Varoluşçu Kitaplar Listesi

10

Yazılanları okumak pasif bir olgu değil, etkileşimli bir çabadır. Her kelime zihinde yeni biyoelektriksel sinapsis atlamaları yaratır. Her yazı bir düşünce, her düşünce de okuyanın bakış açısına göre yeni bir olasılıklar evreni yaratır. Yazmak ve okumak farklı bir iletişim türüdür.    –    Zamanın Ötesi

Bir önceki “Varoluşçu Filmler Listesi” yazımda etkilendiğim ve pek popüler olmayan varoluşçu filmlerin bir listesini çıkartmıştım. O blog gönderisinde de yazdığım gibi bu sefer yine okuyuculardan gelen istek üzerine bu blogu oluşturmamda etkili olan farklı kaynak kitapları listelemeye çalışacağım.

Kitapların bir kısmı araştırma kitabı bir kısmı da roman olup bazıları sadece o konularla ilgilenenlere hitap edebilir. Çünkü bazılarının dili ya da işledikleri konular ağır olabilir o nedenle kitabı edinmeden önce kitap hakkında bilgi edinmenizi tavsiye ederim. Şunu da belirtmem gerek ki bu listedeki kitapların savunduğu görüşleri dogmatik bir şekilde savunmuyor, farklı bir bakış açısı sundukları için değerli buluyorum. Ben, romantik bir şüpheciyim… :)

Bu kitaplar haricinde eğer bu konularla ilgileniyorsanız tavsiyem önce dini kitapları daha sonra dinler tarihini okumaktır. Zaten paylaştığım araştırma kitapları arasında dinler tarihiyle ilgili bir kaç kaynak kitabı göreceksiniz. Belirli bir dine mensup olduğunu idda etmesine rağmen o mensubu olduğu dinin kitabını bile okumayan o kadar çok insan var ki çevremizde… Siz de onlardan olmayın. Dini metinleri mesela kuranı, incili, tevratı vb. bir roman ya da araştırma kitabı okur gibi okuyun. Yani anlamaya çalışın. Daha sonra o kitapların yazılmış olduğu tarihlerdeki olayları araştırıp kitaplarda yazılanlarla o dönemlerdeki tarihsel çerçeveyi irdeleyin. Farklı bakış açıları elde edeceksiniz. Dinler tarihiyle ilgilenmeyi seven biriyseniz ardından romanlar bölümünde paylaştığım “Alamut” romanını okuyun…

Eğer bir dinler tarihinden daha da fazlasını, ötesini, gizlenen tarihi ve bilimi araştırmak istiyorsanız bu tür bilgilere de aşağıdaki kaynaklardan ulaşabileceksiniz. Okuduğum kaynakalarda genelde din ile bilimi karşılaştırmaya çalıştığımı göreceksiniz. O nedenle ufuk açıcı bir serüvendir benim için araştırma kitapları okumak.

Sizin de tavsiye edeceğiniz kitaplar varsa yorum kısmından eklerseniz sevinirim, listemiz genişler. Ben de ara ara güncelleyeceğim listeyi. O nedenle kitap ve film listesini yer imlerinize eklerseniz arada bir kontrol edebilirsiniz.

Hepimize iyi okumalar.

Araştırma Kitapları:

Manly P. Hall – Tüm Çağların Gizli Öğretileri – http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=594449

Max Heindel – Gül-Haç Evren Kavramıhttp://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=447923&sa=180545377

Jeff Love – Varlığın Metafiziği – http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=628365&sa=180541883

David Ruelle – Rastlantı & Kaos – http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=45404&sa=180542308

Roger Penrose – Kralın Yeni Usu Serisi – http://goo.gl/Dlcj4V

Lynne McTaggart – Niyet Deneyi – http://www.dr.com.tr/Kitap/Niyet-Deneyi/Lynne-McTaggart/Egitim-Basvuru/Kisisel-Gelisim/urunno=0000000319273

Friedrich Cramer – Kaos & Düzen – http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=34240

Burak Eldem –  Fraternis Kayıp Kitaplar Gizli Kardeşlik – http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=102891&sa=180542761

Donna Rosenberg – Dünya Mitolojisi – http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=76649&sa=180542906

Baki Yaşa Altınok – Hallacı Mansur – http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=686415&sa=180542977

Westcott & Mathers – Kabalaya Giriş & Sefer Yezirah – http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=114056&sa=180543289

Kybalion – http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=95558&sa=180543522

Mircea Eliade – Dinler Tarihine Giriş – http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=69768&sa=180543734

Ali Nesin –  Matematik & Gerçek – http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=448265&sa=180544083

Carl Sagan – Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı – http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=19103&sa=180544280

Brian Green – Evrenin Dokusu – http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=574429&sa=180544863

Rudolf Steiner – Gizli Bilim – http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=71912&sa=180545078

Rudolf Steiner – Kozmik Hafıza – http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=645526&sa=180545078

Alparslan Salt – Semboller Ansiklopedisi – http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=111649

Peygamber Enok’un Kitabı – http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=584983&sa=180545798

Dan Millman – Hayatınızın Amacı – http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=4789&sa=180545937

Romanlar:

Vladmir Bartol – Alamut – http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=597600

Umberto Eco – Faucault Sarkacı – http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=14929&sa=180539278

Johann Wolfgang Goethe – Faust – http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=104151&sa=180541429

Isaac Asimov – Son soru – http://www.idefix.com/kitap/son-soru-kolektif/tanim.asp?sid=D641L37ESS6UQY0FCQA2

Arthur C. Clarke – Bir Uzay Efsanesi Serisi – http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=105780&sa=180540280

Isaac Asimov – Vakıf & İmparatorluk – http://www.dr.com.tr/kitap/vakif-ve-%C4%B1mparatorluk-3cilt/%C4%B1saac-asimov/edebiyat/roman/bilim-kurgu/urunno=0000000185906

Philip K. Dick – Androidler Elektrikli Koyun Düşler Mi – http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=112348&sa=180540551

Thomas More – Ütopya – http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=37258

Richard Bach – Bir – http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=31217&sa=180540737

Paulo Coelho – Elif – http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=577052&sa=180541170

Paulo Coelho – Işığın Savaşçısının El Kitabı – http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=70054&sa=180541170

Stefano E. D’Anna – Tanrılar Okulu – http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=474760&sa=180543862

Stephen King – Mahşer – http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=5972&sa=180544589

 

17 comments

    • :) O seriyi de yazıp yazmamak konusunda ikilemde kaldım, hatta yazdım sonra sildim ama siz eklemişsiniz iyi de olmuş, katkınız için teşekkürler. Benim de etkilendiğim bir seri.

      Beğen

  1. Sitchin’e dair
    İnternetten Alıntıdır..


    Geçmişi unuttuk mu?

    Kutsal kitaplarda anlatılan olayların dinsel bir öykü değil de, gerçek tarihi anlattığını hiç düşündünüz mü? Mitolojinin bir masal değil de, yaşanmış olayları naklettiği hiç aklınıza geldi mi? Hele Mars olayından sonra, bu konu daha bir önem kazandı. Son yılların flaş ismi arkeolog, tarihçi, antik diller uzmanı, sosyal bilimci Zecharia Sitchin, bu konuda yayınladığı bir dizi kitapla toplumu kökünden sarstı. Sitchin, İnsanlığın Nibiru adlı bir gezegenden gelen Annunaki insanları tarafından yaratıldığını ve gçmişte Mezopotamya´da dev bir uygarlığın kurulmuş olduğunu ve Tufan´a neden olduklarını ileri sürerken, Daniken´e hiç benzemiyor ve bir bilim adamı kimliği içersinde çok ciddi arkeolojik kanıtlar da gösteriyordu. Kısacası Sitchin´e itiraz etmek zordu. Size Sitchin olayını her yönüyle iletmek istiyoruz, bu sayıda Sitchin´i ve kuramlarını, gelecek sayıda da karşıt görüşleri okuyacaksınız. Eğer Sitchin buluşları doğruysa, İnsanlığın tüm çehresi değişebilir, kısacası oturup yeni bir tarih yazabilir ve inançlarımızı yenilemek zorunda kalabiliriz.

    Geçen iki yıl içersinde, dünyanın bilinmeyen tarihi ve geçmişin unutulan olayları konularında dikkat çeken en önemli isim Zechariah Sitchin´di; Sitchin “Dünya Tarihleri/Zaman Çizelgesi” adlı kitabında çarpıcı iddialarda bulundu ve şöyle diyordu; “…mitoloji bir hayal değildir, fakat eski hatıraların saklandığı bir hazinedir; Kutsal Kitaplar bilimsel ve tarihsel bir döküman olarak harfi harfine okunduğu takdirde, hayal edilenden daha eski ve büyük uygarlıklar varlıkları anlaşılacaktır. Mitoloji, “Cennetten Dünyaya Gelen Kişi”, yani mitolojik bilge Anunnaki tarafından Dünyaya verilen bilginin sonucudur. Geçmişte varolan ve unutulan 12. Gezegen, Anunnaki´nin ev gezegenidir. Geçmiş sayısız gizemli anıyla doludur, bunların unutulmuş olmaları yok ya da hiç olmadıkları anlamlarına gelmez. Uzak geçmişte, dünya başka canlılar tarafından kullanılmış bir yerdir; Mısır Piramitleri iniş alanlarının fenerleridirler, Sina Yarımadası 4.000 yıl önce tanrılar savaşında yok edilen özel bir üstür; insanlar ve tanrılar binlerce yıl önce büyük bir savaşı başlatmışlardı. Dünyaya uzaydan bakıldığında, nükleer dev savaşın izleri görülebilir. Yale Üniversitesi tarafından da tanımlandığı gibi İnsanlık kaybolan uygarlığının küçük bir dilimini ancak 2.000 yılda keşfedebilmiştir. Sümer yazıtlarında ve Kutsal Kitaplar´da anlatılan tüm uygarlıklar, çok daha eski bir uygarlığa bağlı olduklarını belirtirler…

    Zecharia Sitchin, Yakın Doğu tarihi ve arkeolojisi uzmanıdır, Eski Ahit (Tevrat ve Zebur), Sami ve Avrupa dilleri, modern ve eski İbrani dili konularında eğitim almış ve Londra İktisadi ve Siyasal Bilimler Okulu´nda öğrenim gördükten sonra Londra Üniversitesi´nden mezun oldu. Uzun yıllar gazetecilik ve yazarlık yaptıktan sonra şimdi New York´da yaşıyor ve çalışmalarını sürdürüyor. Sümer dilini anlayan ve okuyan nadir bilginlerden biridir, yeni çalışmaları Yakın Doğu´daki eski uygarlıklar tarafından yazılan kil tablet metinlerle ilgilidir; bu alanda aradığı çok daha eski uygarlıklardır. Sitchin´in kitapları körler için yazılan Braille alfabesine bile çevrilmiş, sayısız radyo ve tv programlarında tartışılmıştır. Sitchin´in “Dünya Kronolojisi” adlı kitap serisi mitolojinin kökeni olarak kabul edilebilir, bir hayal ürünü değildir çünkü geçerli ve sağlam kaynaklara dayanmaktadır, yazar bunlara “Antik Anılar” demektedir. Tevrat ve İncil dinsel bir metin olarak değil, tarihsel/bilimsel bir döküman olarak okunmalıdır, antik büyük uygarlıkların kökeni dünyadışıdır. Sitchin, antik bilginin dünyaya Annunaki (Göklerden dünyaya gelen) tarafından getirildiği öne sürerken, modern bilimin antik bilgiyle uyum sağlamaya başladığını ve devamı olduğunu belirtmektedir. İlk kitabı olan “12. Gezegen”de Güney Sistemi´ndeki kayıp gezegen olasılığından söz eder ve bu gezegenden dünyaya yarım milyon yıl önce gelen halkın, kutsal kitaplarda anlatılan olaylara neden olduğunu belirtmektedir. Örneğin Tevrat´ın “Genesis” bölümünün 6. Bölümü´nde adları geçen ve Tufan´dan önce insanoğullarının kızlarıyla evlenen “Nefilimler”in 12. Gezegen´den geldiğini yazar. “Nefilim” sözcüğünün özgün anlamı, “Tanrının Oğulları veya göklerden gelen Devler”dir ve bizler geçmişte devlerin yaşadıklarını düşünüyor ve araştırıyoruz. Sitchin, kilisenin kutsal kitaplarla ilgili soru sorulmaması kuralını da eleştiriyor ve sorgulamanın kutsallıkla ilgisi olmadığını söylüyor. Çünkü, ona göre tarihsel bilgiler bu metinlerin içinde saklıdırlar, İbranice´deki “Nafal” sözcüğü de “Nefilim” yorumunu destekler gibidir ve “Düşüş/Düşenler” anlamındadır. Sitchin kendisiyle yapılan bir söyleşide şöyle diyor;

    Soru: Dünyaya 6.000 yıl evvel kimler indi?

    Sitchin; Düşüş, ne anlama geliyor? Bu sözcük beni mitolojiden, arkeolojiye, oradan da kutsal kitaplarla buluşma noktasına getiriyor. Antik dilleri inceleme konusunda yeterince uzman olduğuma inanıyorum ve kutsal kitaplarda geçmişte yaşanan olayların anlatıldığından eminim. Peki, kimdi Nefilimler? Tüm antik metinleri, kutsal kitaplar, Eski Yunan ve Eski Mısır mitolojilerini içeren metinler, piramit yazmaları yani herşey beni bildiğimiz ilk uygarlık olan 6.000 yıl öncelerde yaşayan Sümerler´e götürüyor. Yani efsanelerin ve mitlerin kaynağı olarak Sümerler ortaya çıkıyorlar. Sümer yazısını çok iyi öğrendim ve hemen herşeyi ısrarla defalarca okudum ve gördüm ki Sümerliler´in Anunnaki´si, “Nibiru” adı verilen bir gezegenden geliyordu. Gezegenin adının anlamı artı veya haç demekti. O zaman soruyu genişlettim; Nefilimler ve Anunnaki kimdiler ve Nibiru hangi gezegenin adıydı? Uzun astronomi çalışmalarından sonra astronomi kaynaklarında bu konuda iki ayrı yaklaşımın bulunduğunu öğrendim; Bir görüşe göre Nibiru, Mars´dı, karşıt görüşe göre ise Jüpiter´di. Uzmanlar bu konuda uzun tartışmalara girmişler ve asırlarca kendi görüşlerini savunmuşlardı. Doğrudan antik kaynaklara yani kil tabletlere dönerek Nibiru´nun tanımı ve konumunu araştırdım. Sümer astronomisinde gezegenin yeri belirtilmişti, Güneş´e yakındı ve Mars´la ilgisi yoktu, Jüpiter ise hiç olamazdı. Bir gece uyandığımda, cevabı buldum; Tabii ki bu başka bir gezegen olmalıydı; Mars´la Jüpiter arasındaydı, bazen Mars´a, bazen de Jüpiter´e yakınlaştığından karıştırılmıştı. Mezopotamya Yaradılış Miti, Tevrat´daki Yaratılış Bölümü´nün ilk satırlarıyla aynı anlamdadır ve burada Anunnaki ile ilgili tüm ayrıntıları bulabilirsiniz. Onun ve diğer liderlerin kendi gezegenlerinden dünyaya yaptıkları yolculuk, İran Körfezi´ne inmeleri ve konuşlanmaları açıkça belirtilmiştir. Herşey çok açıktır, Sümerliler astronomik açıdan büyük bir bilgiye sahiptiler. 6.000 yıl öncesinde Uranüs ve Neptün´ü biliyorlar ve Pluto´yu tanımlıyorlardı, oysa bizler Pluto´yu 1930´larda keşfettik, matematik alanındaki bilgileri bazı yönlerden günümüzün ötesindeydi ve “Bildiğimiz herşey bize Anunnaki tarafından öğretildi.” diyorlardı. Nibiru farklı bir olaydır, yüzyılımızda astronomlar tarafından “Planet X” adıyla tanımlanmıştır ve Nibiru´nun varlığı doğaldır yani Güneş Sistemi´nde olması gereken bir objedir. Ama Sümerler´in daha önemli bir iddiaları daha var; Nibiru kavramının yokolmadığını ve Anunnaki´nin geri geleceğini söylüyorlardı, bu geri gelişin periyodu 3.600 yıldı. Öyleyse biz yalnız değiliz ve Güneş Sistemi´mizde bizden daha ileri bir uygarlık var.

    Soru: Bir daha geleceklerse, bunun zamanı belli mi?

    Sitchin: Bunu kimse bilemez. Acaba bizi tekrar bilgilendirmeye karar verdiler mi? Daha fazla teknolojiye ve uygarlığa ulaşmalı mıyız? Veya bizim iyi olmadığımız kanaatine vararak, yardımcı olacaklar mı? Tufan´da olduğu gibi, yeni bir afet karşısında yine yardıma gelecekler mi? Bunu ancak gezmişten öğrenebiliriz. Sümer bilgilerinden yola çıktığımızda bilinmeyen bir gezegenin varlığı kesindir, Tevrat´ın öyküleri geçmişimizi anlatmaktadır eğer onları iyi ve doğru anlarsak, geleceğimizin nasıl olabileceğini de anlayabiliriz. Geçmişin günahkar insanları sadece bir tanımdır, onların günahları teknolojik hataları ve hırslarıdır, aynı yere tekrar geldiğimizi kim reddedebilir ki? Ben kutsal kitapların öykülerini gözden geçirdikten sonra iki önemli açıyla karşılaştım. Bir kere Eski Mısır yazıtları ve mitolojisi resim olarak Sümerle kesin uyum sağlıyor, ikincisi ise insanın ölümsüzlüğü arayışıdır. Düğüm yeri Sina Dağı´dır, iniş yeri veya irtibat merkezi orasıydı yani uzay üsleri Sina Dağı´ndaydı ve Kudüs´ün önemi bu yüzdendi. Üçüncü kitabım olan “The Wars of Gods and Men”de insanlarla, Anunnaki insanları arasındaki savaşı anlattım, İnsanlık kendilerine uygarlık getirenlere baş kaldırırken, yanlarında uzaylıların bazıları da vardı. Belki bu savaş, bir bağımsızlık savaşıydı veya Anunnaki´lerin kendi aralarındaki bir bölünmenin sonucuydu, bunu bilemiyoruz ama kardeşlerin kavgası olduğu kesindi çünkü temelde kardeş olan Enlil ve Enki savaşıyorlardı ve savaş onların torunlarına kadar sürdü. Benim “Piramit Savaşları” adını verdiğim iki büyük savaşta insanlar da bölünmüşlerdi. İnsan denen yaratık savaşı nasıl öğrendi? Bu ahlaki veya teolojik bir konudur. İnsanın doğasında savaşmak var mı ya da savaşçı olmayı kimden öğrendi? Unutmayın ki, kızılderililere de, Afrikalılar´a savaş sanatını ve stratejilerini biz uygar beyazlar öğrettik. Dördüncü kitabım olan “The Lost Realms” Amerika kıtalarının 5.000 yıl öncesini yani anlatır ve bu dönem İnkalar´ın, Mayalar´ın, Aztekler´in çok öncesidir. Amerika kıtaları bilinmeyenlerle doludur, inanılmaz megalit yapıların kaynağı bilinmemektedir. 6.000 yıl önce kimler vardı? Aslında öykü aynıdır ve Anunnaki Amerika kıtalarına da gelmiştir. Gizem linguistiktir yani dillerin kökeninde saklıdır. İnanılması güç ama hemen her teknolojik buluş, Sümerliler tarafından yazılmıştı, antik yazıtları incelerken bunu doğruladığım her anda koltuğumdan sıçrıyor ve Tanrım, 6.000 yıl önce Sümerliler bunları nasıl biliyorlardı, diyordum. “12. Gezegen” adlı çalışmamda yer alan bir Sümer metni vardır, açık açık Adem´den yani yaratılan ilk insandan söz eder. Metni okuduğunuzda tüp bebek yöntemiyle karşıkarşıya kalırsınız. Bunun daha birçok örneği var, bilim herşeyi bir yana bırakıp, antik bilgilere bu gözle bakmalı ve farklı bir dünyanın kapısını artık aralamalıdır.

    Soru: Bütün bunlar “Nefilim” sözcüğü ile başladı, değil mi?

    Sitchin: Evet, başlangıç oydu.

    Soru: Kitaplarını okuyan birçok insan, tahminlerinizin cesurca olduğunu söylüyorlar. Tabletler ve çivi yazısı örneklerini yorumlamanızdan rahatsız olanlar var?

    Sitchin: Elimizdeki bilginin Sümerliler´e ait olduğu kanıtlanmıştır ve 6.000 yıllık olduğu kesindir. Hiç merak etmiyorlar mı, bugünün buluşlarının oralarda nasıl yer aldığını? Genetik mühendislik ve Adem´in nasıl üretildiği, Enki mitinde açıkça anlatılır, Enki´nin simgesi olan birbirine dolanmış iki yılan, günümüzün tıbbının da simgesidir ve aynı zamanda DNA´yı simgeler yani DNA´nın çift sarmalını. Teleskopları ve Voyager gibi uzay araçları olmadan, Neptün´ün bir su gezegeni olduğunu nasıl biliyorlardı? Bunlar beni ilgilendirmiyor, ben Sümerliler´e herşeyi öğreten Anunnaki´nin nereden geldiğinin peşindeyim; Sümerliler “Nibiru”dan geldi…” diyorlardı ve Nibiru´nun Güneş Sistemi´nde bulunduğunu söylüyorlardı. Ama ben dünyanın yakınında, bu kadar zeki canlıların yaşadığı bir gezegenin varlığını düşünemiyorum. Öyleyse Anunnaki nerede? Sorulması gereken soru budur. Dinsel yorumların geçerli olduğuna, tüm sıradanlıklarına rağmen inanıyorsak, neden başka bir yorum aramayalım? Buna ne engel var ki? Eğer yeterli bir açıklama bulamıyorsak, neden Sümerler´in sözlerini kabul etmeyelim? Bu çok daha akılcı olacaktır. Kitaplarımın hiçbir yerinde kullandığım metinlerin veya tabletlerin gerçek olmadığını bulamazsınız. Herşeyi gittim ve bizzat yerinde gördüm ve inceledim. Orada duruyorlar ve varlar. Enki diye birisi Nibiru´dan gelmiş ve İran Körfezi´ne inmiş, metinlerde böyle yazıyor; işte bu kadar… Ortaya çıkıp show yaparak, bakın ne buldum demedim. British Museum´da bana yazıtları gösteren bilim adamı; “Size gösterdiğim ve verdiğim tüm bilgiler, tüm kaynaklar akademik ve bilimseldir, kabul edilmiş bilimsel kaynaklardırlar.” diyordu yani ben kaynaklarımı asla uydurmadım, hepsi gerçekten varlar.

    Soru: “The Wars of God and Men” adlı kitabınızdaki kaynakların listesi 16 sayfa sürüyor?

    Sitchin: Bir kaynakta Enki´nin dünyaya nasıl geldiğini okuyorsunuz, bir diğerinde aynı öykü “Enki ve Dünya Miti” olarak karşınıza çıkıyor. Başka bir metinde Enlil bir mit olarak karşınızda ve bunların tümünün adı mitolojidir. Ben diyorum ki, mit olmayan nedir? Bunun tarifi var mı ki? Mitler, gerçeği anlatıyorlar. Benim akla yakın, makul ve mantıklı bir senaryom var, bu şekilde birçok bulmaca ve gizem açıklanabilir yani bilinmeyen tarih öğrenilebilir. Piramitlerin kimin yaptığını bilmek kesin olarak bilmek zorundayız…

    Soru: Anunnaki hakkında daha neler söyleyebilirsiniz? Bizler aynı Anunnaki´nin hala kontrolu altında mıyız yoksa özgür müyüz?

    Sitchin: Onlar bize değil, biz onlara benziyoruz sanırım. Bizi genetik mühendislikle yarattılar ve evrim silahının namlusuna yerleştirdiler. Fiziksel ve duygusal olarak onlara benziyoruz, Tevrat; “Ve Allah dedi; Suretimizde, benzeyişimize göre insan yapalım… ve herşeye hakim olsun… ve Allah insanı kendi suretinde yarattı, onu Allah´ın suretinde yarattı…” (Kitabı Mukaddes/Tekvin 26/27) diyor. Fazla söze gerek yok, biz onlara benziyoruz. Ama çok önemli bir fark var; o da onların ölümsüzlüğü; Bunun nedeni uzay-zaman olmalıdır, Güneş Sistemi çevresindeki bir turları yani onların bir yılı, bizim uzay-zamanımıza göre 3.600 yıldır; işte aramızdaki en önemli fark budur. Teknolojik düzeyleri sadece uzayda yolculukla sınırlı değildir, millyonlarca yıllık yolculuklar yapabilmektedir ve bunun için de ölüleri canlandırmaktadırlar yani dondurma yöntemini kullanmaktadırlar, Kutsal kitaplardaki tüm mucizeler onların teknolojisinden başka birşey değildir. Dünyaya gelip,bizleri genetik mühendislik aracılığı ile yarattıktan sonra, kendi genlerini maymun-insanla karıştırdılar ve birgün biz de uzaya açılıp, bir başka gezegene indiğimizde aynı şeyi yapacağız. Yani modeli yayacağız. Ama olaylar bunu engelleyebir Tufan öyküsünü anımsayın, İnsanlık yok edilmiş faakat Nuh ve gemisi aracığılığı ile tohumlar kurtarılmıştır, bu yine olabilir. Enlil insanlığı sularla boğmaya karar verdiğinde, Enki, Nuh´a (Sümerce´de Ziusudra) olacağı haber verir ve sonra gemiyi nasıl yapacağını ve batmaması için ne yapacağını öğretir ve Nuh ailesini ve hayvan türlerini alarak gemiye biner; Sümer kaynaklarına göre böylece tohumlar kurtarılır. Burada Anunnaki liderleri arasındaki anlaşmazlık görülür; hangisi doğru ve doğru değil, bunu bilmiyoruz. Neyin yapılıp, neyin yapılmadığını da… Ama olanlar ortada.

    Soru: Yaratılmış bizlerle ilgili bir son var mı? Ya, sizin yaptığınız nedir?

    Sitchin: Söyleyebileceğim tek şey, bir görevimin olduğudur veya bir misyonumun. Toplumu antik insanların bildikleri ve inandıkları konusunda bilgilendirmeliyim. Bunun için onların kaynaklarını ve yazdıklarını ve çizdikleri resmi kullanıyorum. Bu malzeme bir mit değil, gerçek bir öykü. Benim yazdıklarım özgün bir bilginin başlangıçtaki temeli olabilir. İki düzine kitap yazdım, teolojiden, astrolojiye kadar… Daha da yazacağım, tümünün temelinde onlar var yani Anunnaki. Anlatmaya devam edeceğim, herkes arzuladığı gibi yorumlamakta serbesttir.

    Soru: Çalışmalarınızın bilimsel bir yoldan geçmesi sizi daha güvenilir kılıyor. Bu da tahminlerde bulunmadığınızı ve varolan güncel kanıtlara dayandığınızı gösteriyor, değil mi?

    Sitchin: Evet, bu malzemeyi kullanmaktan mutluyum, ayrıca tüm görüşlere de açığım. Sonuç olarak benim kitaplarım antik zamanlarla ilgili metin kitaplarından başka birşey değildir.

    Soru: Sürekli yeni birşeyler bulduğumuza ve uygarlığımızı ilerlettiğimize göre, bundan sonra nelerin olacağı hakkında bir fikriniz var mı?

    Sitchin: Elbette ki hayır, bize verilen uygarlığın ne kadarı onlara ait bilemiyorum, üstelik bizi yok etmeye de çalıştılar, çıkarları neydi bilmiyorum ve tahmin yapmam doğru olmaz. Tabii ki kendiliğimizden yarattığımız çok şey de var.

    Soru: Burada bizim için bir ders var mı? Eğer bu bizim gerçek tarihimiz ise, Anunnaki geri geldiğinde yeni bir Tufan´ı önlemenin yolunu öğrenebildik mi?

    Sitchin: Bu tahmin edilemez çünkü ben onların liderlerinin bildiğini bilmiyorum. Enlil veya Enki klanı ne durumda? Bunu da bilmiyorum, işte bu nedenlerle bu çok büyük sorunun cevabı da çok zor. Şunu söyleyebilirim ancak; “Bir atı suya doğru sürebilirsiniz ama zorla su içiremezsiniz…”

    KAYNAKLAR

    1- Kutsal Metinler için:
    A – “Deuteronomi´den Başlangıç” Star Kitap Grubu/ Dr. M. Stern.
    B – “Sümer ve Akad Bulguları/Anchor Kutsal Kitabı” E. A. Speiser, Garden City, New York: Doubleday & Co.,1964
    C – “Anchor Kutsal Kitap” Kral James Versiyonu, Cleveland ve New York, World Publishing
    D – Kutsal Kitap Mısralarının Yeni Yorumlarının Doğrulanması İçin” Masoretic metne göre Kutsal yazıların yeni çevirisi, New York, P. J. Kennedy & Sons,1962-1970.
    E- “Kutsal Kitabın Ansiklopedik Sözlüğü” A. van den Born, New York, McGraw-Hill Co., 1963.
    2- Yakın Doğu Metinleri için:
    A- “Sümer ve Akadların Büyük Yazıtları”, George A. Barton,1929.
    B- “Babylon-Assyr Lesestucke”, Riekele Borger,1963.
    C- “Mısırlıların Tanrıları”, E. A. Wallis Budge, 1904.
    D- “Asur Tanrılarının Tarihi Olayları”, Budge/Kral, 1902.
    E- “Sümer Dini Metinleri”, Edward Chiera, 1924.
    F- “Reallexikon der Assyrology”, Ebeling/Meissner/Weidner, 1932.
    G- “Sümerliler”, Samuel N. Kramer,1963.
    H- “Babillerin Tufan Hikayesi”, Lambert/Millard, Atra-Hasis, 1970.
    I- “Çivi yazısı Oxford Metinleri”, 1923
    J- “Sümer ve Babil İlahileri”, Stephen Langdon, 1909.
    K- “Babil ve Asur Eski Kayıtları”, David D. Luckenbill, 1926-27
    L- “Eski Ahitle İlgili Eski Yakın Doğu Metinleri”, James B. Pritchard, 1969.
    M- “Batı Asyanın Çivi Yazısı Yazıtları”, Henry C. Rawlinson, 1861-84.
    N- “Babil Dini”, A. H. Sayce, 1888.
    O- “Yaratılışın Kildani Efsanesi”, George Smith, 1876.
    Ö- “Büyücülerin Kayıtları, Nineveh Astrologları ve Babil İmparatorluğu”, R. Campbell Thompson, 1900.
    P- “Dünya Tarihleri Serisi”,
    1- 12. Gezegen,
    2- Cennete Merdiven,
    3- İnsanların ve Tanrıların Savaşları,
    4- Kaybolan İlkeler,
    5- Zaman Başladığında,
    6- Tekrar Edilen Yaratılış. Zecharia Sitchin, Avon Books, New York.

    Unutulmuş Tarihin Kronolojisi I

    1-Tufan´dan önceki olaylar;

    – 450.000 yıl önce; Güneş Sistemi´mize uzak bir gezegen olan Nibiru gezegeninin atmosferinin bozulması nedeniyle yaşam sönmeye başlar, gezegende Annunakiler yaşamaktadır. Hükümdar Alalu, Annu tarafından tahtından indirilir. Alalu, uzay gemisinden kaçar ve Dünya´da sığınacak bir yer bulur. Dünya´nın içine sahip olmuştur ve Nibiru´nun atmosferini korumak için altın gerektiğini keşfeder ama altın Nibiru´da yoktur.

    – 445.000 yıl önce ise, Annu´nun oğlu Enki öncülük yapar. Böylece Basra Körfezi sularından altın çıkarmak için Dünya üzerinde bir istasyon kurar.

    – 430.000 yıl önce Dünya´nın iklimi yumuşar. Aralarında Enki´nin üvey kızkardeşi ve tıp uzmanı olan Ninhursag ve Annu taraftarlarının çoğu Dünya´ya inerler.

    – 416.000 yıl önce altIn üretimi azaldığında Annu, yakın mirasçısı Enlil ile beraber dünyaya iner. Yaşam için gerekli olan altını Güney Afrika´dan çıkarmaya karar verilir. Enlil, Dünya görevinin komutanıdır. Enki, Afrika´ya gönderilir. Ve Anu, Alalu´nun erkek torunu tarafından düelloya davet edilir.

    – 400.000 yıl önce, Güney Mezopotamya´da görevli 7 yerleşim merkezi vardır; metalurji merkezi (Shuruppak), görev kontrol merkezi (Nippur) ve bir roket Alanı dlan (Sippar) bunların önemlileridir. Toplanan saf maden Igigi tarafından yönetilen yörüngecilere yani yukarıya gönderilir. Orada da Nibiru´dan belirli zamanlarda gelen uzay gemilerine nakledilir.

    – 380.000 yıl evvel Alalu´nin erkek torunu, Igigi´nin desteğini kazanır ve dünyayı ele geçirmeye çalışır.

    – 300.000 yıl evvel, işler altın kazıcılarının ayaklanması nedeniyle karışır. Maymun kadınlar kullanılarak Enki ve Ninhursag ilk işçileri yaratırlar, sonra bu işçiler idareyi ele alırlar. Enlil, bir baskın yapar, bazı işçileri kaçırır ve Mezopotamya´daki Edin´e verir. Onlara üreme yeteneği verilir ve insan çoğalmaya başlar.

    – 200.000 yıl önce Yeni Buz Çağı döneminde dünyadaki yaşam azalır.

    – 100.000 yıl önce, atmosfer tekrar ısınır. Anunnakiler (Tevrat´taki adıyla Nefilimler), insan kızlarıyla evlenirler.

    – 75.000 yıl evvel yeni bir Buz Çağı başlar. Gerileyen insan türleri, dünyaya dağılır. Cro-magnon (tarihten önce Fransa´da yaşayan bir ırk) insanIar yaşar.

    – 49.000 yıl evvel, Enki ve Ninhursag, Anunnaki soyunun insanlarını Shuruppak´da yönetmek için geliştirirler. Enlil onları kızdırır.

    – 13.000 yol önce Nibiru yolculuğu hatırlanır, bir nedenle Enlil insanları yok etmeye karar verir. Büyük Tufanı başlatacak olan Enlil, insanlığı tehdit eden felaketin sırrını koruyacağına dair Anunnaki´de yaşayanlara yemin ettirir.

    Unutulmuş Tarihin Kronolojisi II

    2- Tufandan Sonraki Olaylar;

    – MÖ. 11.000: Enki yemine ihanet eder ve su altında kalabilen bir gemi yapması için Ziusudra/Nuh´a yol gösterir. Tufan, dünyayı silip süpürür. Anunnaki insanları, kendi yörüngelerinde dönen uzay gemisinden tüm yıkıma tanık olurlar. Sonra Enlil, dağlık merkezlerde tarımı başlatır. Enki ise hayvanları evcilleştirir.

    – MÖ 10.500: Nuh´un torunlarI 3 bölgeyi bölüşür. Enlil´in ilk oğlu Ninurta, Mezopotamya´ya yerleşilir bir yer yapmak için nehirleri çeker ve dağlarIa kapatır; Enki, Nil vadisini ister. Sinai yarımadası, Tufan´dan sonra hala ayakta kalan roket alanIarında Anunnaki insanları bir kontrol merkezini Moriah Dağı üzerine kurarlar (gelecekte Kudüs).

    – MÖ 9780: Enki oğulları Ra/Marduk, Osiris ve Seth arasında Mısır´ın yönetimini bölüştürür.

    – MÖ 9330: Seth, Osiris´i yakalar ve parçalar. Nil Vadisi´nin tek hakimi olur.

    – MÖ 8970: Horus, ilk Piramid Savaşı´nın başlamasıyla babası Osiris´den intikam alır. Seth, Asya´ya kaçar ama Sina ve Filistin elindedir.

    – MÖ 8670: Enki´nin torunlarının kontrol ettiği tüm evren araçlarına karşı, Enlilliler 2. Piramid Savaşı´nı başlatırlar. Galip Ninurta, Büyük Piramid´in içindeki aygıtları boşaltır. Enki ve Enlil´in üvey kızkardeşleri Ninhursag, barış kongresini toplar. Dünya yeni baştan bölüştürülür. Mısır´ın kontrolu Ra/Marduk hanedanIndan Thoth´a devredilir. Heliopolis´de, bedel olarak bir Fener Şehri kurulur.

    – MÖ 8500: Karakol mevkileri kurulur. Jericho, bunlardan biridir.

    – MÖ 7400: Barış çağının devam etmesiyle Anunnaki insanları yeniden ilerlemeye başlarlar. İkinci Taş Devri başlar ve yarı ilah-yarı insan varlıklar Mısır´ı yönetirler.

    – MÖ 3800: Eridu ve Nippur´la başlayan Anunnaki´nin tekrar kurduğu eski şehirlerin bulunduğu yerde yani Sümer´de bir uygarlık başlar. Anu ziyaret için dünyaya gelir. Yeni kent Uruk (Erech), onun onuruna inşa edilir. Tapınağı sevgili kız torunu Inanna/Ishtar için yapar.

    Unutulmuş Tarihin Kronolojisi III

    3- Dünya Krallıkları;

    – MÖ 3760: İnsanlık, krallıkları kabul eder. Kish, Ninurta´nın himayesi altındaki ilk başkenttir. Takvim, Nippur´da başlar. Medeniyet, Sümer´de (ilk bölge) meyvesini verir.

    – MÖ 3450: Yönetim Sümer´den Nannar/Sin´e geçer. Marduk, Babil İmparatorluğu´nu ilan eder.

    – MÖ 3100: 350 yıllık kaosun ardından Mısır´da firavunluk kurulur ve ilk firavun Memfis´de tahta oturur.

    – MÖ 2900: Sümer Krallığı Erech´e göçer; İnanna Üçüncü Bölge´nin özgürlüğünü verir; burası Hindistan´daki Indüs Vadisi uygarlığıdır.

    – MÖ 2650: Sümerler´de büyük karışıklıklar. Enlil, isyanlar karşısında sabrını yitirir.

    – MÖ 2371: Inanna, Sharru-Kin´e (Sargon) aşık olur. Sharru-Kin yeni bir başkent kurar; Agede´de. Akadlar, bir imparatorluk başlatırlar.

    – MÖ 2316: Dört bölgeye hükmetmeyi amaçlayan Sargon, Babil İmparatorluğu´ndan kutsal toprak getirir. Marduk-Inanna çatışması tekrar alevlenir. Çatışma, Marduk´un kardeşi Nergal´ın, Marduk´u Mezopotamya´yı terketmeye ikna etmesiyle sona erer.

    – MÖ 2291: Inanna´nın emriyle Narram-Sin, Sina Yarımadasına girerek Mısır´a saldırır.

    – MÖ 2255: Inanna Mezopotamya´ya el koyar. Naram-Sin Nippur´a meydan okur. Büyük Anunnaki Agade´yi yok eder. Inanna kaçar. Akad ve Sümer ülkeleri, Enlil ve Ninurta´ya sadık yabancı askerler tarafından işgal edilir.

    – MÖ 2220: Sümer uygarlığı, Lagash´da yükselir. Thoth, Ninurta adına bir zigurat tapınak inşa edilmesi için Kral Gudea´ya yardım eder.

    – MÖ 2193: Bir papaz ve bir kraldan gelen aileden Peygamber İbrahim´in babası Terah, Nippur´da doğar.

    – MÖ 2180: Mısır bölünür. Ra/Marduk yandaşları güneyi ele geçirirler. Firavunlar, Aşağı Mısır´da kalarak Ra/Marduk´a karşı çıkarlar.

    – MÖ 2130: Enlil ve Ninurta yandaşlarının sayısı artınca Mezopotamya´daki merkezi otorite bozulur. Inanna´nın krallığı tekrar ele geçirme çabaları başarısızlıkla son bulur.

    Unutulmuş Tarihin Kronolojisi IV

    Kaçınılmaz Yüzyıl:

    – MÖ 2123: Peygamber İbrahim Nippur´da doğar.

    – MÖ2113: Ur, yeni imparatorluğunun başkenti ilan edilir. Ur-Nammu kral ve Nippur´un Vekili olur. İbrahim´in babası Nippur´lu papaz Terrah sarayda görev almak için Ur´a gelir.

    – MÖ 2096: Ur-Nammu savaşta ölür. Halk, onun zamansız ölümünü, Anu ile Enlil´nin ihaneti olarak düşünür. Terah, Harran´a gitmek için ailesiyle yola çıkar.

    – MÖ 2095: Shulgi, Ur´da krallığını ilan eder ama Inanna´nın çekiciliğine kapılarak onun aşığı olur. Larsa´yı Elaniteler´e verir.

    – MÖ 2080: Ra/Marduk´a sadık Theban prensleri kuzeyi yani Aşağı Mısır´ı sıkıştırırlar.

    – MÖ 2055: Nannar´In emirleriyle Shulgi, Elamite alayını Canaanite kentlerindeki kargaşayı bastırmak için gönderir. Elamiteler, Sinai Yarımadası´na ve buradaki roket alanına açılan geçite ulaşırlar.

    – MÖ 2048: Shulgi ölür. Marduk Hititler ülkesine girer. İbrahim seçkin süvarilerinin başında Güney Canaan´ı emir altına alır.

    – MÖ 2047: Amar-Sin (Kutsal Kitaba ait Amraphel) Ur´un kralı olur. İbrahim Mısır´a gider, yedi yıl kalır ve daha çok askerle geri döner.

    – MÖ 2041: Inanna´nIn rehberliğiyle Amar-Sin, Doğu Krallığı koalisyonunu oluşturur ve ardından Sina ve Canaan´a askeri sefer başlatır. İbrahim, roket alanına giden geçitteki ilerlemeyi keser.

    – MÖ 2024: Marduk yandaşlarını toplayarak Sümerliler´in üzerine yürür ve Babil´de tahta çıkar ve sonra savaşarak Mezopotamya´ya yayılır. Nippur´un tapınağını yıkar ve Enlil´in cezalandırılmasını ister. Enki karşı çıkar fakat oğlu Nergal, Enlil´i desteklemektedir. Nabu, roket alanını kuşatınca, Büyük Anunnaki nükleer silahların kullanılmasını onaylar. Nergel ve Ninurta, roket alanını ve asi Canaanite kentlerini nükleer güçle yok ederler.

    – MÖ 2023: Rüzgarlar, radyoaktif bulutları Sümerler´in üzerine taşır. İnsanlar ve hayvanlar korkunç bir ölümlerle ölürler. Sular zehirlenir ve toprak verimsiz hale gelir ve Büyük Sümer uygarlığı sona erer.

    Inanna´ye Övgü

    Kutsal bir varlık, berrak gökte yapayanlız,

    Bütün insanlar ona yönelik,

    Tatlı bir merakla, göklerin merkezinden bakıyor,

    İnsanlar Kutsal Inanna´dan önce gösteriş yapıyordu,

    Akşamın kutsal kadını, yükseklerdeki Inanna,

    Inanna, sana yaraşır övgüler sunuyorum,

    Akşamın kutsal kadını, ufkun ötelerinde,

    Gün batarken en parlak yıldız, ışığı göğü dolduruyor,

    Akşamın kutsal kadını, cesaretle göklerden geliyor,

    Tüm insanlar gözlerini onun gözlerine yükseltiyor,

    Kutsal öküz boyunduruğunda onun için böğürüyor,

    Canavarlar, bozkırlarda yaşayan tüm yaratıklar,

    Şehvetli meyveli bahçeler, yeşil kamışlar ve ağaçlar,

    Derinliklerin balıkları ve göklerin kuşları,

    Inanna hepsine uykuyu getiriyor,

    Yaşayan yaratıklar ve insanlar önünde diz çöküyor,

    Seçilenler onun için zengin yiyecekler ve içecekler hazırlıyorlar,

    Inanna kendisini, toprakta yeniliyor,

    İnsanlar kutluyor,

    Onun sevgilisi genç adam aşk yapıyor,

    Tatlı bir merakla, göklerin merkezinden bakıyor,

    İnsanlar Kutsal Inanna´dan önce gösteriş yapıyordu,

    Akşamın kutsal kadını, yükseklerdeki Inanna,

    Inanna, sana yaraşır övgüler sunuyorum,

    Akşamın kutsal kadını, ufkun ötelerinde,

    “Kimliği bilinmeyen bir Sümer Ozanı”
      

    ANANA’NIN MISIR PAPİRÜSÜ

    ANANA-MISIR PAPİRÜSÜ-M.Ö. 1320 
  
Sevgili okurlar, 
  
Zor günler yaşadığımız ve yaşama dair çelişkiler içinde uğraştığımız bu zamanda, sizlerle bundan takriben 3.330 yıl gibi, İnsanlığın, birçoğunun, “Taş Devri” olarak adlandırılan zamanlarındaki, belki de çoğunuzun zaten aşina olduğu bu müthiş düşüncelerini paylaşmak istedim.Umuyorum sizlerin zihninde geçmişin farklı bir perspektifini canlandırıp çok daha farklı düşünceler yaratacaktır.Anananın kim olduğuna dair özet ve bilinen en yakın bilgi ile yazıya devam ederek O çok önemli ve derin bir içeriğe sahip “Papirüsü” birlikte okumaya devam edeceğiz. 
  
Anana Mısırda, 19.Hanedanın kurucusu Firavun I.Seti veya namı diğer I.Ramsesin (yaşamı M.Ö. 1365-1279) son dönemlerinde ve özellikle Ramses I’in oğlu II.Seti veya II.Ramsesin  (yaşamı M.Ö.1303-1213) ilk zamanlarında Saray baş katibi ve Kraliyet baş danışmanı olarak yaşamıştır.(Not:Bu tarihler konusunda tarihçiler arasında tam bir birlik yoktur ve tarihler halen çelişkisini muhafaza etmektedir.) 
  
Papirüs Metni, 
  
“Şahit olun! Bu tomarda yazmıyormu? Okuyun, ey siz Tanrıların okuma becerisi verdiği kişiler, henüz doğmamış günlerin neler getireceğini okuyun. Okuyun, siz geleceğin çocukları ve geçmişin, sizden çok uzak aynı zamanda (da) aslında çok yakın gizemlerini okuyun. 
  
İnsanlar yalnızca “bir kere doğmaz”  ve ölünce de burayı sonsuzca terk etmezler.Her zaman bu Dünyada olmasa da, birçok kereler, birçok yerlerde yaşarlar.Bu yaşamlar bir “Karanlık” perdesiyle birbirinden ayrılmıştır. 
  
Kapıların açılacağı ve başlangıçtan itibaren (kendi) ayaklarımızla girdiğimiz bütün (bu) odaları (yaşamları) gözümüzün önüne sereceği gün gelecektir. 
  
Dinimiz (bize) Ebediyen yaşadığımızı öğretir.Şimdi, sonu olmayan Ebediyetin başı da olamaz, (çünki) o bir dairedir.O halde eğer biri doğruysa, yani yaşamaya devam edeceğimiz, o taktirde diğerinin de doğru olması gerekir, yani hep yaşamakta olduğumuz (olan).(Geçmişte de yaşadığımız). 
  
Rahiplerin İnsanların düşüncelerini buz kalıpları gibi dondurmadığı ve onlardan, binlerce Tanrıya tapınaklar inşaa etmediği  “eski” günlerde, birçok kişi bu “akıl yürütme” nin doğruluğuna sahip çıkıyordu ve dolayısıyla “Tek bir Tanrı” dan başkasının olmadığına da. 
  
İnsanların gözlerinde Tanrı birçok “Yüzler” alır ve her biri de yalnızca kendi gördüğünün “Gerçek Tanrı” olduğuna yemin eder.Ancak hepsi yanılır, çünki hepsi de haklıdır. 
  
Bizim Ka’larımız, (Karmalarda kazanılan deneyim benlikleri) ki bunlar bizim gizli kalmış benliklerimizdir, kendilerini bize çeşitli yollarla gösterirler.Her İnsanın varlığında saklı olan “Sonsuz Bilgelik” kuyusundan (Akaşik kayıtlar-yzn.) çektiğimiz damlacıklar bize gerçeğe bir göz atma şansı tanırlar, çünki talimatla gelen, bizlere “şaşırtıcı işler yapma” kuvveti  onlardadır. 
  
Ruh hakkında bedenle, ya da Tanrı hakkında (onun) eviyle hükmedilmez. 
  
Mısırlıların “Bok Böceği”, Tanrı değildir.yalnızca Yaradanın bir “Amblem” idir (temsilidir), çünki o, küçük bir çamur topağını ayakları arasında yuvarlaya yuvarlaya götürür ve onun içine yumurtalarını bırakır.Tıpkı Yaradanın, yuvarlak olduğu anlaşılan Dünyayı döndürmesi gibi ve orada hayat meydana gelmesine yol açtığı gibi. 
  
Bütün Tanrılar Dünyaya sevgiyi armağan ederler, sevgi olmasa (bu) Dünya devam edemezdi.Benim inancım bana hayaın ölümle sona ermediğini ve bu yüzden “Hayatın Ruhu olan Sevgi” nin, hayat sürdüğü sürece süreceğini, belki sizinkinden bir parça daha açık öğretiyor. 
  
Bu görünmez bağın gücü (sevginin gücü), Dünya öldükten çok sonra bile iki Ruhu birbirine bağlayacaktır. 
  
Eğer çok sevdiğiniz birisini kaybederseniz, rahat olun.Ölüm yalnızca onu uyutan bir “Dadı” dır, hepsi budur ve sabah olunca, başlangıçtan beri kendisi ile beraber olanlarla birlikte (Aileyle) yeni bir günde yoluna devam etmek üzere uyanacaktır.” 
  
Ve bütün bunları günümüzden 3.330 yıl önce yazan baş katip ve danışman Anana bir diğer Papirüste şöyle devam ediyor. 
  
“İnsan birçok kereler doğar, ama geçmiş hayatları hakkında hiçbirşey bilmez; yalnız bazen bir “Gündüz Düşü” (Dejavu) ya da aniden zihnine gelen bir “Düşünce” onu geçmiş yaşamlarındaki bir sahneye götürebilir.Bu sahne ona tanıdık gelse de, onun ne zaman ya da nerede yaşandığını zihninde belirleyemez.Buna karşılık sonunda, tüm geçmiş hayatları kendilerini (bir gün ona) ifşa edeceklerdir. 
  
Bir Enkarnasyonda bir arada olan Ruhların, bir diğer Enkarnasyonda tekrar bir araya gelmeleri ve bir mıknatıs tarafından çekilircesine birbirlerine yaklaştırılmaları çok muhtemeldir, fakat bunun nedenini bilmezler.” 
  
Değerli okurlar, günümüzden binlerce yıl öncesinde İnsanlığın bir çoğunun sahip oldukları düşünceler ve Din ile, bu günün İnsanoğlunun sahip olduğu düşünce ve Dinin ve onların yansıttığı eylemlerin yorumunu sizlerin derin anlayışınıza bırakıyorum, kuşkusuz mantığınızın ve kalbinizin işbirliği Ruhunuzda bunun doğru yorumunu yansıtacaktır… 
  
Süleyman Kaya, 
  
Farkındalığın “Aydınlık” ışığında sevgi, huzur ve uyumla… 
  
Kaynak: Kayıp Kıta Mu-James Churchward (1851-1936)-Bölüm; insanlığın İlk Dini (Bu kitap Atatürkün okuyup üzerinde notlar aldığı ve ilk baskısı 1926 yıllarında yapılan kitaptır-Ege Meta Yayınlarına bu eşsiz değerdeki kitabı bizlere kazandırdığı için sizlerin nezdinde an azından kendi adıma teşekkür ederim.) 
 

    Beğen

    • Tanrı ile sohbeti okumaıdm ama okuyan arkadaşlarımdan çok olumlu tepkiler aldım. Bilgi kitabını okudum ve başlarda içerdiği bilgilere temkinli yaklaşsam da her geçen gün özellikle bilimin bilgi kitabındaki bilgileri doğrulaması dikkatimi çekti. Özellikle evrenin işleyişine ve galaksimize, güneş sistemimize dair aktarılan bilgiler ve bahsedilen büyük ve küçük döngüler dikkatle incelenmeli. Bilgi kitabı gibi ülkemizde ve tüm dünyada yayınlanan kitap ve çeşitli dökümanların pek çoğunu okudum ve ortak noktaları bu döngüler meselesi. Hin mitolojisi insanlığın, dünyanın geçirmekte olduğu bu döngüler üzerine kuruludur o nedenle dikkatimi çok cezbeder. Tüm bu yayınlanan belgelerde sürekli bir beklenti yayma çabası var tek kişisel olarak rahatsız olduğum mesele budur. 2012’yi nasıl atlattık biliyorsunuz… Bazı arkadaşlarım 2012’de bir şeyler oldu diyor yani değişim, paradigma kayması başladı diyorlar ama mesela tüm bu yayınlanan belgelere bakınca benim beklentilerim daha büyüktü ve bir miktar hayal kırıklığına uğramadım değil… Ama halen güncel şekilde yayınlanan kanallama mesajları vb. kitaplar geliyor geliyor diye çığlıklar atıyorlar… Gelmeyen bir şeyi bekler gibi hissetmeye başladım kendimi ve şahsi olarak bir şeyleri beklemeyi bıraktım. İnsan ancak kendine yardım edebilirç Bu bağlamda bahsettiğiniz kitapların kişisel gelişim yönlerini kendime alıp yaratılan beklentiden etkilenmemeye çalışıyorum. Size de tavsiye ederim.

      Beğen

    • Ramthanın başka kitaparını okudum ruh eşler vs. Ama beyaz kitabı okumadım. Genel olarak Ramtha serisi hakkında konuşmam gerekirse, pek çok kanallama metni okudum internet ortamında ya da basılı medyada… Kanallama mesajları çok güzel mesajlar iletiyorlar ama pompaladıkları “artık çok yakın her şey değişmek üzre, yükseliş başladı” mesajlarına temkinli yaklaşıyorum. Şöyle temkinli yaklaşıyorum evet hepimiz yükselişi istiyoruz filan ama acaba umut vadetmek, umut “satmak” ne kadar doğru… 2012 süreci malumunuz… Bunlar kişisel fikirlerim çünkü beklenen şey geldi gelecek tarzı yaklaşımlar beni çok olumlu etkilemiyor. Çünkü insanları bir şeyleri bekletmeye iten açılımlardan hoşlanmıyorum. Hep bir mesih bekliyoruz. Ya kurtarıcı biz isek? Ramtha da belki bunu söylüyor ama insanlar her zamanki gibi yanlış anlıyorlar. Ve gene kişisel olarak şunu istiyorum, daha somut bilgiler lazım… Ben kanallama mesajlarından yeni bir şeyler öğrenemiyorum. Kadim ezoterik kaynaklar ve bilim hali hazırda bana bir sürü yeni şey öğretiyorlar eş zamanlı. Ama birisinden direkt mesaj aldığını iddia eden birinden daha somut, kitaplarda yazmayan bilgiler beklerim.

      Beğen

      • Haklısınız bir çok açıdan, günümüzde bilgiye ulaşmak için kaynak ve içeriği sorgulamak ve üzerine düşünmek önemlidir. Ramtha’nın Beyaz kitabı 1986 daki oturum konuşmalarından alınmıştır. İçerdiği bilgileri bilimsel açıdan kanıtlamak, insanlığın şu an ki bilinç ve bilgi seviyesine göre imkansızdır. Lucy’i izleyip analiz ettiğinizi biliyorum. Mesela o, kademeli olarak beynin bizim hiç kullanmadığımız bölümlerini teker teker açarak insanın gerçek potansiyelini gözler önün serer. Ve sonuç; o her şey olmuştur. Süreklilik içinde sonsuzluk. İşte Ramtha da bundan bahseder. Piyasada şu an çok farkındalık kitabı vardır ve genelde hepsi aynı şeyi söyler dediğiniz gibi :) Ancak şunun idrakı çok önemlidir; insanın bir mesihe ihtiyacı yoktur çünkü kendisi bir mesihtir. Size sizden daha somut bir kanıt sunulamaz. İnsanlığın içine dönüp bakması gereklidir. Asıl uyanış ve yükseliş böyle başlar. O yüzden istediğiniz kadar araştırın ve kanıt arayın, nihai gerçeğe zaten sahipsiniz. Nereden mi biliyorum? 2 gün önce ve daha önceleri edindiğim deneyimlerden. Sadece tüm sınırlamalar ve korkulardan arındığımızda ”Ol”abiliriz. Benim size sorum şu; kim olduğunuzun biliyor musunuz? ve matrixten çıkmayı başardınız mı?

        Beğen

        • Blogumun sloganı gördüğünüz üzere “Nosce te Ipsum” yani ben kimim… Kendini bulma yolculuğu fırtınalı bir deniz yolculuğu gibi… Çalkantılarla dolu. Kendimi aramak sınırlarını keşfetmekle başlıyor. Ondan sonraki aşama o sınırları aşmak. Ben de bu aşamadayım ama alamayınca sınırlarımı daha çok kayboluyorum. Özetle kim olduğumu henüz bulamadım ve matrixten de çıkamadım. Bu, felçli olmak gibi bir şey. Sebebi biliyor ama değiştiremiyorsun. Matrixi biliyor ama içinden çıkamıyorsun. Çıkamıyorum en azından ayak uydurayım diyorsun, o da olmuyor. Özetle yol çetin…

          Beğen

          • Çetin… Ancak eğer öyle olduğunu düşünürsen öyledir, realitedir. Belki de öyle basit bir çıkış var ki karmaşıklığa ve zorluğa alışkın mekanizmamızdan dolayı göremiyoruz. Ben sınırları keşif aşaması ile onları aşma kısmını birleştirmiş durumdayım. Tüm yaşam sadeliğin ihtişamıyla donatılmışken yolun bu kadar çetin olduğunu düşünmek temel korkulara ve sınırlara dayanır bence ne dersin? Şöyle düşünmek gerek bazen, kendini bulmak için önce kaybetmen gerek derler ama çok azı zaten sahip olduğunu söyler. Bir kere bu yola girmişler olarak ayak uyduramayız, eskisi gibi de olmak mümkün değildir. Şu an bilginin deneyimini alan hiç kimse masum değildir dolayısıyla matrixten çıkmaktan başka yol yoktur. Ramtha’dan çok sevdiğim bir kısım var; bir şeye inanmak ona gücünü teslim etmek ve varsayımla yaşamak demektir. O yüzden hiçbir şeye inanma sadece bil. Bildiğinde özgürleşir,aradığın her şeyi bulur ve aydınlanırsın.

            Beğen

            • Evet, yukarıda da isimlerini yazdığım bazı kitaplarda da ve antik literatürde de bahsi geçen bir prensip vardır; sizin de ışık tuttuğunuz gibi, bir kere bu yola girip yasak elmadan yiyip bilgiye erişince bir daha eskisi gibi olamamak… Basitleştirme hakkındaki görüşlerinize de katılıyorum, korku tespitinize de katılıyorum ama inanma sadece bil kısmını sorguluyorum. Belki de inanç eksikliğimiz yüzünden matrixten çıkamıyoruz. Bilmek benim için kolay. Ama inanmak… Gerçek anlamda inanmak… Size bir anektod anlatayım. Blogumdan bana ulaşan biri bana pek çok soru sordu, ben de okuduklarımdan ve kendi düşüncelerimden soruları yanıtladım ve benden yanıtlar aldıkça açılımlar yaşadı. Şu an farklı boyutlardan bilgi alan, hiçliği yaşayan biri üstelik hiç kitap okumamış, bu konularla ilgilenmeyen biri. O da bsitlikten bahsetti yaşadığı açılımlar ve yüksek boyutlarda elde ettiği deneyimlerden. Peki onca bilgi beni daha mı basit düşünmeye iter yoksa bir sürü düşünceye mi… Hayatımdan pek çok saf zihne sahip yani bilgi meyvesinden yememiş ama hem matrixe uyum sağlamış hem de matrixten çıkış kapısına yaklaşmış insan geldi geçti. Ben ne matrixte bir adım ilerleyebiliyorum ne de anahtarcıyı bulabiliyorum. İşin ironisi ise anahtarcı benim pek çok başkaları için. Terzi kendi söküğünü dikemez hesabı… Ben de bu misyonumu kabullendim. Belki bir karma temizleniyordur.

              Beğen

  2. Onca bilginin farkındalık getirdiğini düşünüyorum. Ve ne zaman farkındalık gelse, o konuda yanıtlar alınmış demektir. İnanmak meselesi de hassas konulardan birisi aslında. O yüzden temkinli yaklaşmak yanlış olmaz. Benim demek istediğim her birimiz artık kendi yolumuzu bulmaya başladık ancak hala bir pusula arıyoruz çünkü şüphelerimiz, korkularımız ve sınırlarımız var. Test etmeden ve sınırları zorlamadan da özgürleşmek mümkün değilken sizce tek başına inanç yeterli mi? Bana göre bir şeye inanmak riskli çünkü neredeyse tüm enerjinizi ona aktarıp bir şeyler bekliyorsunuz demektir. Deneyimlerim doğrultusunda bu durum beni endişelerden uzak tutup güven verir gibi görünse de şu an fark ediyorum ki en sağlam sınırlarımı oluşturanlar da onlarmış. O nedenle inanamıyorum hiçbir şeye.. Sadece hissetmeye ve bilmeye izin veriyorum. Kendimi daha fazla dinlemeye başlıyorum çünkü diğer anahtarcılar yeterli veya doğru gelmiyor. İşte bu da bir sınırlama: Terzi neden dikemesin? Tüm bu sınırlı düşünceler bizi bu hale getirenler zaten. Temizlemeniz gereken zihniniz ve yargılarınız, karmanız değil. Çünkü yanlış olan hiçbir şey yapmadınız ve uyanmak dışında yapmanız gereken bir şey yok. Uyanmakta kutsal bir yoldur ve ancak sevgiyle gerçekleşir. Sevgi ve kabullenme. İlla temizlenecek bir şeyler varsa bu zihinlerimiz ve kalplerimizdir. Belki de sadece kalbimizin sesini takip edip mutlu olmamız gerekiyordur. Şimdi söyleyin Zamanın ötesi, hala ilerleyemiyor musunuz?

    Liked by 1 kişi

    • Kalbimin sesini dinleyip kendimi akışa bırakmayı öğrendim manevi alemde. Maddi dünyada ise bunu tam manasıyla henüz gerçekleştiremedim. Diyeceksiniz ki bu ayrım niye… Maddi alemle manevi alemi ayıran bir çizgi mi var… Mesele de bu zaten. 6 rakamı yer ve göğün birleşmesi demektir. Bir 6 olarak ben de bu iki alemi birleştirme çabasındayım. Elbette içimde birleştirme. Bu olduğunda artık gerçek anlamda bütünü görebileceğim. Basitliği ve mükemmelliği görebileceğim. Hiç mi ilerlemedim? İlerledim ama ikiliğin içinde ayrı yollarda ilerledim. Artık bu iki yolu teke indirme zamanı. Bunun için de sizin de dediğiniz gibi daha çok içe dönmem, kendimi dinlemem gerek. Kalp ve zihni barıştırmam gerek. 1927 yapımı, sanayi devriminin daha çocukluk döneminde yapılan ama toplumsal ayrışmaya çok ciddi göndermeler yapan Metropolis filmi aklıma geldi… Söz konusu ayrışma aslında benliklerde de yaşanmıştı… Finali şu sözlerle biter: “Ayaklarla başın birleştiricisi kalp olmalı.” Matrix ile özün birleştiricisi de kalp olmalı ve bana çokça söylenen, işaret niteliğinde şu sözü idrak edip yaşayabildiğimde asıl ilerlemem gerçekleşecek: “Kalbinle düşün”

      Beğen

  3. :) mistik ruhun size sorduğu soruya katılıyorum zamanın ötesi… belki sadece kalbimizin sesinizi dinleyip mutlu olmamız gerekiyor. :) hiç mi ilerlemediniz? kendinize haksızlık etmeyin ve başkaları ile karşılaştırmayın.

    Sizde çok iyi biliyorsunuz ki herkesin yolculuğu kendine has ve özel. Rehberimiz bazen başkası, bazen kendimiz ama özde sevgi. Terziler gelir geçer hayatımızdan ama aslolan kendi içimizdeki büyük sevgi. ben bilgi ve inancın elele olduğuna ve saf sevgide buluştuğuna inanıyorum. Kendimize kendi fenerlerimizi tutup kendimize doğru yolculuğumuza devam kalbimize, özümüze, ışığımıza…

    Liked by 1 kişi

  4. 90 yılından beri bu aydınlanma tekamül etme yükseliş konularıyla ilgileniyorum.okudukça zihin açıklığı yaşayacağıma aklım daha da karışıyor.yine de arayış içindeyim.sürekli okuyor araştırıyorum.
    ulaşmak istediğim nokta anda oldurmak herşeyi basitçe yapmak.tabi koşulsuz sevgiyle ..bu kadar zor bu kadar güç olmamalı çok basit olmalı ama nedir bu basit şey bir bulsam ah bir bulsam.bazen sadece niyet et diye geçiyor aklımdan yada içses diyor bunu.onu da yapıyorum.niyet ediyorum.osun artık çoktan niyet ettim bile..kırmızı çember sitesinde siz zaten oraya ulaştınız diyor.şuan yaptığımız ulaşma sürecini yaşıyor olmamızmış.güçleştirmek yada basitçe ilerlemek seçiminize bağlı diyor.
    acaba ulaştığm yerdeki ben i şuanıma davet etsem bunun nasıl olduğunu neye benzediğini bana anlatır mı .herşeyden önce çağırsam gelir mi?
    svg,syg,

    Beğen

    • Hoşgeldiniz :) Benim de ulaşmaya çalıştığım şey sizinkiyle aynı ve evet kabala da tasavvuf da ve nice öğretiler hep zaten ulaştınız, farkında değilsiniz derler. Tüm hayat zaten durmakta olduğunuz yerin farkına varılabilmesi için denir… Kimileri hiç çaba sarfetmeden farkına varır bunun. Bir sabah uyanır ve aydınlanmıştır. Kimileri de ömrünü çalışmaya adar ve başarır. Kimisi 15 yaşında kimisi 85 yaşında aydınlanma deneyimini yaşar. Ben de sizin gibi çok zorlayanlardanım ama bu aralar zorlamayı bıraktım. Akışta olmaya çalışıyorum. Her şey tam olması gereken zamanda ve mekanda oluyor. Kimileri diyor ki herkesin belirli bir olgunluk yaşı var, deneyimlemesi gereken şeyler var onları deneyimlemeden olmaz… Belki de durum budur. Aynı öğretiler der ki bir şeyi isteyip sonra da unutmak gerek. Belki de biraz nadasa bırakmak, unutmak gerek… :)

      Beğen

Burası senin için, lütfen soru ve düşüncelerini yaz :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s