Ruh İkizi

Her şey zıttıyla var olur. Her zıtlık bir çubuğun iki ucudur. Her çubuk bir bütündür ve zıtlıklar aslında bütünü oluşturan bölümlerden ibarettir…

Zamanın Ötesi

Bu yazı bir önceki yazının devamı niteliğinde olup bir film analizi değildir. “Kuantum Dolanıklık” yazımızda kuantum dünyasına kısa bir giriş yapıp kuantum dolanıklık olgusunun hayata bakış açımızı nasıl değiştirdiğine değinmiştik. Bu yazıda tüm kuantum konusuna biraz daha romantik bir şekilde yaklaşıp olguların arkasındaki sebepleri aralamaya çalışacağız. Yukarıdaki video da “Upside Down” filminin giriş kısmı. Çok sevdiğim bu filmin 2 dakikalık bu giriş videosunu hem görsel açıdan çok güzel bulduğum için hem de konumuzla birebir ilintili olduğu için koydum ve mutlaka izlemenizi tavsiye ediyorum.

Kuantum dolanıklık yazımızda bütün atomaltı parçacıkların bir şekilde birbirlerine bağlantılı olduğunu söylemiştik. Öyle ki dünyanın bir ucundaki bir parçacığın kuantum durumunu değiştirdiğimizde, dünyanın diğer ucundaki eş parçacık da ışıktan daha hızlı bir şekilde, hatta aynı anda değişiyordu. Bu, ikiz kardeşlerden birini kuzey kutbuna diğerini güney kutbuna koyup, birini çimdiklediğimizde tam olarak aynı anda diğerinin de canı acımasına benziyor. Aralarında nasıl bir bağ var ki ışıktan bile hızlı bir şekilde bilgi alışverişi olabiliyor?

Bu konsepti kafamızda oturtabilmemiz için paranormal olaylar ve parapsikolojiye de girmeye çalışacağım. Duymuşsunuzdur… Dünyanın neresinde olursa olsun hangi kültürde olursa olsun büyü kültürü her yerde var ve benzer uygulamalara sahip. Afrikadaki vodoo büyücüsü de, ülkemizdeki “cinci” hocalar da birine büyü yapmak için o kişiye ait özel bir eşya ya da bir tutam saç filan isterler. Neden? Düz mantıkla şöyle diyebiliriz; büyücü, büyü yapılacak kişiyle arasında bir kontakt kurabilmesi ve uzaktan ona ulaşabilmesi için, sanki bir köpeğe kayıp birinin eşyası koklatılıp köpeğin o kişiyi bulması gibi, özel bir eşyayla aradaki bağlantıyı kurabildiğini düşünebiliriz. Peki bunu nasıl sağlar? İşte burada kuantum dolanıklık açıklamamız devreye giriyor. Büyünün işe yarayıp yaramadığından ya da büyü diye bir şeyin gerçekten de var olup olmadığından bağımsız olarak salt mantık yürütmeyle bu kültürel olguya bir yaklaşımda bulunuyoruz o nedenle dogmatik gözlüklerimizi bir kenara bırakarak düşünmeye devam edelim. Yoksa burada büyünün gerçekliğini kanıtlama çalışmıyoruz ama şu da bir gerçek ki bazı insanlar uzaktan etkiyle başkalarını etkiliyor ve bu CIA deneylerine kadar girmiş bir olgu… Neyse, kuantum dolanıklıkla bunu şöyle açıklayabiliriz; büyü yapılacak kişiye ait saç tutamı o kişinin elektromanyetik yüklerini taşır en basit ifadeyle. Dahası o kişiye ait özgün atomaltı parçacıkları taşır. Bu mıknatıslanmaya benzer. Eğer bir demir parçasını uzun süre bir mıknatısa yapışık tutarsanız o demir parçası da o mıknatısın kutuplanmasını paylaşır ve ayrıyken bile aynı kutuplanmaya sahip olur. O nedenle kişinin temas ettiği özel eşyaları da kullanırlar… Büyücü, saç tutamı ya da eşyaya odaklanarak bilinç seviyesini, titreşimini, ya da atomaltı parçacıklarını o eşyayla uyumlayarak doğal olarak aynı anda da o kişiyle uyumlanmış, kutuplanmış olur. Acaba bu sayede o an büyü yapılacak kişi ne görüyor, ne hissediyorsa, büyücü de onu görebiliyor olabilir mi? Kurbanın saçı ve kurban arasında görünmez bir ip varmış gibiyse eğer, büyücü de bu ipi izleyerek kurbana ulaşıyor olabilir mi?… İşte bilinç kapılarımızı böyle bir dünyaya açıyoruz…

Dini metinlerde tanrının insanı kendi suretinden yarattığı yazılır… Felsefeyle dinin birbirine karıştığı dönemlerden kalma yazıtlarda insanın dünyaya gelmeden önce tek bir ruh olduğu, dünyaya “düşmeden önce” eril ve dişil olarak ikiye ayrıldığı söylenilegelir… Dünyada bedenlenmeden önce tek olan bu ruha hermafrodit denir. Hem eril hem de dişil özellikleri tek bir bilinçte barındırır. Nihai amacımızın da tekrar o hermafrodit bütünlüğe, tekliğe erişmek olduğu söylenilir. Tüm öğretilerdeki erginlenme anlayışı bu felsefeyi baz alır. O nedenle antik çağlardan günümüze ulaşan pek çok heykelde tek bedende iki baş görürürüz. Anadoludaki eserlerde bile hem kadın hem erkek organları aynı heykelde birleşmiş yapıtlara rastlanılır. Bu tek iken ikiye ayrılmış ruhlara ruh ikizi denir. Bu ruhlar dünya yaşamları boyunca aslında hep kendi diğer yarılarını arar dururlarmış… Bu ruh ikizlerinin pek çok özelliği birbirine benzese de aslında birbirini tamamlayan iki yapboz parçasına benzerlermiş. Diyelim ki erkek olan çok içe dönük biriyken, kız olan çok daha sosyal dışa dönük olabilir. Ama buna rağmen ikisi de aynı kitapları okumaktan aynı şeyleri yapmaktan hoşlanabilir. Dahası dünya üzerinde kurulan büyük forumlarda birbirini bulan ruh ikizlerinin bir araya geldiği etkinlikler bile yapılıyor ve bu forumlarda ruh ikizleri kendi hikayelerini anlatıyorlar.  Şu sitede ruh ikizlerinin yaşadıkları ortak deneyimler listelenmiş: http://www.collapsingduality.com/FAQ.html Sitenin adı: “Collapsing Duality” yani “Çöken İkilik”… Ruh ikizini bulduğunu iddia eden istisnasız herkes belirli işaretler aldıklarını ve eş zamanlılık denen bir deneyimi yaşadıklarını söylüyorlar. Birbirlerinden habersiz olarak yapılan bu röportajlarda hepsi de aynı şeyleri söylüyorlar. En çok görülen olay iki ruh ikizinin de aynı anda aynı şeyi düşünmesi, söylemesi… Günlük hayatımızda bu bazen hepimizin başına gelir. Sevdiğimiz bir arkadaşımıza bir mesaj atacağızdır ve aynı mesajı aynı anda o da bize atar. Buna eş zamanlılık denir. Ruh ikizlerinde bunun daha sık görüldüğü iddia edilir. Hatta telepatik bir bağ olduğu söylenir. Bir diğer eş zamanlılık semboller üzerinden gerçekleşir. Çiftler aynı sembolleri görürler. Mesela farklı yerlerdeyken ikisi de aynı anda denizci çapası sembolünü görür. Ama masal gibi okuduğunuz bu hoş özelliklere rağmen her ruh ikizi karşılaşması mükemmel bir çift anlamına gelmeye de bilir… Nitekim ben de sonu pek hoş bitmeyen böyle bir deneyim yaşamıştım.   Her neyse, ilgilenenler daha fazlasına ulaşabilir yukarıda verdiğim linkten. Konumuza geri dönecek olursak iki insanın ruh ikizi olup olmamasından bağımsız bir şekilde birbirleriyle aynı frekans, titreşim ya da atomaltı parçacığa  sahip olması, onların aynı anda aynı şeyleri hissetmeleri fenomenini açıklayabilir mi?

EEG diye bir makine var malumunuz… Beyin dalgalarını ölçümlüyor. Yani beyinlerimiz aynı birer radyo anteni gibi dalga yayıyorlar. Gelişmiş EEG cihazlarına bağlanan insanlarla pek çok deney yapılmış. Bunlardan birinde, faraday kafesli tamamen metal bir odaya kapatılmış bir insanla, birbirinden uzak yerlerde, aynı türden bir odaya kapatılmış başka bir insanın beyin dalgaları anlık ölçümleniyor. Deneklerden birine rastgele resimler gösteriliyor ve bu resimlerdeki imgeleri diğer odadaki insana göndermeleri isteniyor. Denekler daha önceden 20 dakikalık bir meditasyon yapmışlar, birbirlerini tanıyorlar yani. uzmanlar bu 20 dakikalık karşılıklı meditasyonun birbirleriyle uyumlanmaları için önemli ve başarıyı etkileyen bir etmen olduğunu söylüyorlar. Birinci denek resimleri görüp zihninden diğer deneğe göndermeye çalışırken EEG cihazında monitörde görülen beyin aktivitesi kaydediliyor.  Aynı anda uzaktaki diğer odada oturan deneğin de beyin dalgaları, beyin loplarının aynı bölgesinde durduk yerde hareketlenmeye başlıyor. İki beyin dalgası yan yana getirildiğinde beynin aynı görsel bölgesindeki aynı frekansların ortaya çıktığı görülüyor. Oysa ikinci denek boş bir odadaydı ve hiçbir resim görmüyordu. Bu da zihin düzeyinde iki deneğin ışıktan hızlı bir şekilde iletişimde olduğunu kanıtlıyor. Bu konuda yapılan öyle çok deney ve kanıt var ki bilim adamları artık kuantum dolanıklık ve eş zamanlılığın kanıtıyla değil, bunu nasıl kullanabilirizle uğraşıyor, bunun üzerinde ciddi deneyler yapıyorlar. Bunlardan bir tanesi de AİDS hastalığı üzerine, nitekim sadece niyet ve odaklanma ile şifa denen bir etki üzerinde yapılan deneylerde aidsli hücre sayılarında azalma bile gözlemlenmiş.

Tüm bunlardan ne çıkarmalıyız? Hayata nasıl bakmalıyız? Acaba hepimiz tek bir parçacığın sonsuz kombinasyonundan ibaret, dolayısıyla hepimiz birbirimizle bağlantılı mıyız? Sanki bir oyun hamuru gibi bilinçlerimizi şekillendirip başkalarıyla uyumlayabiliyr muyuz? Aşk dediğimiz şey aslında karşımızda gördüğümüz kendimiz miyiz? Yani aslında tüm sevgi, sevmek işleri bir özsevgi, öz gerçekleştirme, kendini kabullenme olayı mı? Tanrı neden yaratmak istedi? Neden ikilik oldu?… Derin soruları ortaya bırakıp her zamanki gibi kaçıyorum. Çünkü soruları cevaplardan daha önemli buluyorum. Aklınıza takılan bir konu ya da farklı bir bakış açısı olursa yazmaktan çekinmeyin.

Bu arada ülkemizde ve dünyada gelişen olaylar hakkında bir şey yapamamak sizi de eli kolu bağlı hissediyorsa minik bir tavsiye… 1993 yılında ABD’de yapılan bir çalışmada binlerce insan aynı anda meditasyon yaparak bulundukları bölgelerdeki aylık suç oranlarını en aza indirgemeyi başarmışlar. Ben de her seferinde tüm dünya için huzur ve mutluluk diliyorum. Belki işe yaramıyordur, kendimizi kandırıyoruzdur ama yine de bir şey kaybetmeyiz. Twittırda özlü söz paylaşmaktan daha faydalı olacağı kesin. :)

Ekleme: Bu TED videosunda gerçek bir ruh ikizi deneyimini izleyeceksiniz :) https://www.ted.com/talks/tiq_milan_and_kim_katrin_milan_a_queer_vision_of_love_and_marriage

 

138 comments

  1. selamlar;

    Sizlerle tanışmam biraz geç oldu sanırım..Olsun..Herşey zamanı geldiğinde,biz artık hazırken akmaz mı zaten yaşamımıza :)

    Paylaşmış olduğunuz yazılarınızı okuyorum saatlerdir..Bu yazınızı da kendi deneyimimle iligi olduğunu bilmeden okumaya başladım aslında..Yorum yapan arkadaşların tüm yorumlarını da okudum akabinde..

    35 yaşındayım..Kendimi bildiğim an’dan bu yana hep bi bilinmeze hasretlik çektim..Daha önceleri “eksiklik” olarak tanımlardım bunu..Ergenlik dönemlerim,20’li yaşlarım hep bi ait olma,eksiklik duyma dürtüsü içinde geçmiş,geçirdiğim yaşam döngüsüne baktığımda..Bulunduğum ortamlarda,arkadaşlarım arasında ya da bi şekilde biraraya geldiğim insanlarda bi hayatı çözmüşlük,bi tamamlanmışlık,bi vuslat’a ermişlik gibi tavırlar vardı çünkü hep :) Herkes olması gerekeni biliyomuş gibiydi..Büyüyecek,evlenecek,o kısmetimiz olan adam ya da kadını bulacaktık..Ve pektabi o mutlu mesutluğun içine bikaç da çocuk serpiştirecektik..Var olma nedenimiz tam olarak bu değil miydi,benim gibileri eğreti gören sistem anlayışında :) Derken; 30’lu yaşlarıma yaklaşmış bulunmakla birlikte,kendimi özümsediğim dönemlerin başlangıcına eriştim..Ve çabalıyorum da halen..Hiç olmanın hazzına varmaya..Azimli kadınımdır :) Yalnızlığım,gelişimimin en temel taşı..Bunalımlı,depresyonlu olarak tanımlanmama da sebep ama olsun :)

    Bundan 7-8 yıl önce internet vasıtasıyla bi tanışıklığım oldu..Yaşca benden 4-5 yaş küçük biriyle..o dönemler sevimli,konuşmaktan zevk aldığım bi velet olarak görüyodum ne yalan diyeyim..Lakin,daha ilk konuşmaya başladığımızda sevdim anlam veremediğim bi şekilde..Böyle hani yanımda olsa,sarıp sarmalar yanaklarını mıncıklamaya,öpmeye doyamazdım heralde :) öyle bişeydi..Tamamen saf,tamamen doğal..Zaman ilerledi..Daha da büyüdük yaşça..Yaşantımızda ayrı ayrı şekillenmeler oldu tabi..Ara ara da olsa iletişim halindeydik,aynı tanımlanamaz sevgiyle..Bundan 4 yıl öncesine kadar uzun soluklu bi kopukluktan sonra farkli çekimle yaklaştık birbirimize..ilk defa seslerimizi duyduk o dönemler..Hayatımda duyduğum en güzel ses gibiydi mesela :) Fotoğraflar gönderdik birbirimize,en güzel gülümsemelerimizle..Farkli bi enerjiyle sarmalandım tüm bu zaman boyunca..Engelleyemediğim ama engellemem gereken..Benim yaşam alanımda benimle yol alan kimse yoktu,lakin onun hayatında yol aldığı bi kadın vardı zaten..Hep yargıladığım,hep başkaları yaptığında ağız dolusu sövdüğüm bi durumu kendim için yarattım..İlk defa itiraf ediyorum bunu da..hiç kimseyle paylaşamadım..Paylaşması zor çünkü..

    Biz hala canlı kanlı görmedik birbirimizi.,hiç dokunmadık birbirimize,bakmadık gözlerimize..Yazdığı bir kelime bile bedenimi titretiyo buna rağmen..Aynı şehirde bili değiliz oysa ki..Onca mesafeden bedenimi hareketlendiriyo resmen,bildiğiniz gibi değil..Bunu anlatmaya çekinme nedenim de tamamen bedensel bişey midir düşüncesinden sıyrılamadığım içindir belki de,bilemiyorum..İnsanların bu duruma takacakları bi dünya isim var çünkü..Belki aranızdan takanlar bile olacaktır..Artık umrumda değil..Vücudumda ki tüm ayarlar değişiyo,dengeleyemiyorum..Yanında olmak,dokunmak,sarılmak,tenini hissetmek istiyorum..O da aynı şekilde..Yanyana gelirsek gök kubbe yerinden oyanayacak sanki..Öylesine yoğun bi istek..Onun bana hissettirdiği kendime aşığım resmen :) Tutku mu,coşku mu,hiç tadılmamışlılığın verdiği haz mı..Tanımlayamam tüm bunları..Hiç kimseyi,hiç bişeyi sevdiğim gibi değil ona olan sevgi anlayışım..Deneyimlemedim daha önce hiç..Deneyimlenmeyen bişeyden nasıl böyle delice haz alınır ki?

    Evet evli bi adam..Benim hayatım hala boş..Tüm bunların öncesinde,onun biraraya gelme isteğini yanıtlamadım hiç..Herşey farklı olur muydu? olması gerktiği gibi mi oldu? Bilinmez..Ama şimdi,olmaması gerektiğini kendime anlatamamışken ona anlatmaya çalışıyorum hiç durmadan..Onunla bağlantı halindeyken, ben’e daha yakınım sadece,onu biliyorum..Hastalıklı bi durum olduğuna ikna etmeye de çalıştım kendimi dönem dönem..Lakin hep demez miyiz ki;Hayat bu..Her birimiz için bi misyon varsa eğer ki,doğru ya da yanlış kavramı bunun neresinde?

    Belki bi gözgöze gelsek çözülecek herşey..kim bilebilir ki..Kimisi ten uyumu demiş buna,,kimisi ruh eşi,ruh ikizi..Başka birileri de başka şeyler der elbet..Ben ne diyeceğimi bilemiyorum kelime olarak..Çok sıkıldım artık herşeye bi isim vermekten..Onunla bütünleşip “Hiç” olmak istiyorum diyecem de,bu kavram bile özünde,bişey olmak değil mi aslında :)

    Velhasıl hayatımın hiç bi alanında hastalıklı değilim..Bazen ön yargılı,bazen öfkeli olduğum doğrudur..Halletmeye çalışıyorum..Empati yapmaktan helak olduğum zamanlar yoğunlukta..Kimseye,yaşamaktan korktuğum bişeyi yaşatmak istemedim hiç..Yapılan herşeyin geri dönüşümü olduğunu düşünürüm..Şimdi ise o sınırın neresinde durmam gerekli? ne için,kim için?

    Beğen

    • Merhabalar, samimi yorumunuz için çok teşekkürler :) Öncelikle… Yaşadıklarınız akıl dışı, heves, delilik vs. değil. Bunda anlaşalım… :) Biraz delilik olabilir ama her seven biraz da deli değil midir zaten… Yoğun sevginin yan etkisidir delilik :) Yaşadığınızı tek yaşayan değilsiniz yorumlarda da gördüğünüz gibi. Bu belki sizi biraz rahatlatır. İnsanoğlu şüphecidir. Yaşadıklarının sanrı vs. olmadığını görmek için başkalarında da benzer semptomları görmek ister. Benzer çok durum dinledim ve hali hazırda ben de birini yaşıyorum. Hepsinde de ortakmışcasına yaş farkı oluyor ama az ama çok. Amacım kategorize etmek değil, hayatın ilişkiler ve sevgi üzerine bir açığını bir sırrını keşfetmek üzere olabiliriz, ondan bu detaylandırmalarım :) Aslında masallarda, mitolojilerde de ortak temadır bu. Hep bir imkansız aşk teması vardır mitlerde. Esas kadın ve esas adam sayısız engellerle dolu yolda bazen vazgeçme aşamasına gelirler bazen de her şeye rağmen gizlice de olsa engellerin etrafından dolaşırlar, bazen ejderhalarla savaşırlar ama nihayetinde ya bu dünyada ya da bu dünyanın ötesinde kavuşurlar… Dediğiniz gibi bunu isimlendirmek anlamsız çünkü yaftaların ötesinde bazı yaşanmışlıklar ve durumlar… Tarifi olmayabiliyor. Bazen de hayat “Veronica’nın İkili Yaşamı” filmi gibi yönlendirmelerle dolu… Hayatın akışına bırakabildiğinizde kendinizi, filmlerden kitaplardan çıkma durumlar içine girebiliyorsunuz. Bu sizi ilerletiyor, deneyim… Adı üstünde. Biri karar vermek egonun işi demişti… Belki de karar vermeyip hislerinizi takio etmelisiniz… Böylece ne yapıcam şimdi sıkışmalarından da kurtulursunuz. Olacaklar olacaktır :)

      Beğen

      • Samimi geri dönüşünüz için ben de teşekkürlerimi sunarım öncelikle :)

        Akışına bırakırsam sanki,kıyametler kopacak,,dünya yerlebir olacak,,evrilmeden devrilecek tüm bu evren :)) o kadar da hiç olabilmenin uzağındayımdır belki de,bu önemli kılmanın içinde kendi eylemlerimi..bilemiyorum..Beynim yandı bunca zamandır bu “ait olduğun kültür” dayatmalarından muhtemelen..Artık bi dönem sonra insan evladı başkasına yapacağı yanlış korkusuyla,kendine yaptığı yanlışlarla donatıyo kendini..Ya da en azından ben öyle yaptım hep..

        Kendimi arayışta en büyük katkıdır da aslında böyle oluşum..Sorular,bi kopuş olmadan sarmalamıyo insanı..Hiç bir olay,hiç bir mekan,ve hiç kimse durduk yere gelmiyo yaşamımıza,bilirim..ya da tesadüfi girmiyoruz kimsenin hayatına..Çok sonrası için kurgulanmış başlangıçlar olabiliyo,önemsiz gördüğümüz önemsiz zamanın birinde..O başlangıcın herhangi bi diliminde,tekamülümüzün hangi noktada cereyan ettiğini anlıyoruz bi an :) Farkındalık bilinci güzel şey vesselam..

        Eğer ki sarılmazsam,bi kez de olsa gözümü gözüne deydirmezsem, mutlak bi çatırdama yaşıycam yolculuğumun gidişatında..biliyorum..kimse kimseye ait değilse,kimsenin ait olmadığına özlem duymak sanırım hiç bir yanlışa da ait olmuyo :) Aitlik nedir allasen hem :))

        Demem o ki; akış’ım hissetmekten geçiyo..başka yol bulamıyorum kendime..Deneyimlemek istiyorum..Olacaklar olacaktır :)

        Beğen

  2. Sevgili hic..anladigim kadariyla aci cekiyorsunuz..karsi taraf evli ve bunun zorlugu sizi acitiyor..bu konuda konusma imkani buldunuzmu peki?

    Beğen

  3. Bilemiyom yaw… 20 yıl öncemdeki ben, size gıpta ederdi; şimdimdeki ben ise hafif şaşkın, “bu akıl ile bu sorun arasında en az bi karadelik mesafesi var” diyo… Bi cümle okumuştum vaktiyle, “Hayatına anlam katabilmek için sofistike krizler yaratırdı” diyerekten; onu hatırladım. Ne mutlu walla yaw… Ülkede 1937 germanyası tekerrür etmekte… kaldırımlarda suriyeli bebekler bahar tırtılları gibi kıvranmakta… ve birileri de “imkansız aşk” yaşıyo… YEMİN EDERİM Kİ KÜÇÜMSEMİYORUM, EMPATİ HALİNDEYİM VE YAZARAK DÜŞÜNÜYORUM… “Onunla bir kerecik göz göze gelebilsem”deki özlemi giderebileceğinizi umduğum bir önerim var: “Kaldırımdaki aç bebek ile göz göze gelmeyi ve cüzdanınızdaki tüm parayı annesine vermeyi” deneyin… Yüreğiniz mutlulukla dolmaz ve uçuşunuz (orgazm klişesine kıyasla) sonsuzluk kadar uzamaz ise, paranızı iade edicem, söz… İÇTENLİKLE SİZDEN YANAYIM…

    Beğen

  4. merhaba…uzun zamandır yazamamıştım.bu kez ruh ikizim ile ilgili değil fakat ona benzer bir konuyu paylaşmak istiyorum. küçük bir kızla tanıştım tesadüfen bir tanıdığımın evindeydim ona kapıyı ben açtım.gözgöze geldiğimiz an ruh ikizimde olduğu gibi zihnimde garip bir tutukluk oldu.nerede olduğumu falan unuttum bir an yok gibiydim..yanımda 15yaşında bir yeğenim vardı.oda bende garip bir hale büründük,,.kimsin hoş geldin demek bile aklımıza gelmedi bakışıp kaldık. yanımıza ev sahipleri gelince kendimize geldik,küçük kızda utangaçtı ve konuşmadan içeriye daldı,ev sahiplerini tanıyormuş..bir dakika sonra aklımda ki tutukluk geçti bir kenardan kızı izledim.tüm görüntüsü ile yüzce benim kopyam gibiydi..fakat çocukluğum değil şuan ki halimin sanki bir an küçülmüş hali gibi bir nevi benim çocuğummuş gibi bir görüntüsü vardı..ruh ikizimde olduğu gibi o hareket ettikçe gülüp konuştukça kendimi görür gibi oldum..acaba ben mi yanılıyorum belki de kafayı yiyorum düşüncesindeyken, yeğenim geldi.. bu kız sana ne kadar çok benziyor şuan şoka girdim sanki ona senin adınla seslenesim geldi ve tanıyormuşum gibi hissettim sanki sen gibi dedi, yeğenimde benim hissettiğime benzer duygular hissedince konu aklımı fazlaca kurcaladı ve beni biraz korkuttu. bu konuda fikri olan ya da benzer bir olay yaşayan oldu mu? belki de abartıyorumdur diyerek korkularımdan kurtulmam için bir ışık olacak yok mu :) :)

    Beğen

    • Neden korkutsun ki? Ben böyle bir şey yaşasam çok heyecanlanırdım ve sevinirdim. Çünkü bu güzel bir deneyim. Evet bu konuda şöyle açıklamalar var: Ruh ailesi… Buradaki aile kelimesi bizim bildiğimiz anlamda aile değil tabi. Daha çok ruhların ya da benliklerin karmik bir bağ ile bağlı olması… Özde herkes bir ve tek. Sen ben yok, yabancı diye bir şey yok herkes tek bir yansımadan, suretten ama tabi büyüdükçe bu bilgiyi unutuyoruz. Bazen sizin yaşadığınız gibi karşılaşmalar yaşayınca bunu idrak ediyoruz. Neden peki herkeste olmuyor de spesifik bazı insanlarda oluyor bu… Bir tür tetikleme. O çocukla, o çocuğun ruhuyla genlerinizde, atalarınızdan gelen bir miras, bilgi parçacığı, kodu ya da ruhen bir çekim gücü varsa yine geçmişten gelen, o kişi size bu tür şeyleri hissettirebilir. Benzer durumları başkalarından duydum ve bu tür çarpışmalar mutlaka bir işaret barındırıyordur. Biz bu işaretleri anlamlandırma çabasına giriyoruz, anlamlandıramayınca da korkuyoruz bazen. Oysa biz anlamlandıramasak da bir sebebi vardı, sadece hissedip yaşamak gerek. Bir sürü cevap verilebilir bu sorunuza dediğim gibi ruh ailesi kavramı ya da benliklerimizin yansımalarıyla karşılaşmamız, aynalarımız vs… Ama en net ve doğru bilgiyi hisleriniz verecektir. Hisleriniz ne söylüyorsa o kızla yaşadığınız çarpışmanın anlamı da budur. Bu konuyu çok güzel işleyen Sense8 diye bir dizi var. Tavsiye ederim.

      Beğen

      • öncelikle yorumladığınız için teşekkür ederim.. evet bu olayı yaşadığım günlerde korku hissettim çünkü, böyle bir durum olduğu ve bununla karşılaşacağım aklıma gelmemişti.. bu konuları bilen araştıran bir kimse değilim henüz ruh ikizimle karşılaşalı bir yıl bile olmadı..birkaç farklı olay daha yaşayınca bir an ölüyor muyum korkusuna kapıldım sanırım :)
        aslında hislerim o günler içerisinde bana hemen yanıt verdi, aklımda bir soru bir merak vardı..ve o küçük kız ile karşılaştıktan sonra bu soruma cevap bulmuş olduğumu anladım. o bir işaretti ve onu görebilmek çok güzeldi..

        Beğen

  5. bilen biri cıksın söylesin bize neler oluyor nedir bu dururm ve ne olucak hersey cok garip gercekten ruh ikizyiz ama neden ayrıldık neden butun bunlar

    Beğen

    • Ruh ikizinle ayrılamazsın diye bir kaide yok. Kimse de bunu diyemez. Çok güçlü bir karşılaşma olduğu için taraflardan biri ya da her iki taraf da fena çarpılabilir ve kaçabilir. Kaldıramayabilir. Çünkü bu karşılaşma iki tarafı de değiştirecek, dönüştürecektir. Şahsi kanaatim tolerans çok önemli ve koşulsuz sevgi olmalı. Yani sahiplenme olmamalı. O benim ruh ikizim nasıl olur da gider, o benim demek çok sağlıklı bir düşünce olmaz. Öyle bir sevgi ki gitse bile içinizfe halen hissetmeye devam ettiğiniz bir sevgi olmalı.

      Beğen

  6. geçtiğimiz günlerde okuduğumda yukarıda ki şu yorum kaldı aklımda “Kaldırımdaki aç bebek ile göz göze gelmeyi ve cüzdanınızdaki tüm parayı annesine vermeyi” deneyin…
    bende bir süredir bu konu ileilgili birşeyler konuşmuyorum,aklıma gelenleri yazmak istedim..
    . kendi yaşadığım açıdan birşeyler katmak istedim..ben aile ile yaşıyorum ve etrafımda negatif düşünceli insanlar çok,uzunca bir süre benliğimi kaybettiğimi,ruh ikizimle karşılaştığımda onda kendimi görünce hatırladım.ve sonra yeniden pozitifi bir insana dönüştüm ve yeniden insanların arasına karıştım.
    .ilk başta bende imkansız aşk gibi acı duyuyordum, sanki varsa yoksa oydu..aslında hala öyle ama onu özlediğim anları nasıl idare edebileceğimi biraz öğrendim..kendimle başbaşa kaldığımda, dışarıya karışıp kendimi bulabildiğimde inanılmaz derece bir huzur kapladı içimi..ve iyi olan beni bulduğumda tanımadığım insanlarla selamlaşıp küçük iyilikler faydalar yapmaya başladım.. o anlarda çok mutlu oluyordum ve ruh ikizim aklıma geliyor acı falan hissetmek yerine oda bu anlarda yanımda olsaydı diye bir tebessüm ediyordum. ama tamamen bu şekilde hissedebileceğimiz anlar olmuyor hayatlarımızda.. herkesin hayat içerisinde bir hengamesi bir stresi var biz ne kadar pozitif olmaya çalışsakta etrafımız bizi yokediyor..böyle olunca da mutsuz yanımız ortaya çıkıyor ve yine onu özlüyoruz.ama kendimce özlediğim anlarda bulduğum yöntem,boş kalmamak ve düşünmemek için bir uğraş bulmak oldu..bekara böyle demek kolay gelecek belki ama evli olanlar için durumun daha farklı olduğunu biliyorum ama yaşamlarında mutlu oldukları mutlu edebildikleri kadar uğraşsınlar bir zaman sonra bu karşılaşmanın sizin için sadece bir şans olduğu fikrine alışıyor ve geçici olan bu dünyada hayatınızı bir şekilde idame ettiriyorsunuz..onu düşünüp acı çekmek yerine güzele iyiye yönlendirmelisiniz kendinizi,sadece çok fazla acı düşünecek kadar yalnız kalmamalısınız..

    Liked by 1 kişi

    • Sevgili Buse, zaman içinde ruh ikizine duyduğun sevginin kendine olduğunu farketmedin mi? Deneyimlediğim kadarıyla,birini seviyorsak kendimizi seviyoruz; birinden nefret edip kızıyorsak kendimize kızıyoruz.. O acıları çekmemizin sebebide kendimizi kabul etmeyişimizden..Önce kendimizi sevmeliyiz, içinizdeki özü bulmalıyız.. Kendimizi sevince zaten herşey güzel oluyor..

      Liked by 1 kişi

      • Ayrıca kendinize olan sevginin tadına varıp özünüze aşkla hissetmeye başlayınca da ağrılar oluyor deneyimlememe göre.. Bu ağrılar olgunlaştırıyor. Farkındalığın artıyor.. Dönüşüyorsun.. Tasavvufi kaynaklardan ilimlerden destek almanızı tavsiye ederim. Kafanızdaki sorulara cevap buldukça farkındalığınız artacak.. Birde soruları içtenlikle sorun. Neden Buse bu böyle oluyor? gibi. Cevabını yakın zamanda ya da olgunlaşmanıza göre biraz daha sonra yine kendiniz bulacaksınız. Allah a teslimiyet çok önemli.. Bunu başarmak zor tabi.. Rabbim isteyen herkese nasip etsin..

        Beğen

  7. Ruh ikizim dediğin kişiye olan sevgin, kızgınlığın,düşüncelerin,davranışların hep kendine..Egonu yende gel derken aslında kendime diyorum.. Kendinden kendine muhabbet ediyorsun aslında.. Zamanla diğer insanlarında kendin olduğunu farketmeye başlıyorsun.. Şeytani nurani neyse.. Senin yansımaların onlar.. Sen kendini sev, aşık ol ona.. Herşeyin en iyisini en güzelini hakeden sensin.. Herşeyi bilen sensin.. Kendine güven….

    Liked by 1 kişi

  8. Bu güne dek çok hararetli tartışmalar yaşanmış bu yazı altında. Ve şimdi siz ZÖ ruh ikizi yok içimizdeki kadın ve erkeğin dengesi, keşfi mi var diyorsunuz. Bunca insanın bahsettiği ulvi hal bir anda yok mu olsun. İçe mi dönsün insanlar. ruh ikizleri bilinçaltlarındaki bir tamamlayıcı mı sadece ?

    Liked by 1 kişi

    • Her bilgi elbette katman katman yaşanır ve idrak edilir. İnsan ilk önce ruh ikizi kavramıyla tanışır. Acısıyla tatlısıyla deneyimi yaşar ve ardından içindeki ruh ikizini bulur. Çünkü aslına bakarsanız zaten ruh ikizi denen kavram insanın içindeki ikiliğin dışarı yansımasıdır. İnsanda hem dişil hem de eril güçler var ve biz bunu elbette dışarıda deneyimliyoruz.

      Ayrıca mutlak doğru diye bir şey yok. Hatta herkesin kendi doğrusu ve inancı da olabilir. Ruh ikizi mutlaka şudur diye bir dogma olmasın.

      Beğen

  9. Arkadaşlar bu deneyimi yaşadıktan sonra hayatınızda neler değişti sizdede değişimler neler oldu bajswdebilirmisiniz biraz ben kendimi söyle tarif edeyim bi kere hala acı çekiyorum 3 sene oldu onu söylemek istiyorum çektiğim acı onun yokluğunu n acısı değil ama tam olarak neyin acısı inanin bilmiyorum.ve sanki olmayan aklım yerine geldi sanki birden çok fazla olgunlaştim bilinçaltımda ne var ne yok açığa çıktı ve devam ediyor bastirdigim bütün duygular gün yüzüne çıktı ve uzun bi zaman beynim uguldadi halen biraz devam ediyor.bendeki değişimler bu kadar lütfen sizlerde neler yaşadığınızı paylasirmisiniz birde önce bi ayrılık yasayip tekrar kavuşan varmı aranızda varsa anlatabilir neler olduğunu Teşekkürler

    Liked by 1 kişi

    • Çektiğiniz acı kendi yokluğunuz olabilir. Bilinçaltında kayıtlı bir sürü şey var. Bastırılmış duygular, kendimizi maskelemek zorunda kalmamız, kısacası kendinizi yaşayamamanız olabilir. Ben de o acıları çok çektim. Hala da çekiyorum. Zaman içinde birşeyleri deneyimleyip kabul ederek,tuttuğun şeyleri bırakarak acılarda rahatlama oluyor. Ruh ikizine duyduğum aşk ben de kendime olan aşka dönüştü. Kendime aşık oldum. Kendime duyduğum aşk Allah aşkı.. Bu ağrılar sancılar beni dönüştürüyor. Farkındalığım arttı, gün geçtikçe bilincim açılıyor. Zihnim beni önceki gibi kontrol edemiyor mesela..İmam Gazali, Erzurumlu İbrahim Hakkı, Geylani gibi bir sürü önemli zat var. Kitaplarını okumanızı tavsiye ederim. Ahmed Hulusi’nin kitaplarını okumanızı da tavsiye ederim. Ahmed Hulisi’nin kitapları daha açık ve anlaşılır. İlim ve Zikir ile dönüşüm kolaylaşıyor…

      Liked by 1 kişi

  10. Anlıyorsun ki gizli bir hazinesin, bu hazineyi de benliklerinden vazgeçtikçe keşfediyorsun.. Kendini kabullenip akışa bıraktıkça özünün farkına varıyorsun… Dönüşüm sonsuz.. Kendini sınırlamadıkça ve kendini hissettikçe idrakinde açılıyor.. Herkesin deneyimi farklı olabilir.. Herkes özel, biricik..

    Liked by 1 kişi

    • Haklısın sevgili Zaman, herkesin deneyimi biricik ama kişisel olarak tespitlerine tamamen katılıyorum. Benliklerinden vazgeçtikçe kendini keşfediyorsun gerçekten de. Hep kapılar var ve o kapılardan geçip geçmemek senin elinde. Yaşanan her şey bir kapıyı açmaya vesile. Yeter ki farkında olalım.

      Liked by 1 kişi

      • Benim keşfettiğim aslında bizi yöneten zihin.. Yani şöyle ki sürekli düşünce geliyor.. Eğer o düşüncenin içine girer kendini kaptırırsan onu yaşatıyor.. Seni yönettiğini farkettiğin an,yani düşünceler gelmiş ve kendini kendi kendine konuşurken bulduğun an zihin susuyor.. Zihin sustuğu zamanlarda bilincinde açılmalar oluyor.. Basınç, uyuşma, enerji artışı gibi şeyler oluyor..Yani zihin hem köstek hem destek.. Gelen düşüncelere kaptırırsan kendini köstek, gelen düşünleri farkeder nötr kalıp içine girmezsen bilinçte açılma sağlayıp destek oluyor.. Bir de kendi varlığımızı yani zihin susunca kalan halimizi, buna maharaj benim diyor, sürekli farketmek gerek.. Dürüst samimi birşekilde varlığını hissedince, hiçbirşey istemeyip dünyayla bağın kopunca sıradışı şeyler yaşayabiliyorsun.. Mesela bir gün nefes alış verişimi takip ediyordum,zihnim boş, sadece kendi varlığımı hissediyordum, birden nefesim derinleşmeye başladı, içimde sanki boşluk içinde hareket eden birşey var ama dolu,neydi o bilmiyorum tarif edemiyorum, yaşamak gerek, bir anlığına nefes alıp vermez oldum,ardından kuvvetli bir enerji ciğerlerimde ağrıya sebep oldu. Başka bir örnek verirsem bir ara zaman mekan algısını kaybettim. Yani şöyle gün geçmiş ama o günle hiçbir kayıt yok,sanki o günü ne zaman ne mekan olarak yaşamamışım. Ki normalde hafızam çok kuvvetlidir. Zaman mekan algısı zihin ilizyonu diye öğrenmiştim ama yaşamak bambaşka..
        Kısaca arkadaşlar biz fiziksel beş duyudan oluşan varlıklar değiliz.. Kendimizi keşfetmemiz lazım.. Bunu da dışa değil (dünya,düşünceler,başkalarına karşı hissettiğimiz duygular) içe( düşünceler,duygular olmadan saf kalmış halimiz) yönelerek kendi varlığımızı hissederek yapabiliriz..
        Tabi bunlar benim deneyimim, herkesin gittiği yol farklı olabilir..

        Ayrıca Maharaj’ın Ben O’yum kitabını okumanızı tavsiye ederim..

        Liked by 1 kişi

  11. İkiz ruh karşılaşması kişinin tüm enerji blokajlarının kırılarak, kişinin bilincinde ilahi ve dünyevi olanın kaynaşmasına imkan sağlamak niyetiyle olur. Sonuçta kendi içinde tamamlanmış, enerji düzeyinde androjen (tam ve dengeli) kişi ortaya çıkacaktır.
    burada ne demek istiyor ?…..

    Liked by 1 kişi

    • Merhabalar. Burda kastettiği tam bir denge hali. İnsan kendi içinde ikilikler barındırır. İçimizde hem eril hem de dişil enerjiler vardır. Bilim bile bunu söyler. Mesela erkekte hem erkeklik hormonu olan testesteron hem de kadınlık hormonu olan ostrojen vardır. Testesteron daha fazla olduğu için erkek olur. Kadında da hem dişil özellikler hen de eril özellikler vardır. Ruh aslında cinsiyetsizken dünyaya düşerken eril ve dişil diye ikiye ayrılır. Ruhumuzun diğer yarısı ruh ikizimizdedir. Onunla karşılaşmak demek kendi içimizde eksik olan yanları tamamlama fırsatı demektir. Yani şunu kastediyor bu yazı: kişideki tüm eksiklikler ve ayrıştırmalar bütünlenerek kişinin tam bir insan-ı kamile erişmesi için fırsattır. Ama elbette her ruh ikizi karşılaşması mutlak dengeyle sonuçlanmaz. Yine de çok yol aldırır. Çünkü ruh ikizin senin yapboz parçandır. İkiniz aynı değilsinizdir. Senin eksiğin onun fazlandır. Birleştiğinizde mükemmel bir uyum içindesinizdir. Ama dışarıdan bakınca farklı fibi görülür o nedenle birleşmek çok zordur. Madde ve ruhu ayırma eğilimindeyizdir. Ruh ikizi karşılaşması bu ikisinin ayrı olmadığını hatırlatır bize.

      Yine de ruh ikizi kavramı biraz bulanık bir kavram haline geldi bence son zamanlarda. Ya da bazı şeyleri idrak ettiğinizde ne bileyim… Sanki tek bir ruh ikizi yokmuş gibi geliyor insana. Yeri gelince her ruh seni tamamlayabilmek için hazırda bekliyor gibi. Tek bir insana çok mana yüklemek herkesin hayatının bir zamanında mutlaka yaptığı bir şey ama bir süre sonra her ruh benim bir parçamsa bütünlüğün içinde her insan bana bir şeyler katan beni tamamlayanmış gibi geliyor.

      Beğen

  12. bu gerçek hikaye burada yazan tüm ruh eşlerine ışık olsun. Ruh eşinizi bulup sevgi ateşinde yandığınız için şükürde kalın.
    beraber olsanız da olmasanız da..
    ruh eşliğine inansanız da inanmasanız da..

    ya bulamayanlardan olsaydınız…..

    ” ACINA VE SEVGİNE FAZLA ODAKLANDIĞINDA BENİ GÖRMEZ OLURSUN dedi TANRI

    ” AŞK ikilik sevgi TEKLİK dir “demişti kadın. Yeşil gözlerinin içindeki dalga, siyahi gözlerde evreni bulurken.

    Sevginin yolu, Yaradan’ın yolu aşktan geçiyordu. Her aşkı bulanın sevgiye varacağı garanti değildi ama her aşkta sevginin nağmeleri mutlaka vardı. Boşluğu doldururdu Aşk. Açlığı, arzuyu, şehveti, aidiyeti, sahiplenilmeyi, sevgisizliği ne eksik ise önce onu doldurur sarardı Aşk. ” Aşk olmak ” için aşık olmak şartı. Kalbini ilahiyata açan kapıydı Aşk. Ne güzeldi, ne nefesti, ne mutluluk ve neşeydi… ne güzeldi..

    Kadın aşka neden düştüğünü ta başından biliyordu da unutuvermişti yaşarken. Aşkın kendisi olma yoluydu çıktığı oysaki.

    Yaşadığı eksik aşklar dünyevi ve geçiciydi. İnsan olma yolundaki farklı basamaklardı. Oysa o kaynağa varmayı istiyordu. Salt ve saf sevginin kendisi olmayı, O kaynakla bir olmayı istiyordu. Yanıldığı nokta ise bunu suretsiz başarabileceği idi. Her yerde O’nu görüyor olması, her canlıya yargısız ve sevgiyle yaklaşıp, bakıyor olması; güneşe, aya, papatyaya,böceğe, doğanın ritmine, acize güçlüye, zayıfa yada kudretliye sevdası, O’ na kavuşturacak sanıyordu. Her yerde Onu görerek ve ibadetle yoğrularak sandı ki Hak yolunda yol alıyor. Hakka varmayı kolay sanıyormuş meğer. Aşka düştüğünde anladı. Kavradı. Aşk sandığı yaşanmışlıkların sadece basamaktan ibaret olduğunu.

    Gördüğü, dokunduğu yada duyduğu adamın ne adı vardı, ne sureti, ne mevkii ne toplumun koyduğu yerdeki rolü. Hiçti adam. Hiç sadece ruhtan ibaretti. Kadın Tek ruhun bir parçasına vurulmuştu. Aşka düştüğü aslında tam da aşkın kendisiydi işte. İdrak etmesi zaman aldı. Çarptığında o ruh eşine yada ruh ikizine ki aslında ruh parçasıydı, anlamıştı. Anlamıştı bütüne varma yolunda olduğunu. Lakin nefs’in işi sevgiye vardırmak değil aşka hapsetmekti dünya üzerindeki halifeyi. Aşka kapıldı. İkiliğe düştü. Ha keza adam da aynı yolun sevdalısı aynı sarı taşlı yolun dervişiydi. İblise kurban etmiş sevdasını, kadının peşine düşmüştü.

    Ardından gözü aralanınca – henüz açılmadığından – aşkıyla beraber sevgiye varmayı, hem aşkı hem sevgiyi beraber yaşamayı arzuladı. Zahiri de bulduğunu batıniyle bir bütün etmek istedi. Aklını koydu yolun kenarına, kalbine sarıldı sımsıkı. Kalp gözünü ve farkındalık gözünü kocaman açtı. Açtı da ışığa kurban tavşanlar gibi hem yolu şaştı hem aklı. Düştüğü sevda öylesine bütündü ki bütün olmanın hazzından sarhoştu kadın. Duygusal, zihinsel,fikirsel, bedensel bütünlüğün ve tam olarak kayıp olmanın efsunu alev alevdi içinde. Ruhları zaten birdi de kavuşmuşlardı. Duyguları, zihinleri çırçıplaktı. Ne perde ne karanlık ne aykırılık vardı. Bedensel bütünlüğün vecd halinde yok olmaya hayretle bakakalıyordu iki çift dipsiz göz, iki göz yaşıyla..Boşluğu yaşıyorlardı birleşme anında. Kundelini kanalını açıp, şifa kanallarında kaybolup, astralda dahi bir olabiliyorlardı.

    Ancak kendilerini bulma yolunda olduklarından zıtlık yağmuru,dolu olup yağmıştı üstlerine. Aynaydılar birbirlerine. Zayıflıklarını, güçlerini, korkularını, fazla ve eksik yanlarını keşfediyor, yoğuruyor düzenliyorlardı. Kendilerini de birbirlerini de katman katman açmışlar, nice törpüleneceklerini toparlamışlardı. Dünya işlerini yola koymuş ama aynı zamanda yoldan da çıkmışlardı. Denge yolculuğunun iki ağır kantarıydılar. Yenişemeyen, yetemeyen ya da fazla gelen. Ne yaşamları, ne yaşanmışlıkları, ne yaşları, ne şehirleri benzemiyordu. Ve Yaradan kendine varmak isteyen herkese yaptığı gibi acıyı ve aşkı ve sevdayı kavurarak koymuştu önlerine. Zor olandı O’na vardıran. O’na sığındıran, O’nda yitip giden. Sevmenin ve sevilmenin doruğunu yaşadılar, kızdılar, öfkelendiler, koptular, barıştılar, ağladılar, seviştiler, acıdılar, çoştular. Kahkahalarından senfoni, gözyaşlarından ırmaklar yaptılar. Onbinlerce kelimeyi aşklarına ortak, sevdalarına meşk ettirdiler. Yıldız yağdı üstlerine kimi, kimi sabah ışığında yıkandılar, denize güneşi, ayı dağa, yaprağı toprağa, ışığı geceye, geceyi portakala kavuşturdular. Birbirlerine can, canan, yaradan oldular. Aynı nefesi paylaştılar. Birbirlerinde hiç oldular. Ne gözler şahitlik etti ne başka gönüller bildi yaşadıkları bütünlüğü. Aşkın kendisi oldular. Bilmeden…

    Aşkı zahiride yaşatırsa belki aşka hapsolacak ve kaynağa varamayacaktı. Belki… kimbilir… her halin dengesini kotaracağını sanan kadına adam katılamıyordu. Tutunmak istiyordu adam şimdilik zamana ve mekana. Ömür denilen süreci yaşamanın zorunlu şartıydı tutunmak mekana ve zamana.Yaşamın her yüzünü görmek, her yanına dokunmak istiyordu. doğal ve içsel olarak. Zamanın ötesinden, zamanın içine düşmüştü. Zamandan gelen kadınsa zamanın ötesine geçmeyi istiyordu. Ayrımsandığında bunlar, uslarına insanın varoluş ve kayboluş döngüleri geldi. ( http://kisiselsifreniz.blogspot.com.tr )

    Toprak ile suydular aslen. Başak ile akreptiler. Toprak olan hayat verendi, üretendi. Yaşatan, yaşama bağlayandı. Yaşamın bereketiydi. Su olan ise sonsuzluğun kendisiydi. Sınırı olmayan, çağlayan ama durağan, arındıran ve temizleyen. Zaman işlediğinden toprak olan ateş zamanına varmış, su olan ise toprak dilimine geçiş yapmıştı.

    Oysa tanış olduklarında toprak olan, hava, su olan ise ateşti. Su ateşten toprağa düşmüş. Toprak sudan çıkıp ateşe dönüşmüştü. Yolda bir olmak imkansıza düştü.

    Aşk sevgiye, koşulsuz, karşılıksız sevgiye gebe ve yollarının yönü terse dönmüştü. Bütün olmuşlar, yokluk yoluna çıkmışlardı da yolculuk beraber süremeyecekti. Suretten geçmeden, sureti ardında bırakmadan o bir çift gözden vazgeçmeden, sözü ardına koymadan bu yol yürünemeyecekti. Suret karşısında olduğu müddetçe sevgiye akamayacağını anladı kadın. Suret karşında oldukça surette kalacaktı, surete bağlanacaktı. Ki zaten suret gitmişti aslında sarı taşlı yoluna dönmüştü çoktan.Gitmesi gerekliliğinin kabulündeydi kadın.Yolun güzelliğini en az adam kadar biliyor ama hırçın doğası kimi şımarık bir çocuk kimi agresif bir ergen kimi munis bir nene yapıyordu kadını. Aşması gereken mekanın ötesinde büyütmek ve yaşatmaktı kendi bütünlüğünü, kaynağa adamdan öğrendiği sevgi ile yol alabilmek için birbirlerinden vazgeçmeleri gerekiyordu. Bazı bir ömür sürerdi de bu bütünlük, bazısında aylara sığar, sıkışır evrene salınırdı. Bir bildiği varsa kadının insanın başına bütünlüğü yaşama hali bir kez gelirdi. Devamlı başa düşen bir şey olsa bütünlüğe varmanın farkını anlayamazdı ki ademoğlu. Arayış ve bütün olma isteği için çırpınıp durmazdı.

    Yola çıktıkları yere döndüler. Suretsizliğin ve salt ruh oldukları yere. Birbirlerine düştükleri, çarpıştıkları bu noktada zamanın öte yanında, birbirlerine veda ettiler.

    “her şeyim olman, hiçliğim olman, ayrılığım olman demekti ” dedi adam

    “her şeyim olman, hiçliğim olman ayrılığım olman demekti ” dedi kadın yüreğiyle gülümseyerek yıldızına… gülüşünün içindeki kor’u, suyla toprağa karıştırıp nefes vererek…

    bedene tutsak olanı attılar beden hapsine, umursamadan ve umarsızca biraz da.
    Uçarcasına özgürdü kalpleri, zihinleri, sonsuzlukta…

    Dengenin, bütünlüğün ve Öz’ e varma yolunun iki güzel yolcusuydular. Yolları bir olsa da olmasa da biribirlerinin içindeydiler. Koparılamaz ve sökülemez.

    “AŞK Sen sandığınsın, SEVGİ ise BEN’im ” dedi TANRI “

    Beğen

    • “Sana küçükken anlattığım hikayeyi hatırla… Genç bir prens hakkında. Doğunun kralı babası tarafından batıya, Mısır’a bir inciyi bulması için gönderilen bir şövalye. Denizin derinliklerinde olan bir inciyi… Ama prens oraya vardığında halk, ona bir bardak doldurup verdi ve hafızasını kaybetti. Kralın oğlu olduğunu unuttu. İnciyi unuttu. Ve derin bir uykuya daldı. Kral, oğlunu unutmadı. Haberler, elçiler, rehberler göndermeye devam etti. Ama prens uyumaya devam etti…”

      Adam zamanın ötesinden, zamanın içine düşmüştü. Zamandan gelen kadınsa zamanın ötesine geçmeyi istiyordu…

      İnsan denen mefhum; özün, tek ve bir olanın, mutlak olanın bir parçasından ibaretti. Etrafı madenlerle kaplanmış özün kendisinden başka bir şey değildi. Mutlak olan dünyayı deneyimlemek isterken kendisini önce ikiye ayırdı. Eril ve dişil… İstedi ki eril parçası da dişil parçası da kendi içinde tekrar bölünsün. Kendi eril ve dişilini bulsun. Ve böylece öz kendisini dünyaya yaydı…

      Bir şey arıyordu. Ya da bir şeyi “ol”uyordu. Oldurmak istediği şeyi unutmamak, unutturmamak için bazen kendisine kendi diğer yarısını gösteriyordu. Çünkü istiyordu ki sadece ikilik yok, bütünde birlik var. Bütünü idrak etmeyen parçasına bir başka parçasını gösterip hatırlatıyordu. Neyi aradığını hatırlatıyordu. Özün parçaları özgür iradeliydi. O nedenle öz ve özgür irade aynı kelime köküne sahipti ya zaten… O nedenle bütünün parçasında kalmakta ya da parçadan bütünü görmekte özgürdüler.

      Ruh ikizleri aslında ruh parçalarıydı. Tek bir ruhun parçaları… Birbirlerine gösterdikleri tek şey neyi aradıkları ya da ne olmaya çalıştıklarıydı. O nedenle dünyada ruh eşleri vardı. Maddeyi manayı olmayı oldurmayı yaşatan, özün aradığı şeyi bulmasına yardımcı olan… Bir ömrü beraber geçirdiğiniz… Varoluşu tüm yanlarıyla olduranlar. Ama ruh ikizleri, ruh parçaları birer rehberdi. Birer pusula birer hatırlatıcı. Şükür ki onlar sayesinde neyi aradığınızı hatırlıyorsunuz. Geliş amacınızı…

      İnciyi arıyoruz hepimiz. Ve sarı taşlı yoldan zevk alıyoruz. Zevk yoksa yol yok, yol yoksa öz yok.

      …ve adam her şey için teşekkür etti kadına, parçasına. Neyi aramakta olduğunu hatırlattığı için, çıktığı yola geri koyduğu için, kendisini dengelediği için teşekkür etti.

      Ruh parçaları kupalarını evrenin ve özün şerefine kaldırıp yere bıraktılar ve yollarına devam ettiler.

      Hayal etmek için, yaşamak için, varoluşu yaratmak için, olmak ve oldurmak için…

      Beğen

  13. evren ve zamanın ötesi güzel paylaşımlarınız için çok teşekkürler kaynagının öğrenmem mümkünmüdür

    Beğen

      • evet zten yasamayan bır kımsenın boyle guzel ıfade etmesı ımkansızda yınede bır sorayım dedım evet kadın basından beri biliyor bırseylerın farklı oldugunu gizemli ve degişik oldugunu ama erkek ıcın durum farklı galıba ben bir bayanım bayan gözuyle yazıyorum sizlere ve arayısta olan burda yazıstıgımız tum dostlara yardımcı olması vesılesıyle bende bırseyler soylemek ıstıyorum. bırıncı husus su evrende hersey mukemmel bır zamanlamayla ıslıyo ılk olarak bunu devamlı hatırlatalım kendımıze.bırde ben son ık haftadır adeta bılıncaltımla konuşur oldum .şöyle başladı cok uzuldugum bır zamanda bılınçaltıma sorular sormaya basladım ve ınanırmısınız bılıncaltım resmen konusmaya basladı. bugune kadar basaramadıgım yapamadıgım butun seylerın sebebı bılıncaltımdakı yanlış ınanıslarmıs.hepsı bır bır su ustune dökulmeye basladı.ılkokuldan ıtıbaren o kadar yanlıs ınanıslar bılıncaltımıza kaydedılmıskı ınanamadım. basımıza gelen butun olaylar bılıncaltına atılan ynalış kayıtlar.örnek vermek gerekırse mesela neden hıc paramı tutamıyorum elımde dedım bana para elının kırıdır dedı.zıhnım bu atasozunun anlamını bılmıyordu ama bılıncaltım bılıyodu. bu yanlıs ınanıs yuzunden elımde olanı hep harcadıgımı farkettımve artık bu ınanısı serbes bıraktım bılmıyorum acıklayıcı oldumu sizin için ama kesınlıkle deneyın konusun bılıncaltınızla bızım yasadıgımız sevgı ask her ne dersenız deyın bızım uyanısımızın bır parcası ılerleyen zamanlarda neler olur bılınmez ama sımdılık böyle sevgiler inşahh hepimiz sevmeyeve sevilmeye layık oldugumuzu ve zaten aslında mukemmel oldugumuzu ve sonsuzlukta bır butun oldugumuzu cok daha ıyı anlıyca z bırgun ınsallah sevgıler

        Liked by 1 kişi

        • Katkınız için çok teşekkürler. Yorumunuz benim için önemliydi çünkü benim de parayla ilgili sorunlarım var. Aşmaya çalışıyorum. Bİlinçaltımla konuşmaya çok çalıştım ama çoğu insan iç sesini duyarken ben duyamadım. O nedenle sesler bana hep dışarıdan geldi. İşaretler dışarıdan geldi. Şu an sizin yorumunuz gibi ya da tanımadığım birinden gelen bir mesaj gibi vs. vs. Ben de terapi almaya başladım parayla ilgili sorunumu çözmek için kendim çözemeyince ama evet sizin gibi başkaları da bilinçaltından gelen mesajları aldıklarını söylediler bana. Yine de evrene çok içten bir soru sorduğunuzda cevabını kah içeriden kah dışarıdan alıyorsunuz gerçekten de.

          Sorulara ihtiyacımızın olmadığını da idrak edeceğimiz günlere inşallah :)

          Beğen

  14. rıca ederim siz sorunuzu sorun ınanın bılıncaltınız cvp vericektır bu sorunla ılgılı kok ınancım nedır deyın aklınıza gelen cumleler bılıncaltının sesı mutlaka bakın bana parayla ılgılı soyledıgı cumlelere bakın,aka akce kara gun ıcındır mesela ne kadar yanlış bır ınanıs degılmı bılıncaltı bunu nası algılar yanı bırıktırılen para zor gunler ıcındır der ve önce para bırıktırmene olanak tanır sonra onu harcaman ıcın onune kara gunler cıkartır bunun gıbı yanı hep atalarımızın yanlış ınaçlarını tasıyoruz bı yerde .şöylede yapabılırsınız parayla ılgılı olumsuz atasozlerını acıp ben buna ınanıyormuyum ınanmıyormuyum dıyede kendınıze sorabılırsınız sevgıyle kalın

    Beğen

  15. bu arada hayatımın en önemli olayıyla ilgili bir seyler paylaşabılcegım bır paltform burası bu cısan cok önemli benim için ben kendı adıma yasadıgım degısıklıklerı burdan paylaşmaya devam edicem ınsallah helede bırgun bırkere daha onla karsılasma fırsatını bulurda kafamsdakı soruları teker teker cozmeye baslarsam ınanın hepınıze en ıctenlıgımle anlatıcam inşallah tabı sızde yasadıgınız mucızelerı bızlerle paylaşmayı untmayın lutfen

    Liked by 1 kişi

    • Bence kafanızdaki soruları cevaplamak için onunla karşılaşmayı beklemeyin.. İçinize yönelin.. Kendinize sorun? İçinizden ya da etrafınızdan cevaplar gelecektir.. Benim o kişiyle karşılaşmam kendimi farketmem oldu. Onu sevmek kendimi sevmekti.. Kendimi sevmeyi öğrendim.. Bunca yıl kendime kırgın,küskün yaşamışım.. Hala o sevilmeme duygusu bilinçaltından ağlamalarla çıkıyor.. Çok şükür ki bunları farkedebilmek büyük lütuf.. Hep yalnız sanırdım kendimi. Meğer hep benleymişim, kör gözlerle görememişim.. Kendinizi sevin.. Kendinizi sevdikçe başkalarını, başkalarını sevdikçe kendinizi seversiniz.. Harika bir sistem. Kusursuz. Kendi kendine öğretiyor.. Samimiyetle içinize yönelin.. Ne mucizeler yaşayacaksınız..

      Liked by 1 kişi

      • Gerçekten de insan kendini sevmeden başkasını sevemiyor. Tecrübeyle sabit :) Sevse bile gerçek sevgi olmuyor, bir sevgi çabası oluyor. Ama sevgi çabası içinde olmak da güzel, insan sevdikçe kendine ulaşmaya çalışıyor, sanki kendi kendisine uzanan bir kol gibi.

        Beğen

        • Deneyimlediğim kadarıyla sadece doğa, hayvanlar değil, insanlarda bize hizmet ediyor. Hatta özellikle insanlar… Bazen iyi bazen kötü davranışlarla.. Bana göre en çok kötü davranışları bizi içimize yöneltiyor.. Kötü birşey yaşadığımız zaman, başkalarını veya kendimizi suçlamak yerine neden bunu yaşadım diye içe yönelmek gerek.. Ki kendimizi tanımak istiyorsak.. Kısaca kötü bildiğimiz o şeyler bizim iyiliğimiz için.. :)

          Bu arada zihnin oyunlarını unutmayın.. Bizi içimize yöneltmemek için öyle şeyler akla getiriyor ki.. Siz sürekli birşeyler düşünüyor,kurguluyor, üzülüyor veya sinir oluyorsanız bilin ki zihniniz sizi kontrol altına almıştır..Zihniniz diyorum, çünkü bizi yöneten zihinmiş onu anladım.. Yıllarca ben diye bildiğim aslında zihnimin kontrolünde olan kuklaymış.. Zihninizin sizi kontrol ettiğini farkettiğiniz zaman zihin susuyor.. Veya nefes alıp vererek göğsünüzü hissedin, o zaman da zihin susuyor. Bana göre bu çok önemli bir farkındalıktı.. Umarım sizlere de faydası olur.

          Liked by 1 kişi

  16. O zaman ruh ikizi hem aynı olmak hemde farklı olmak. Yin ve Yang gibi. Birbirine benzediğin kadar birbirinden farklı olmak.
    Peki insan ruh ikizine kendisi mi karar verir.
    Bir blog’ta okumuştum. Kadın kendi yorumuyla “Doğmadan önce bir birliktelik yaşayacağın kişi derim.” demişti. İnsanın kendi tercihi mi olur o zaman.
    Peki karşılıklı olup olmadığına neye göre karar verirsin. Yani gerçek olup olmadığına. Kendini kandırıp kandırmadığına. Gelip geçici olmadığına. Bunun açıklaması karşılıklı olunca mı sonuca ulaşır. Yani kişiler karşılaşınca mı. Peki ya o zamana kadar geçen süre. O zamana kadar geçen sürede dinlenmesi gereken ses hangisidir. Dinlediğimiz sesin gerçek, hakikat olup olmadığını insan neye göre karar verir. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu insan neye göre karar verir.

    Liked by 1 kişi

    • Evet ying ve yang gibi tam olarak.

      İnsan ruh ikizine kendisi mi karar verir sorusunu cevaplayabilmek için “kendisi” kelimesinden ne anladığımızı bilmek gerekir :) Yani ben kimim?…

      Şu an burada bu soruları soran varlıklar olarak karar verdiğimize inanmıyorum. Varsa bir plan, bu plan çok daha önceden yapılmış ya da yapmış oalbiliriz ama bu planları yapanlar biz miyiz, özümüz mü, şu an konuşan kim… :)

      Gerçek olup olmadığını anlamanın bir metodolojisi, yolu yok. Sevgi bir teknik içermez. Size şu tekniği uygulayın, şu testi yapın o zaman ruh ikiziniz olduğunu anlarsınız gibi bir şey söyleyemez kimse. Elbette sizi anlıyorum, net cevaplar arıyorsunuz ama isterseniz tüm dünya literatürünü tarayın,s evgi konusunda aşk konusunda teknik bir anlatım bulamazsınız.

      Ruh ikizi gibi algılayıp ruh ikizi gibi yaşadığınız bir ilişkiniz olabilir ama karşınızdaki sizle aynı hislerde olmayabilir.

      Ben artık tek bir ruh ikizi olmadığı sonucuna vardım kendi yaşadıklarımdan ve okuduklarımdan. İster buna ruh ailesi diyin isterseniz karmik bağlar ama ne olursa olsun karşınıza çıkan ve size bu denli yoğun hisler yaşatan kişi sizin bir aynanız oluyor. O, farkında olmadan size bir şeyler gösteriyor, o bir elçi gibi. O sizi değiştiriyor, siz de onu değiştiriyorsunuz ve bu değişim dönüşüm döngüsüne bir isim bulma çabası anlamsız. :)

      Beğen

      • Ruh ikizi dediğimiz kişi bize sadece ayna.. O deliler gibi sevdiğimiz kişi aslında özümüz. Yani kendimize aşık oluyoruz. Aşkla zamanla egon dönüşüyor. Değişiyorsun.. Bir anımız bir anımıza tutmuyor. Sürekli değişim halindeyiz. Karşımızdaki kişide gördüğümüz herşey aslında kendimizde oluyor.. Kendini sevmediğini mi gördük,aslında kendini sevmeyen benim. Kendine güvenmiyor mu aslında kendine güvenmeyen benim.. Egosu mu coştu,şeytan gibi mi görünüyor,o şeytan benim.. Ruh ailesi olduğuna inanmıyorum. Sadece özüne yöneldikçe, farkındalığın arttıkça başka kişilerde ayna olmaya başlıyor. Onlarda kendimi görüyorum.

        Bu sanki kendi kendime oluşturduğum bir oyun gibi.. Zihnini aşarsan özüne kavuşursun.. Özünde seni yakar.. Küllerinden yeniden doğman için..

        Beğen

  17. Benim ruh ikizi olayına giriş yapmama vesile olan kişiye duyduğum o dayanılmaz duygu azaldı. Ama bazen yineleyebiliyor. Dayanılmaz birşekilde özlem duyuyorum, onu görmek istiyorum. Onu görürsem özlemim azalıyor. Bunu başlarda sürekli yaşıyordum. Zaman geçtikçe azalmaya başladı. Bunun sebebi nedir?

    Liked by 1 kişi

    • Emin ol tek değilsin bu konuda. :) Ruh ikizi ya da ruh eşi karşılaşmalarında çekim çok güçlü olsa da bazen böyle dalgalanmalar olmasını ben doğal olarak görüyorum. Her ne kadar bu kavramlar çok muallak olsa da ruh eşi karşılaşması durumunda onla çok iyi anlaşabilir ve birlikte güzel vakit geçirebilir, hatta evlenebilir yakın ilişkide olabilirsin. O kadar aynı kafadasınızdır ki çok iyi anlaşırsınız. Ama ruh ikizi karşılaşmaları ekseriyetle uzak mesafe ilişkisinde oluyor, ha deyince görüşülemiyor, arada yaş, sosyo kültürel uçurum ya da mesafe gibi engeller olabiliyor ve genelde çok çekişmeli ilişkiler oluyor. Bunum sebebi ruh ikizinin senin aynın değil de senin ying yangın olması. Yani sendeki olmayan ya da kendinde bastırdığın, sevmediğim yönleri onda görürsün. Uzun süre görüşmediğinde büyük bir çekim hissedersin çünkü mıknatıs gibi bir çekim ve içgüdüsel bir tamamlanma isteği ile dolu olursun. Ama bazen ondan soğursun çünkü bazı özellikleri senin kendinde de olan ama sevmediğin bastırdığın yanlarındır. Özetle ruh ikizin egonu törpülemeye çalışır. Bu itme çekme süreci bazen yorucu olabilir.

      Beğen

      • Aynen dediğiniz gibi, itme çekme beni çok yorduğu için ruh ikizim dediğim kişi ile iş dışında konuşmamaya çalışıyorum. Aynı iş yerinde çalışıyoruz. Başlarda o kadar çekişme oluyordu ki git geller beni çok yordu. Bende mesafe koyarak durgunluğu sağlamaya çalışıyorum. Dibimdeyken içten bir konuşma yapamamak dibimdeyken özlemek zor geliyor bazen ama git gellerle yorulmaktan daha iyi geldi bana. En azından birbimizi incitmiyoruz.

        Beğen

        • Bi de bu çekimleri,özlemeleri, itmeleri bi ben hissediyormuşum gibi geliyor. Sanki karşıdaki kişide yok gibi geliyor çoğu zaman. Çok nadir bana çekildiğini hisetmişliğim oldu.

          Beğen

Burası senin için, lütfen soru ve düşüncelerini yaz :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s