Acı & Geçmiş

Chronos_oeuvre_grand

İyi bir film kolleksiyoncususunuz. Bilgisayarınızın harddiski sinema tarihinin en eğlenceli, en ilginç, en dramatik filmleriyle dolu. Lakin bir gün geliyor bilgisayarınız öyle çok doluyor ki yeni yüklediğiniz filmleri oynatırken bile artık zorluk çekmeye başlıyorsunuz. Harddiskiniz zaten izlemiş olduğunuz filmlerle dolu ve bu yüzden yeni, henüz izlemediğiniz filmleri sağlıklı izleyemiyorsunuz…

Hafıza da harddiskten çok farklı değildir. 5 duyu organımızla algıladığımız tüm verileri en ince ayrıntısına kadar kaydeder. Lakin bu verilere erişim konusu biraz sıkıntılıdır. Çünkü harddiskteki okuyucu kafa, harddisk üzerine işlenmiş her bit veriyi tek tek okuyabilirken beynimizin okuyucu kafası sabit değil, omur ilikten uzanan bir yılan gibidir. Yılan ulaşılmak istenen veriye ulaşmak için o verinin ardı sıra indekslenmiş olduğu tüm verilerin içerisinden geçmek durumundadır. O nedenle bir anıyı hatırladığınızda bazen o anı esnasında etraftaki kokuları, o anki ruh halinizi de hatırlarsınız. Ki en kötüsü de budur. Keşke sadece o görüntüyü sunsa bize hafızamız ama okuyucu yılan kafası beynin duygu bölümleri ile doğrudan bağlantılıdır o nedenle hafıza kayıtları duygusal kayıtlarla birlikte önümüze gelir.

Somuta dökelim… Yıllar önce çok mutlu bir ilişkiniz vardı ve çok üzücü bir olayla ayrıldınız. Haliyle bunu unutmak isteyeceksinizdir ama bu okuyucu kafa biraz başına buyruktur ve duygusal tepkilerden haz alır. Öyle birşey düşünün ki kafanızda, acıdan, depresyondan haz alıyor.  O nedenle sürekli o kötü olayı kurcalıyor. Siz unutmak istiyorsunuz ama o illa bunu bana nasıl yapar gibi sorularla orayı deşiyor ve size acı çektiriyor. Bir önceki yazımda bahsettiğim gelecek kaygıları ile savaşmanın silahı ne ise geçmiş yılanı ile savaşmanın silahı da aynı olacak. Onun sevdiği şey acı duygular olduğuna göre duyguları yönetebilirsek eğer ona istediğini vermemiş oluruz. Lakin bu pek de kolay bir şey değildir, yani duygu kontrolü… O nedenle daha basit yöntem yine şu ana odaklanmak olacaktır. Çünkü şu an bir hafıza kaydı değildir. Hafızadan bir şey çağırmazsınız şu anı yaşarken. Şu an her ne yapıyorsanız şu saniyelerin içerisindesiniz ve bu her ne kadar akıp giden bir şey gibi görülse de bu sadece konuştuğumuz dilin bu konudaki zayıflığındandır. Bunu aslında bir boşluk olarak hayal etmek daha doğru olacaktır. Ama sizi yutan değil sizi havada tutan, hafifleten bir boşluk. Öyle ki şu anın içerisinde hissetmeye başladığınız an kendinizi, bir sandalyeye bakıp kahkaha atabilirsiniz :) Odanızın duvarlarının durağanlığı bile size garip gelebilir… Şu anı deneyimlemek zihninizde şimşekler çaktırır bazen. Böylece geçmiş size sadece bir kara mizah gibi gelir, çünkü o kayıtlar ölü kayıtlardır ve şu an sizin özgür iradenizin üzengisindedir. İsterseniz şu an ne kadar garip olursa olsun amuda kalkıp odaya tersten bakabilirsiniz, isterseniz durduk yerde bir şarkı söylersiniz ve tüm kaderin gidişatını değiştirebilirsiniz.

Bu konu çok önemli çünkü insan olmanın temellerini içeriyor. Ben yapabildiğim için anlatmıyorum, yazmaya başladığımda bu fikirler kendileri dökülüyorlar ama bunlar aynı zamanda benim de yüksek ideallerim. Hepimiz şu an yaşadığımız dünyadan daha farklı bir dünyayı ister, hayal ederiz. Ama önce kendimizden başlamamız gerektiğini unuturuz. İstemenin gücüne hepimiz günlük yaşantımızda küçük olaylarda şahit oluyoruz. Neden daha büyüğünü istemeyelim ve gerçekleşmesin? Eğer daha iyi bir dünyaya inanıyorsak kendimizden başlayalım…

Reklamlar

5 comments

  1. Bu yazınız bana izlediğim bir diziyi hatırlattı. Circle, bir Kore dizisi. Dizinin bir bölümünde bir bilim adamının dediği beni çok etkilemişti hatta not defterime de yazmıştım; Bilim 6000 yıldır ilerlemekte.. insanlar aya indi, sonsuz bir enerji kaynağı olan nükleer güç elde ettik. İnsanlık bugüne kadar bu kadar zenginliği yaşamamıştır. Fakat neden mutsuzuz?
    Dizide insan hafızasını kontrol eden bir teknoloji elde etmişlerdi. İnsanların kafalarına taktıkları çip sayesinde onların anılarını kontrol edebiliyor, kötü anıları unutturuyorlardı. “Bizi biz yapan anılarımız değil mi? Bizi birinin arkadaşı.sevgilisi yapan ortak anılar değil mi? Peki ya bu anılar yok olursa sevgi yada suç yok olur mu? Diyelim ki ortada bir suç var ama her iki tarafta bunu hatırlamıyor. O zaman suç işlenmemiş mi sayılır?” saçma sorular belki ama bunun gibi bir çok soru getirmişti aklıma bu dizi. Bende nerden nereye geldim:D Biraz alakasız oldu galiba yazıyla ama dizi aklıma gelince bahsetmek istedim. Bu arada eğer bir gün izlerseniz bu diziyi yorumlamanızı çok isterim:)

    Liked by 1 kişi

    • Değerli katkın için çok teşekkürler Beyaz. :) Yo hayır yazıyla alakasız değil bu yorumun ve dizi. Demek istediğini anlıyorum. Ben de küçükken çocuk aklımla, ilk kendi kendime sorgulamalarımı yapmaya başladığımda şunu düşünmüştüm: “Cennet diye bir yer gerçekten de varsa oraya bu dünyada çok fena acılar çekmiş insanlar da gidecektir. Cennette huzurla yaşayabilmek için kimi kaynaklar bu acıların cennette unutturulacağı yazıyordu ve bu bana abes gelmişti. Eğer o çektiğimiz acıları cennette unutursak, biz biz olur muyu? ben ben olur muyum?” Demek bunun dizisini yapmışlar? :) İzleme listeme alacağım.

      Bu yazıda bahsetmeye çalıştığım şey tüm geçmiş acılarınızı unutun rahat edin değil. Geçmiş orda kalsın tamam o cepte. Geçmişte yaşadıklarımız kişiliğimizin bir parçası zaten. Ama her an ona odaklanmka yerine şu anda kalın.ç Böylece geçmiş sadece sizin kişiliğinizin bir parçası oalrak kalsın, size acı vermesin.

      Beğen

Burası sizin için, lütfen düşüncenizi yazınız :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s