Evrenin Pikselleri

Ortalama okuma süresi 6 dk.

“Evrendeki tüm varlıklar madde ve formdan oluşur. Madde olabilirliktir form onu gerçek varlığa dönüştürür.”

Aristotales

“DNA’nızın tek bir molekülünde, ortalama bir galaksideki yıldızlar kadar çok atom vardır. Her birimiz küçük bir evreniz.”  

Neil de Grasse Tyson

“Bizim gibi küçük yaratıklar için muazzamlık ancak sevgi ile katlanılabilir.”

Carl Sagan

Şu an telefon ya da bilgisayar ekranından okumakta olduğunuz bu yazı aslında ışık. Malum, baktığınız ekran; ışık fotonlarının organize edilerek şekiller, formlar, harfler oluşturması ve sizin gözünüze gelmesinden ibaret. Siyah bir harfe bakarken bile aslında ekrandaki piksellerden çıkan ışığa bakıyorsunuz. Her ne kadar ekrandaki görüntüye “gerçek değil, sanal, dijital” gibi sıfatlar yükleyip değersizleştirsek de günün sonunda ekrandaki pikselin kendisi ya da pikselden çıkan ışıkların topluca oluşturduğu şekil değil; tüm bunların meydana getirdiği anlam dünyası bizi etkiler, bize şekil verir. Hatta bizi biz yapar.

Bu yazımızda, önce perspektifimizi genişletip evren ekranına ardından da Alice gibi tavşan deliğinden atlayıp evrenin piksellerine göz atacağız. Her zaman yaptığımız gibi evreni anlamaya çalışırken aslında kendimizi anlamaya çalışacağız. Işığı parçalarına ayırıp, piksel piksel gözlemleyip ardından ışığın kendisi olmaya çalışacağız…

Piksel, dijital bir ekranda (televizyon, telefon ekranı vb.) görüntüyü oluşturan en küçük birimdir. İngilizcesi Pixel olarak kelimenin kökeni pix ve el hecelerinin birleştirilmesiyle oluşturulmuş. Pix, pictures (resimler) kelimesinin kısaltılmış hali olan pics kısaltmasından geliyor, el ise elementin kısaltması. Yani resim elemanı olarak çevirebiliriz, keza resmi oluşturan en küçük eleman piksel. Örneğin bir televizyona büyüteçle baktığınızda kırmızı, yeşil ve mavi renklerden oluşan ince uzun ışık çubukları görürsünüz. Bu 3 rengin farklı kombinasyonlarda yan yana gelmesiyle farklı renkler meydana gelir ve ekranın bütününde milyonlarca farklı renk görürsünüz. Oysa bu milyonlarca rengi sadece 3 renkli ışık noktası oluşturmaktadır. Eğer elinizdeki büyüteçle son model televizyonunuzda bahsettiğim ışık noktalarını göremediyseniz çok doğal, çünkü eski tüplü televizyonlarda büyütece bile gerek kalmadan pikselleri görebiliyordunuz fakat teknoloi geliştikçe bu piksellerin boyutları öyle küçüldü ki artık tek bir monitör üzerinde milyarlarca ışık noktası yani piksel üretilebilir hale geldi. Böylece görüntüler çok daha net, keskin ve neredeyse gerçeğinden ayırt edilemeyecek hale geldi.

Yeni bir cep telefonu almadan önce pek çok kullanıcının baktığı özelliklerden biri de PPI değeridir. PPI İngilizce “Pixel Per Inch” yani “Inch Başına Piksel” tabirinin kısaltmasıdır. Bir inch kare (2,54 cm²) alanda kaç adet piksel yani ışık hücresi olduğunu temsil eden sayıdır. Bu sayı büyüdükçe, ekrandaki piksel yoğunluğu artar. Mesela 2,54 cm² alanda 64 adet piksel varsa, o ekran 8PPI değere sahiptir diyebiliriz. Günümüzde 600PPI değerine kadar çıkan telefon ekranları var. Yani 2,54 cm² alanda 360.000 adet piksel ışık noktası olduğu anlamına geliyor. Teknoloji geliştikçe piksel yoğunluğunu ifade eden bu PPI değerleri artıyor ve ekranlar artık gerçek bir görüntüden ayırt edilemeyecek simülasyonlara dönüşüyor.

Gelin bu teknolojiyi evrene uyarlayalım. Ki aslında insanlık bu teknolojiyi, diğer tüm teknolojiler gibi evrenden çalmıştı. Evren piksel piksel yani atom atom, hücre hücre hareket edip ortaya makro kozmik şeyler çıkartmayı sever. İnsanın yine doğadan esinlenerek geliştirdiği bir sanat olan mozaik sanatı gibi…

Evrende de her şey atom piksellerinin yan yana gelip yeni formlar oluşturmasıyla meydana geliyor. Başlangıçta hiçbir anlamı olmayan, tekil hidrojen ve oksijen atomları iken yan yana gelip suyu oluşturuyorlar. Mikroskopta baktığımızda suya hiç benzemeyen noktalar görmemize rağmen uzaklaşınca yaşamın kaynağı olan suyu görüyoruz. Keza o atomlar da atom altı başka parçacıklardan meydana gelmiş. Evrenin PPI değerinin yani inch kareye düşen atom sayısının ne kadar yüksek olduğunu (belki de sonsuz) varın siz düşünün… Böyle böyle giderek nihai piksellere ulaşıyoruz ve o piksellerin farklı kombinasyonda yan yana gelmesiyle sonsuz çeşitlilikte madde ve formun oluştuğu kainat monitörünü elde ediyoruz. İzlemekte olduğumuz bu monitörde aslında sonsuz sayıdaki çeşitliliğin tek bir ışımadan, tek bir rezonanstan, titreşimden meydana geldiğini biliyoruz. Çocukluk aşkınız, ilk dizinizin kanaması, ilk kez gece arkadaşlarla dışarı çıkıp eğlendiğiniz o malum gece, çocuğunuz, anılarınız, kaybettikleriniz… Hepsi aynı fotonlardan çıkan titreşim ve ışıklar. Hatta kuantum fiziğinin yeni bulgularına göre hepsi de tek bir atom altı parçacığın aynı anda sonsuz yerde ve sonsuz zamanda titreşmesiyle mümkün olan imajlar, görüntüler, formlar, şekiller, anılar… Aklımızın sınırlarını zorlayan bu evren monitörünün pikselleri (ya da tek bir pikseli) günlük hayatta her gün baktığımız ekran pikselleri olarak karşımıza çıkıyor ve sanki bize bir şeyler anlatıyor…

Her şey tek bir ÖZ, tek bir TÖZ’den meydana geldi. Işık tek ve birdi, prizmadan geçen beyaz ışığın renklerine ayrılması misali sonsuz renk ve forma bölündü. O halde başlangıçta manasız, anlamsız tek bir forma sahip ve hatta formsuz olan ilk hareket, nihayetinde yeni formlar yani yeni bir anlam dünyası yarattı. Şu an üzerine konuştuğumuz, tartıştığımız anlam ve mana dünyası.

Hiçbir şekli, anlamı bulunmayan piksellerin bir araya gelip sonsuz şekiller ve anlamlar üretmesi başlangıçta basit de görünse, bana göre aslında varoluş felsefesinin özünü oluşturuyor. Hiç konuşulmayan bu basit gerçeklik, tüm varoluşun anahtarı çünkü varoluş, sırf anlam, mana yaratmak için “var olmuş” gibi görünüyor. O halde anlam arayışı, bizatihi tüm evrenin ve varoluşun nihai hakikati, amacı haline geliyor.

Peki bu bilgi ne işimize yarar? Bu hakikat, üretmenin ne kadar önemli olduğunu bize anlatır. Çünkü bizler de birer pikseliz ve her piksel kendi ışığını yaymakla mükellef. Tüm pikseller bir araya gelip yeni formlar, yeni anlamlar, yeni yaratımlar oluşturuyor ve böylece adına varoluş dediğimiz tüm sistem an ve an meydana geliyor. Şu an siz bu satırları okurken dahi oluşuyor. Sürekli form değiştiren, yeni formlar oluşturan bir televizyon monitörü gibi.

Aslolan bu piksellerle meydana gelen şey olsa gerek… Bozuk, karlı bir yayın mı oluşturuyoruz yoka muazzam bir uzay belgeseli mi yayınlıyoruz?…

Dahası tek bir pikselde tüm ekranın verisi vardır. Tüm ekran ise o tek tek piksellerden oluşur. Tüm varoluşun amacını, internetin ücra bir köşesinde bulunan küçük bir blog sitesinde de okuyabilir, kendi içinizde de görebilir, binlerce kişinin katıldığı bir seminerde de duyabilirsiniz. Aslolan, hem varoluşu oluşturan o küçük piksellerden biri olduğunun hem de tüm varoluşun bizatihi kendisi olduğunun farkına varmak.

Küçük büyüğün, büyük küçüğün içinde. 🙂


Zamanın Ötesi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Subscribe
Bildir
guest

23 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Ayhan Ersoy

Terminoloji farklı da olsa hakikat ve esas mânâ hep aynıdır, tıpkı “vahdet kesreti doğurur; kesret de vahdete götürür” sözünde olduğu gibi. Kaleminize ve yüreğinize sağlık.

Zorba

Biz Insanlar bu bahsettiginiz bakis acisiyla dunyayi, yasami ve en onemlisi kendimizi okumayi basarabilsek kanaatimce ozaman kednimizi gercekleyecek ve okumamamiz gereken mutlak hakikati okumayi basaracagiz.Okumak,okumak okumak hersey okunabilir birseyler aslinda sadece okumasini bilene .Yaradan bosuna ilk emrinde Oku demiyor olsa gerek .Neyi oku ? kendini oku yasami oku artik senin capina ve derinligine kalmis orasi …
Tesekkurler blogunu yeni kesfettim cok guzel bir yazi .

Halime Gümüş

Aynı şeyi hücreler için düşünmüştüm. Kendimi gerçekleştirmek için “azmettiğim” bir dönemde, şeker tükettikçe mitokondrilerimin görevini yapmasını engellediğimi farketmiştim. Kendime karşı bir hayal kırıklığıydı. Mitokondrilerim benim yüzünden kendini gerçekleştiremiyordu. Sonra oturdum ağladım. 😀

Güzel bir görüntü çıkarmak, her pikselin değerini teslim etmekle mümkün olabilir.

Halime Gümüş

Şuan gülerek anıyorum ama; o an mitokondrimle bir olmuştum ve bu hâl, mikrokozmos ile makrokozmos (ya da Allah ile halife insan) arasındaki ilişkiyi idrak etmemi sağlamıştı. Sarsıcı ama komik de :))

Bireyselliğimizi kolektifle bağ içinde olduğumuzu bilerek yaşamak, özgürlüğün kısıtlanması gibi algılanabiliyor. Oysa serbestiyet ve özgürlük farklı seyler. Toplumun değer yargılarına dikkat eden ama insanları değer yargılarıyla değerlendirmeyen insanlar özgür oluyor ve ancak onlar bireysellesebiliyor.

Halime Gümüş

Kesinlikle 🙂

Harun

Elinize zihninize sağlık. Her gün metroda seyahat ederken bu piksellerin binlercesi görüyorum. Mutlu, mahzun, telaşlı, yorgun. Celalettini Rumi’ nin bestelenmiş şu eseri aklima düşüyor: Poem of The atoms

https://youtu.be/oewbC5KgKrc

Sonra bu pikselleri birbirlerine bağlı hikayelerini anlatıldığı bu eşsiz belgesel:Human

https://youtu.be/DbS5Tc71cjI

Ve tabiki olmazsa olmazım. Her şeyin hikayesini anlatan filmim
Bab-ı Aziz:https://youtu.be/fhSSxRKojqg

ZERO

Selam,merak ettiğim bütünü görmeden mi algılamalıyız yoksa görerekmi?atom altı yapı (fotonun) bir algılayıcı tarafından gözlendiğinde aslı soyut dalga özelliği olmasına rağmen, gözlemleyenin veri tabanında somut parçacık (madde) özelliğine bürünmesi neticesi yaratılmış olarak algılanması gibimi;parçacık (madde) özelliği gözlemleyenin kapasitesi ile sınırlı veri tabanındaki algılamaya dayanır. Gözlem (algılama) olmadığında parçacık (madde) yoktur. Her şey soyut mana yüklü frekans dalga olarak sınırsızlık aleminde bulunur. Gözleyen, gözlediği an da kendi veri tabanın üzerinden, kapasitesi oranında beş duyu ile bu alemden algıladığını kendi dünya(sın)da bilinir (yaratılmış) kılar.Foton, dalga özelliği ile dalgalar aleminde, parçacık özelliği ile parçacık aleminde yaşar. İki özellik (dalga ve parçacık) aynı anda gözlemlenemez. Yaratılmışlık gözlemlendiğinde, yaratılmamışlık gözlemlenemez. Asıl olan ise fotonun dalga özelliğidir. Çünkü gözleyen olmadığında parçacık yoktur. Bu yüzden fotonun parçacık özelliği hayaldir;yani şuan telefonumdam bu yazıyı yazarken gözlerimle hem telefonumu hem klavyeyi hemde telefonumu tutan bir elimi ve yazan baş parmağımı gözlemleyerek size yazıyorum))bütünü gördüğümü sandığım yer Aslında sizin frekans dalga yapıya sahip mana yüklü sınırsız esma terkibiniz olan bilincinizde sınırlandırma yapmaya çalışıyorum ve macrodan microya görmesemde görmeye çalışıyorum))

Matrix

Yaratan ve kuvveleri zamanın ve mekanın ötesinde ışık hızının üstünde hareket kabiliyeti şuuru ve bilgisi dahilinde kendinden kendine oynayınca yaratımın pikselleride sonsuz oluyor haliyle;bu piksellerin netliği ve bozuk oluşuda bize lütfedilen idrakle nefse uyarlayış şeklimize belli oluyor;aslında herşey allahın en son güncellediği muhammedi bilinç(kamil bilinç/takyonik şuur)yani çokluktan teklik bilincinden görebilmek bakabilmek ve seyredebilmektir;blogunuzun tümünü değerlendirirsek sırasıyla şuur-hayal-his-bilgi-duygu-idrak=gerçeklik sıralamasına göre hareket ediyor,eksiğim vardır elbet ve tamamlamakta size ve okurlarınıza düşüyor)

ZERO

Form u görmelimiyim yoksa görmeden mi yaratılmış olarak kabul etmeliyim?

Matrix

Enam103/zariyat 58/bakara 117/hadid 3/zümer 62 yani görsende görmesende hertürlü hakikate ve form a çıkarız))

ZERO

Öyleyse biz zaten tamamen saçmalıyoruz zamanın ötesinde))

Matrix

Eee zamanın ve mekanın ötesine çıkarsan saçma oluyor herşey zaten mana yerini bulamıyor

ZERO

Her şey soyut mana yüklü frekans dalga olarak sınırsızlık aleminde bulunur;fotonun dalga özelliğinden dolayı insan fotonun parça (sınırlı, yaratılmış), Allah ise fotonun dalga (sınırsız, yaratılmamış) misali gibi;mana yüklü frekans dalgalar Allahın izni ile oluşan terkiple gözlem başlıyor (ışık oluyoruz)

Aslı

“formsuz yaratımın yani pikselin kendisi olabilir miyiz? Piksel örneğinden gidersek bunun karşılığı ışık olmak demek.”
Giderek süptil hale gelebilmek… İncelebilmek. Sadeleşmek…
Formsuz yaratım ne demek? Açmak lazım sanki.