Oynadığın Roller & Evrenin Ötesi

Ortalama okuma süresi 2 dk.

“Sen tüm evrenin bütünüyle yaptığı bir şeysin, tıpkı bir dalganın tüm okyanusun yaptığı bir şey olması gibi.” -Alan Watts

“Bir bakıma insan, evrenin bir mikrokozmosudur; dolayısıyla insan ne ise, evrenin sırrı da ondadır. Biz, evrenin içinde sarılıp katlanmış haldeyiz.” -David Bohm

“Bilinçdışını bilinçli hale getirmediğin sürece, o senin hayatını yönlendirecek ve sen buna kader diyeceksin.” -Carl G. Jung

Bazen içinden geleni değil, yaşanması gerekeni yaparsın.

Birine “hayır” derken içinden “evet” geçer. Birinin kalbini çok kötü bir şekilde kırarken aslında içinden ona sarılmak gelir. Yine de ona o sözleri söylersin, o sahne yaşanır ve olanlar olur. İşte böyle zamanlarda bazen, o spesifik an senin değil onun deneyimidir. Ve sen, görünmez bir sahnede, evrenin bir parçası olarak rolünü oynarsın. Sana onu dedirten ya da sana onu yaptırtan şey karşındakinin “yönetmeni“dir.

Elbette evren bir oyun değildir — ama sahnelenir.

Hepimiz birbirimizin rol arkadaşıyız; bazen birinin yelkenlerini dolduran, onu iten rüzgar, bazen de duvar oluruz. Kimi zaman birinin dönüşümünü başlatan kıvılcım, kimi zaman son perdeyi kapatan sessizlik. Hiç kimse tesadüfen girmez sahnene. Birinin hikâyesinde belirirsin, belki üç cümlelik bir rol için, ama o üç cümle bir ömür yankılanır.

Bir rolü oynamak, sahte olmak anlamına gelmez.

Birine aynalık ettiğinde, aslında kendi ışığını ölçersin. Bazen karşındakinin karanlığı senin ışığını alt eder. Kimi zaman da onun ışığı senin karanlığını ışığa çevirir (ex umbra in solem). Yaptığın ya da yapmadığın her şey, onun rolünü oynaması için bir alan açar. O alanda, o sahnede iki oyuncu da kendi sahne ışıkları gücünde oyunlarını oynar. İçinden hiç gelmemesine rağmen ona bağırma sebebin işte bundan. İçinden çok gelmesine rağmen ona sevdiğini söyleyememen işte bundan Karşındakinin ışığıyla hem hal olup onun dönüşümü için farkında olmadan (ya da en derinlerinde bir yerlerde farkında olarak) bir rol oynarsın. 

Ve o rol seni de dönüştürür.

Bu etkileşimli hal, evrenin nasıl işlediğine de bir ışık tutar. Evren senin aracılığınla kendi hikâyesini anlatır. Nasıl ki anlam veremediğin bir şekilde karşındaki insana karşı bir rol oynar halde buluyorsan kendini, evren de bilincin oluşması için farklı roller oynamış, farklı durumlar / sahneler yaratmış ve bu spesifik koşullar oluştukça evrenin sessiz boşluğunda bilinç  zuhur edegelmiştir. İşte sen de belki de karşındaki insanda oluşacak bilinç için o yaptığın şeyleri yaptın…


Bir başkasının kaderine dokunduğunda,

aslında kendi bilincine de dokunursun.

Ve o an, evren bir anlığına dalgalanır.

Çünkü sen, onun kendini fark etme yolundaki yankısısın.


Zamanın Ötesi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Subscribe
Bildir
guest

3 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Cansu

Bilinçsizce yaptığımız şeylerin bilincinde olma arzusu. Hep birşeylerin nedenini sorguluyoruz bu doğamızda var evet ama bunu sorgularken o an da yaşadığımız duygulara ne kadar birakabiliyoruz kendimizi.Sevmek, öfkelenmek, üzülmek temel duygular aslında peki ne kadarını gerçekten hissediyoruz. Nedensellikte boğulma, olayları çözümleme, dersleri alma ve tekrarlanan döngüler varsa onlardan arınmış olma ve bundan gelen mutlukla devam etme hayata. Peki o an da gerçekten üzüldüğümuze uzulebiliyor muyuz? Ya da ofkemiz nerede? Sevgiyi insan nerede hisseder?Bedenimizde yarattıklarina odaklanabiliyor muyuz?
Sanırım bazen yapabiliyor olmak bir aydınlanma yarattı bende ve yazı da çağrışım yaptı teşekkürler.

LGR

Pandemi dönemini hissettiren bir yazı olmuş kaleminize sağlık