlayalım… Bu yazıyı istediğiniz şekilde okuyabilirsiniz ama şunu tavsiye ederim: Önce tamamını okuyup ardından yazının uygulamasını yapın. Yazı hem uygulama hem de uygulamanın nasıl çalıştığını anlatıyor. Söz konusu hayal kurma çalışmasını odaklanarak ve meditatif olarak yapmanız gerektiği için aynı anda hem yazıyı okuyup hem de uygulamayı yapmanız odaklanmanızı engeller.

Yapacağımız şey tamamen zihnimizin içinde, bilincimizle bir evren yaratmak. Evet iddialı görünebilir ama aslında bunu yapmak için zihnimizin ne kadar uygun olduğunu yaptıktan sonra anlayacaksınız.

Zihnimizde bir evren yaratmaya başlamadan önce bir boşluk yaratmamız gerekiyor. Tıpkı bir resim çizmeye başlamadan önce boş bir tuvale ihtiyacımız olduğu gibi o boş alanı yaratmamız gerek. Fark ettiğiniz üzere boşluk da bir yaratım meselesi. Yani boşluk da bir varlık. Dünya üzerinde var olagelmiş hangi dinin derinine inerseniz inin (bu bir kabile dini de olabilir) hepsinde de aynı konsepti göreceksiniz: Hiçlik. Hatta bilim ve astrofizikte de bu konsepti bulabilirsiniz. (Stephen Hawking Big Bang’den önce varlık olmadığını, dolayısıyla bilimin üzerine konuşup tartışabileceği hiçbir şey olmadığın söylemiştir.) Hiçlik konsepti üzerine düşünmek ilginçtir çünkü sizi zihninizin sınırlarına getiren bir fikirdir. Resim örneğinden gidersek; boş tuval yokluktur. Çünkü üzerinde hiçbir şey yoktur. Fakat tuvalin kendisi vardır. Hiçlik ise tuvalin dahi olmadığı bir fikirdir. (Bu bağlamda yokluk ve hiçlik iki farklı şeydir.) Aslında hiçlik, üzerine konuşmanın bile abes olduğu bir şeydir çünkü ancak var olan şeylerin üzerine konuşulabilir. Hiçliğe bir isim vermek bile bu bağlamda absürttür ve yanlıştır fakat sınırlı bilincimiz sembollerle çalışır ve bir fikri anlamak için onu sembole dökmek zorundayız. Tıpkı kadim okulların en içrek bilgilere ulaşmak isteyen yüksek mertebelere ulaşan öğrencilere yaptığı gibi; varoluşun ilk sebebine, orjinine inmeye kalktığımızda tüm bize öğretilenleri, sembolleri bırakacağız ama o aşamaya ulaşmak için o sembolleri öğrenmemiz gerektir. O nedenle hiçlik kavramı da bir fikri anlatmak için geçici olarak koyulmuş bir isim / bir sembolden başka bir şey değildir.

İlgili yazı:   Evrenin Zihni

Hiçlik tam manasıyla kavranamaz o nedenle zihninizde bu konsepti düşünmek için kendinizi zorlamayın. Onun yerine boşluğu (yani yokluğu) yaratma kısmını deneyimleyelim. Böylece boşluk hep orda var olan duran bir şey yerine yaratılmış bir şey olacak. Bu sayede zihne hiçlik konseptini uygulamayla anlatabilmiş olacağız. Hiçlikten yokluk yaratacağız. 🙂 Bunun için imajine etmeniz gereken şey gözleriniz kapalıyken neredeyse yok denecek kadar küçük siyah bir noktanın aniden patlayarak (ışıksız, tamamen karanlık bir patlama) genişlediğini hayal etmek. Böylece yaratım için bize lazım olan bir boş tuval elde edeceğiz. Bu boşluğu içinde hiçbir yıldız, gezegen galaksi vs. olmayan, saf uzay boşluğu olarak imajine edebilirsiniz zihninizde.

Yalnız şuna dikkat edin; tüm bunları hayal ederken siz uzaktan durup bunları hayal eden bir varlık değil de bizzat bunların kendisi olacaksınız. Bunu sağlamak için de basitçe tüm bunları imajine eden bilincinizi olayların ortasında olarak hayal edebilirsiniz. Yani geometrik bir şeyden bahsediyorum. Misal sonsuz küçüklükte bir siyah noktanın patlayarak küresel bir form alarak büyüdüğünü hayal ederken kenarda durmayın. Aslında siz o noktanın kendisisiniz. 🙂 Bunları hayal etmede zorlandığınızı düşünebilirsiniz ve bu çok doğaldır ama şunu bilmelisiniz ki birebir gözünüzün önüne bu görüntüleri getirmek zorunda değilsiniz. Aslında burada yaptığımız şey niyet egzersizi. Yani niyet ediyorsunuz bunları hayal etmeye. O nedenle görüntülere, görüntülerin birebir doğru olmasına filan çok da takılmayın.

Boşluğu / yokluğu yarattınız ve o boşluğun kendisisiniz. Söz konusu bu boşluğun sonsuz olduğunu bilin. Yani tam manasıyla sonsuz. Sonsuzluk haliyle sınırsızlık demek olduğu için bu boşluk hareket halindedir diyebiliriz. Çünkü bir şey duruyorsa sınırsız diyemeyiz. Sınırlanmıştır ve sonsuz olamaz. Yani hareket halindeki bir boşluğu kastettiğimizi söyleyebiliriz. E zaten bilim de bunu söylüyor. Evren genişlemektedir diyor. Evren derken de galaksileri, yıldızları kastetmiyor. Yıldızların içinde durduğu boşluğu kastediyor.

Böylece tuvalimiz oluştu. Şimdi elimize fırçamızı alıp bir şeyler oluşturmaya başlayabiliriz. Fırça bu metaforda bir nevi bilinç demek. Çünkü bilincimizle boyalar alıp boşlukta bir şeyler oluşturacağız. O zaman yeni bir ihtiyaç zuhur ediyor: Boya. Tuval var (zihnimizde yarattığımız sonsuz sınırsız karanlık boşluk), fırça var (bu boşluğu yaratmamızı sağlayan ve boşlukla aynı anda var olan bilinç) ama boya yok. Bilincin hiçlikten boşluk yaratabilme kabiliyeti aynı zamanda sonsuz yokluktan, sonsuz varlık yaratabilme kabiliyeti de içeriyor. Şimdi hayal etmemiz gereken şey bu sonsuz karanlığın içinde sonsuz bir aydınlık yaratmak. Karanlık boşluğun içinde tam manasıyla hiçbir şey yokken, bir anda sonsuz küçüklükte bir noktadan yine patlayan ve yine küresel olarak büyüyen beyaz bir ışık noktası hayal edeceksiniz. Böylece sonsuz varlık elde edeceksiniz. Sonsuzluğun her zerresini dolduran ve sonsuz genişleyen beyaz bir boşluk gibi düşünebilirsiniz fakat bilincinizde bunun boş değil tıka basa tek bir boş nokta kalmaksızın ışıkla dolduğunu bileceksiniz.

Bir sonraki aşama bu sonsuz beyazlığın tek bir noktaya odaklanmasıdır. Bu kısım aslında fırçanın boyayı alıp tuvale bir nokta kondurması demek. Hayal etmeniz gereken görüntü şu: Tüm bu beyaz ışıktan oluşan saf sonsuzluğun büzüşerek, küçülerek küresel bir bilye, bir top haline geldiğini düşünmek. Yani ne sonsuz büyüklükte ne de sonsuz küçüklükte olacak. Elle tutulur gözle görülür beyaz bir ışık topu olacak zihninizin içinde. Fark ettiğiniz üzere ilk defa bir şeyleri sınırlandırdık. Hep sonsuz gidiyorduk ama bu noktada, karanlığın içinde parıldayan, sınırları belli bir ışık topumuz var. (Aslında ışık topumuz var demek yanlış, biz o ışık topunun kendisiyiz 🙂 )

Sonraki aşamada tuvali bu sıkıcı sadelikten kurtarıp biraz daha hareketlendiriyoruz. Sonsuz karanlık boşluğun içinde süzülen beyaz ışık topumuzu tekrardan patlatıyoruz ama bu sefer ışık topu milyonlarca küçük parçaya dağılıyor. Parçalanıyor ve parçaları etrafa yayılıyor. Böylece karanlık boşluğun içinde milyonlarca küçük beyaz ışık küresi süzülüyor.

İlgili yazı:   Düşünce Gücü - (Okur Röprotajı)

Bu aşamada meditasonumuzun imajine etmesi zor bir yerine geliyoruz. O parçalanıp dağılan her bir beyaz ışık küresinin tek tek her birinin de aynı anda kendiniz olduğunuzu hissetmeniz gerekiyor. Bu imajine edilecek bir şeyden öte fark ettiğiniz gibi ancak hissedebileceğiniz bir şey.  Fakat zorlanmanıza gerek yok, bunu sadece düşünüp, hissetmeye niyet edip devam edebilirsiniz.

Zihninizde videoyu oynatmaya devam edin ve her beyaz ışık küresinin bir güneşi oluşturduğunu, güneşlerden bazılarının merkezden çok uzaklaşıp soğuduğunu ve başka güneşlerin yörüngelerine girip kayaç gezegenleri oluşturduğunu hayal edin. Böylece sonsuz boşluğun içinde devinen, salınan dönen gök cisimlerini meydana getirdiniz. (Unutmayın siz bir zanaatkar gibi onları elle işleyip oluşturmadınız, siz onlarsınız yani kendiniz parçalandınız ve bu hale geldiniz.)  Bu gezegenlerden biri de bizim soluk mavi gezegenimiz haline geldi. Çünkü dönerken zaman zaman soğudu zaman zaman ısındı ve üzerinde iklimler, yer yüzü şekilleri ve canlılık meydana geldi. (Görüldüğü üzere döngüler yani hareket ve devinim çok ama çok önemli, canlılığın oluşmasını sağlayacak kadar…) Soluk mavi gezegenin üzerindeki her canlı da haliyle halen sizin bir parçanız çünkü sizden meydana geldi. Siz ilk sebepsiniz. İlk mana, ilk fikir.

Zihinde video oynamaya devam etsin ve bilincinizle iradi bir şekilde dünya gezegenine doğru yaklaşın. Bu tıpkı kendi vücudunuz üzerinde bir yere odaklanmak gibi. Kaşınan ayak serçe parmağına odaklanmak gibi… Gezegenin üzerinde bir eve odaklanın ve pencereden içeri girip elinde telefonuyla oturan bir kişinin zihnine doğru yaklaşın.

Bu kişi de aslında sizsiniz, o nedenle imajine ederken kendinizin zihnine girdiğinizi hayal edin. Kişinin zihninden içeri girip epifiz bezinin olduğu yere yani tam iki beyin lobunun ortasına odaklanın. Bilinciniz olarak yani sizi siz yapan ve “ben” olarak hissettiğiniz tüm benlik duygunuzla şimdi bu kişinin beyninin ortasındasınız. Orda olduğunuzu hissedin. Ardından tıpkı ilk aşamalarda yaptığınız gibi bir ışık küresi olarak parıldayın ve o kişinin de zihnini, epifiz bezini parıldatttığınızı imajine edin. Tek fark bu sefer beyaz bir ışık küresi olarak değil de mavi renkte minik bir beyaz ışık topu olarak parıldadığınızı hayal edin. (Neden mavi sorusunun açıklamasını yapabiliriz ama çok uzun bir konu, fizik bilimindeki frekanslarla ilgili diyebiliriz kısaca)

İlgili yazı:   Yeni Yılın Ötesinden Bir Masal & Mutlu Yıllar

Yukarıdaki imajinasyonların zor olduğunu ve insanın idrak sınırlarını zorladığını biliyorum fakat bu aşama çok kolaydır ve bu aşamada neler hissedeceğinizi placebo etkisi dememeniz için yazmayacağım. Elbette hiçbir şey hissetmeye de bilirsiniz fakat yine de bir şeyleri anlamış olursunuz.

Mavi ışık topu olarak o kişinin zihninde parıldarken, bu parıltının şiddeti ve titreşimiyle o kişinin epifiz bezinin de parladığını ve titreştiğini hayal edin. (Yani kendinizin) Ardından mavi ışık topunun parıldayarak o kişinin alnından mavi bir ışın olarak uzadığını imajine edin. Yani mavi ışık, merkezi zihnin ortası olan ve oradan uzayarak çıkan bir tür star wars ışın kılıcına dönüşecek. 🙂 Işın, alından çıkıp sonsuza dek uzanan bir ışın olacak.

Bir iki dakika bu şekilde kalın ve sonra gözlerinizi açın. Bu kadar. 🙂

Hislerinizi, idraklerinizi ya da bu konu hakkındaki fikirlerinizi bu yazının altına yazın, böylece yazı kolektif olarak genişlesin ve zamanın ötesine taşınsın.

Meditasyona dair notlar: Bu çalışma bir tür meditasyon olduğu için her meditasyonda geçerli bazı kurallar burada da geçerlidir fakat yine her meditasyonda olduğu gibi zihninize kendi kendine gelen imgelerle ya da içgüdüsel olarak çalışmayı dilediğiniz yönde geliştirebilir, değiştirebilirsiniz:

  • Çalışmayı kimse tarafından rahatsız edilmeyeceğiniz bir mekanda yalnızken yapın.
  • Arka fonda dinlendirici hafif sevdiğiniz bir müzik olabilir ama sesi kısık olmalı ve çok enstrüman içermemeli. Tek bir piyano ya da klasik müzik vs. gibi olabilir. Hiç müzik açmaya da bilirsiniz. Nasıl rahat ederseniz…
  • Gözleriniz tüm hayal etme çalışması boyunca kapalı olsun. Eğer içinizden karşı koyamadığınız bir göz kapaklarınızı açma isteği gelirse diretmeyin. Daha sonra rahat olduğunuz bir anda tekrar deneyebilirsiniz.
  • Sırtınız dik olsun. Bunu ister oturarak ister sırtınızı düz bir yere yaslayarak isterseniz uzanarak yapabilirsiniz ama her koşulda sırtın dik olmasına özen gösterin. Fakat sırtı dik tutmak için de kendinizi kasmayın. Gergin olmamanız gerek. Gevşemek için nefes egzersizleri yapabilirsiniz. (Neden dik sırt sorusunun cevabı meditasyon ilminde gizli olduğu için bunun da oldukça uzun bir açıklamasını yazabiliriz fakat kısaca sembolik olarak beden zihin ve bilinci aynı ip üzerinde noktalar gibi düşünürsek bu noktaları aynı hizaya sokmak için diyebiliriz.)
  • Hayal ederken bilinicinizi, zihninizi bir şeylere zorlamayın. Bu hissin akışkan ve kendiliğindenmiş gibi olması daha uygundur. Böylece size akacak yeni bilgilere de açık olmuş olursunuz.
  • Bu çalışma iki kişiyle karşılıklı ya da uzaktan yapılabilir. Kişinin kendi hayal gücü ve yaratıcılığına göre değiştirilebilir.

Eğer ilgi çekerse ileride bu yöntemi kullanarak farklı konularla ilgili çalışmalar da yazabilirim o nedenle eğer halen takipte değilseniz maille ya da sosyal medya hesapları üzerinden blogu takip edin 🙂



Zamanın Ötesi blogundaki özgün içeriklerin sonsuza dek internette var olmasını istiyoruz. Bu nedenle, web site giderlerine destek olmak isteyen herkesin katılımını sağlamak için farklı bağış rakamları belirledik. Her bağış size özel sürprizler içeriyor. Detaylar için aşağıdaki butona tıklayın 🙂

11 Yorum yapılmış, sen de yazsana :)

  1. Selam 🙂
    Eş zamanlılık yasası yine,yeniden kusursuzca devrede..
    9 ay bana rahim olan kozam,yuvamdan,3 ayı “her türlü”oruç bilincinde deneyimlenmiş ve tamamlanmış bir rahmana(doğum)bu gece yola çıkıyorum…tüm günü sırt çantamı toplayarak,çiçeklerimi sulayarak,9 ay boyunca yuvamda olan biten her bir şeyi kutsayarak geçirdim.seni de andım FM 🙂 varlığına tesekkür ettim ve tüm sohbetlerimiz anı depomda taptaze korunmasına rağmen tam dosyadan teşekkür edip çıkacakken”iyi de adı neydi?” diye baya dona kaldım:))) fil hafızam ismini bir türlü hatırlayamadı ve ben bu ilk deneyime çok gülerken mail geldi zamanın ötesinden”bingo!ahmet ya hu” 🙂 dedim gülerek…
    3 aydır ne yapıyorsun diye sorana “yeni bir evren yaratıyorum,gelcen mi? :D”diyordum…bugün..9 ay sonra kozamdan sırt çantamla çıkmak üzere iken gelen maile,ortak bilinç havuzuna dalmaya gidiyorum der,hepimizden hepimize kucak dolusu sevgiler gönderirim…
    Öpücük <3

    • Selamlar Burçin 🙂

      Yazıyı yayımlamadan önce kesin yine eş zamanlılıklar olacak çokça diye düşünmüştüm. Uzun süredir yazmıyorum. Konu eksikliğinden değil aksine yazmak için elimde sonsuz materyal olması ve yaratıcılık sorunu çekmememe rağmen yazmak için motivasyon bulamamamdandı… Nihayet yazmak için motivasyon aktı ve yayınla tuşuna basmadan önce bu akışın bir karşılığı olacağını biliyordum. Mutlaka bir yerlerde okurlardan bazıları bu yazıya ihtiyaç duyacak. Ya da bu yazıyı bana yazdırdı diye düşündüm 🙂 Yani aslında ben yazmıyorum. Siz yazıyorsunuz 🙂

      Nevi şahsına münasır yolculuğunu izlemek çok güzel. Eminim kendini kat be kat aşacağın yeni bir yola çıkıyorsundur her seferinde olduğu gibi. Ne mutlu yolda olanlara, yerinde saymayıp kendine sürekli yeni evrenler yaratanlara 🙂

      Sevgiler bizden 🙂

  2. Eyvallah can !
    Bizden bize,öze töze yolculuk bu bizim…yolumuz daima ışıkla aydınlansın.
    Sevgiler 🙂

  3. Merhabalar; Sevdiğim bir söz var “Bilgi bir söylentidir taki vücutta yaşayana kadar, vücudunuz bilene kadar hiç bir şeyi bilemezsiniz.” Sanırım artık birikimlerinizin vücuda yansımasının zamanı gelmiş sevgili kardeşim, zamanın ötesine rusal yolculuğunuzda farkındalığınızın maksimum düzeyde yükselmesini dilerim. Aynı zamanda içinde eğitim aldığımız similatör (Gezegenimiz)bu günlerde programını update ediyor klasik bir deyimle artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak ve senin bu günki yazın tamda zamanında kardeşim bahsettiğin meditasyon epifiz bezini aktif edecektir. Sevgi ve ışıkla kalın.

    • Oğuz bey her zamanki gibi değerli katkınız için çok teşekürler 🙂

      Dediğiniz gibi gezegen bile yeni virüslerle ve yeni antivirüslerle kendini update ederken bilinçlerimizin update olmaması kaçınılmazdı fakat bu yazı da diğer tüm yazılar gibi belirli bir ajanda ya da amaç için deil, aksine tamamen özden geldiğine inandığım akışlarla yazıldı. O nedenle ben de tıpkı siz ve diğer okurlar gibi yayınladıktan sonra yazıdan manalar çıkartıyorum 🙂 Uzun süredir yazmama sebebim bile budur, yani o yazma güdüsünün gelmemesi… Yoksa heybemde konu çok. Fakat bu da başka mesele.

      Yine işaret ettiğiniz gibi bilmek başka, bedenin bilmesi başka. O nedenle okuru boş teorik bilgilerle doldurmak istemedim. Anlaşılan o ki blog artık bedenlerin de bilmesini istiyor. Çünkü çok fazla konuştuk, lakırdı ettik… Artık idrak etme zamanı.

  4. Selam)) gözlemlenen(yaratılan) algılayanın(gözlemleyenin) bilinç veri tabanı doğrultusunda ki algılaması ile oluşan suretlerden kaynaklanan bir illüzyon(hayal) alanı tarif etmiş bulunuyorsunuz,tebrikler.aklımız idrakimiz vasıtasıyla zamanı ve ışık noktası suretiyle(beden) mekanın oluşmasını seyrederken bulunduğum alandan farkında olmadan çıkmışım;out of control hali ile kendimi sersemlemiş olarak nefis bir yemek masasında buldum bedenimi))teşekkürler

  5. Sevgili Zamanın Ötesi,
    Meditasyonu harfiyen uygulamaya çalıştım. Meditasyon sırasında ve sonrasında aşırı bir ağlama isteği geldi ve ağladım da zaten. Nedenini anlayamadım belki herkeste farklı idraklere yol açıyordur. Bir de bir sorum var. Bu meditasyon bir kerelik mi yoksa devamlı yapılabilir mi? Ellerinize sağlık, yeni yazılarınızı bekliyordum uzun zamandır:) sevgiler…

    • Merhabalar Berika 🙂 İlgin ve güzel yorumun için çok teşekkürler. Evet herkeste farklı bir his uyandırabilir çünkü herkesin varoluşu idrak etme yolu doğal olarak farklıdır.

      Bu meditasyon elbette içinizden geldiği her zaman yapılabilir. Önemli olan akışta olarak yapmak ve meditasyondan zevk almak. Aslında tüm tema bir şeye daha işaret ediyor bu tür çalışmalarda: zihni bir araç olarak kullanmak. Çünkü zihin bir araçtır, asla amaç olmamalıdır. Bu tür imajinasyonlarla zihni susturup zihne hükmediyorsunuz. Sizin istediğinizi yapıyor. Aksi taktirde zihin bize hükmediyor çünkü. O nedenle bu tür çalışmaları bir tür zihin egzersizi olarak görüp istediğiniz zaman yapabilirsiniz

      Ek not: Ağlama bir tür vecd haline (birlik, bütünlük hissi) de işaret eder.

Lütfen düşüncelerin yaz, bu yorum alanı senin için :)