Kaç yaşındasın?
Bu soru sorulduğunda, doğduğun günden bugüne geçen seneleri sayarsın. Oysa bu sayı, içinde yeniden ve yeniden doğan senlerin ne kadarını anlatabilir?
İlk kez yaratıcı yanını keşfettiğinde kaç yaşındaydın? Gerçek anlamda ilk kez “görünür” olduğunda? İlk kez sevdiğinde kaç yaşındaydın? Acıdan kendini kaybedip yeniden doğacak gücün içinde var olduğunu keşfettiğinde ve yeniden doğduğunda? Zamanın ve mekanın ötesinde bir deneyim yaşayıp başkalarına ve evrene bir daha aynı gözlerle bakamadığında kaç yaşındaydın?
Bedeninle aynı gün doğmamış yanların var. Bazıları çocuklukta beliriyor. Bazıları yıllarca bekliyor. Bazılarıysa varlıklarını ancak hayat seni hiç bulunmadığın bir yere getirdiğinde hissettiriyor. Kimi doğum, sancısıyla geliyor, kimi hazzıyla. Belki doğum, hayatının başlangıcında olup bitmiş bir olay değildir. Belki yaşam, her an doğmak ve bunun farkında olmaktır.
Her majör deneyim, hayatının içindeki bir mihenk taşı olabiliyor. Her biri senin yeniden doğduğun doğum günün, üstelik bu sefer ilk doğum gününden farklı olarak, doğumunun farkında olduğun gün. Kendinde var olduğunu bile bilmediği bir şeyi keşfettiğin o anlardan birine git. Bu keşif, seni daha önce hiç olmadığın birine dönüştürürken tuhaf bir şekilde seni kendine ÖZ‘üne yaklaştırır. Sanki hem yeni bir insan olmuşsundur hem de çok eski bir tanıdığa kavuşmuşsundur. Hiç olmadığın birine dönüşürken zaten olduğun kişiyi bulman nasıl mümkün olabilir?

***
Diyelim ki on sekiz yaşındasın.
Yalnızlığın dibini gördüğün bir zamanda (yalnızlık yaratıcılığın tetikleyicisidir), bir öğleden sonra, nedenini tam olarak bilmeden eline bir fırça alıyorsun. Tuvalin karşısına geçiyor ve resim yapmaya başlıyorsun. Ortaya çıkardığın eser belki kimsenin ilgisini çekmeyecek. Belki teknik açıdan bir sürü kusuru var. Hatta yıllar sonra baktığında onu biraz acemice bulacaksın.
Ama o gün önemli bir şey oluyor.
Resmin bittiğinde tuvale bakıyorsun ve sana ait bir şeyin ilk kez senin dışında var olduğunu görüyorsun.
Daha önce hiç deneyimlemediğin bir haz duyuyorsun. Bu, yalnızca güzel bir resim yapmış olmanın mutluluğu değil. İçindeki yaratıcı yanın keşfi, bir şeyi yoktan var edebilmenin, zihninde var olanı dünyaya taşıyabilmenin sarhoşluğu.
O güne kadar resim yapabilen bir insan olduğunu bilmiyordun. Dahası, yaratmanın sana bu kadar büyük bir haz verebileceğini de bilmiyordun.
Oysa şimdi biliyorsun.
On sekiz yaşında, içinde yeni bir insan doğdu. Bir yaratıcı.
Ama bu insan gerçekten o gün mü ortaya çıktı? Yoksa sen onu o güne kadar hiç tanımamış mıydın?
Belki de doğmak, bazı durumlarda ilk kez var olmak değil, ilk kez görünür olmak demektir.
***
Yirmi üç yaşında başka bir şey oluyor.
Herkesin senden beklediği hayatla senin yaşamak istediğin hayatın aynı olmadığını fark ediyorsun. Belki ilk kez kendi kararını veriyorsun. Sonucu belirsiz bir yola giriyorsun.
O gün yalnızca yeni bir yol seçmiyorsun. Başkalarının beklentileriyle şekillenmiş (Nature – Nurture Çatışması) bir benliğin dışına çıkıyorsun.
Yirmi üç yaşında başka bir sen doğuyor.
***
Sonra yirmi sekiz yaşına geliyorsun.
Birini seviyorsun. Öylesine değil, varlığını kendi varlığının içine yerleştirecek kadar. Geleceği onunla düşünüyorsun. Bazı şarkıları, sokakları, hatta kendini bile onun üzerinden anlamlandırıyorsun.
Sonra bir gün gidiyor.
Bunun nasıl bir acı olduğunu sana anlatmama gerek yok. Biliyorsun.
Günler geçiyor. Haftalar, aylar… Kendini tanımakta zorlanıyorsun. Daha önce hiç karşılaşmadığın karanlık bir yanınla tanışıyorsun.
Bir sabah uyanıyorsun.
Herhangi bir sabah. Güneşin doğuşunda özel bir şey yok. Sokaktan her zamanki sesler geliyor. Dünya senin için durmamış, insanlar hayatlarına devam ediyor.
Ama senin içinde bir şey değişmiş.
Artık onu düşünmeden kahvaltı edebildiğini fark ediyorsun. Üstelik bunu fark ettiğin için suçluluk da duymuyorsun.
Kaybettiğin insanla birlikte kendinden de bir şey eksilmişken, o eksikliğin içinde hiç tanımadığın başka bir yanın ortaya çıkıyor. Kendini, bir başkasının varlığına ihtiyaç duymadan yeniden hissediyorsun, yeniden tanıyorsun.
Yirmi sekiz yaşında bir kez daha doğuyorsun.
Bu kez doğumun bir şey kazanarak değil, bir şey kaybederek gerçekleşiyor.

***
Şimdi otuz üç yaşındasın.
Bir gece, daha önce hiç deneyimlemediğin bir şey yaşıyorsun.
Belki doğanın ortasındasın. Belki müzik dinliyorsun. Belki bir meditasyon sırasında ya da sıradan bir yürüyüşün ortasında, herhangi bir hazırlığın olmadan gerçekleşiyor.
Birdenbire kendini bedeninin sınırlarının ötesindeymiş gibi hissediyorsun.
Zamanla kurduğun ilişki değişiyor. Birkaç saniye sonsuzluk kadar uzun, birkaç saat tek bir an kadar kısa geliyor. Kendini çevrendeki her şeyden ayıran o görünmez sınırın silindiğini hissediyorsun.
Böyle bir deneyime vecd, mistik deneyim veya değişmiş bilinç hâli diyebilirsin. Yaşadığın şeyin nörolojik bir açıklaması olabilir. Belki de senin için açıklanamaz bir tarafı vardır. Deneyimin ne olduğundan ziyade, sonrasında senin kim olduğun daha kıymetli.
Çünkü o andan sonra gerçeklik dediğin şeyin, şimdiye kadar algılayabildiklerinden ibaret olmayabileceğini düşünmeye başlıyorsun.
Kendi varlığının bile sana sandığından daha yabancı olduğunu fark ediyorsun.
Otuz üç yaşında yeniden doğuyorsun.
Bu sefer yeni bir yetenek ya da dayanıklılık keşfetmiyorsun. Varlığını deneyimlemenin yepyeni bir biçimiyle karşılaşıyorsun.
Ve hayatın boyunca evren, yaşam ve kendin hakkında bildiğini sandığın şeylerin ne kadar küçük bir alana ait olduğunu anlıyorsun. Bazen insan kendisini bulmak için önce kendisini sandığı kişiyi kaybetmek zorunda kalıyor.
***
Ve otuz sekiz yaşına geliyorsun.
Bir gün, nedensizce geçmişini düşünmeye başlıyorsun. On sekiz yaşında ilk resmini yaptığın günü, yirmi üç yaşında kendi yolunu seçmek için gösterdiğin cesareti, yirmi sekiz yaşında bir ayrılığın ardından yaşadığın o korkunç boşluğu… Otuz üçünde kendine itiraf edebildiğin gerçekleri ve sonrasında yaşadığın bütün o açıklanamaz deneyimleri.
Her birinde başka birine dönüştüğünü hatırlıyorsun.
Ama garip bir şey fark ediyorsun. Bu insanların bazıları birbirini hiç tanımıyor. On sekiz yaşındaki o heyecanlı yaratıcı, yirmi sekiz yaşındaki kırgın insana oldukça yabancı. Yirmi üç yaşında her şeyi geride bırakabilecek kadar cesur olan sen, başka bir yaşında bir insanı kaybetmemek için kendinden vazgeçebilecek kadar korkak olabiliyor.
Hangisi sensin?
Bu kez yeni bir yeteneğini keşfetmiyorsun. Birini kaybetmiyor, sıra dışı bir deneyim yaşamıyorsun. Yalnızca hayatın boyunca dönüşmüş olduğun bütün o insanları ilk kez aynı anda düşünmeye çalışıyorsun.
Ve onları tek bir hikâyenin içinde birleştirmek istiyorsun. Çünkü onlar temelde başkaları değil, hepsi de sensin.

Başlangıçta bunu yapabilmek için aralarındaki çelişkileri çözmen gerektiğini düşünüyorsun. Cesur olanla korkağı, sevenle vazgeçeni, inananla şüphe edeni uzlaştırmak istiyorsun. (Oz Büyücüsü)
Sonra bir şey anlıyorsun.
Belki de bütün bu insanların birbiriyle anlaşması gerekmiyor. Belki her biri, senin başka bir ihtimalini yaşamıştı. Hiçbiri tek başına seni tanımlamaya yetmiyordu ama hiçbirini dışarıda bırakarak da kendini tamamlayamazdın.
O gün geçmişindeki hiçbir şeyi değiştirmiyorsun. Yalnızca yaşadığın bütün hayatları, bütün doğumlarını, bütün eski benliklerini ilk kez birbirine ait görüyorsun.
Otuz sekiz yaşında yeniden doğuyorsun.
Ama bu kez içinde yeni bir insan ortaya çıkmıyor.
Bu kez, içinde daha önce doğmuş bütün insanlara yer açıyorsun. Kabul ediyorsun…
Ve belki de ilk kez, kendini tek bir kişi olarak tanımlamak zorunda kalmadan bütün hissediyorsun.
Belki insanın özü, değişmeyen bir kimlik değil; içinde taşıdığı bütün mümkün insanların toplamıdır.
Belki de hayat, bu ihtimallerin bazılarıyla tanışma fırsatıdır.
İşte o zaman doğumun neden yalnızca bir kez gerçekleşmediğini anlayabiliriz.
Oysa belki de doğum gününde sorman gereken soru, ne kadar zamandır hayatta olduğun değil.
İçinde henüz yaşama fırsatı bulamamış kaç insan olduğu.
Çünkü takvim sana her yıl bir yaş daha verebilir.
Ama yalnızca yaşayacağın bir deneyim, henüz tanışmadığın bir seni dünyaya getirebilir.
Peki kaç yaşındasın? Daha doğrusu… Sen kaç yaşında doğdun? 🙂
Zamanın Ötesi sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
