Tekillik

Kara Delik

İnsan, hayvanla üst-insan arasına gerilmiş bir iptir, uçurum üstünde bir ip…                        Friedrich Nietzsche –  Böyle Buyurdu Zerdüşt

Paradokslar… Tekilliği anlamak için daha önce hiç tanışmadıysanız öce sizi paradokslarla tanıştırmamız gerek. Paradokslar çok farklı şekillerde olabilir, bunlardan en ünlüleri hareket ve zamanla ilgili olan paradokslardır. Milattan önce 400 lü yıllarda yaşamış Elealı Zenon’un Zenon Paradoksları hareketin gerçekte var olmadığını, bir ilüzyon olduğunu ifade etmek için ortaya atılmış paradokslardır:

Diktomi Paradoksu:

A kişisinin d noktasına gitmesi gerektiğini hayal edelim. Fakat d’ye gitmeden, önce d’ye olan mesafenin yarısını gitmek zorundadır. Fakat d’ye olan mesafenin yarısını gitmeden önce bu mesafenin çeyreğini gitmesi gerektir. Daha sonra çeyreği gidebilmek için sekizde birini gitmesi gerekmektedir; bu böyle devam eder.

A-\frac{d}{8}-\frac{d}{4}---\frac{d}{2}-------d

Sonuç olarak A kişisinin sonsuz sayıda mesafe gitmesi gerekir. Bu seride bir sorun daha vardır; her ilk mesafe aralığı ikiye bölünebileceği için gidilmesi gereken belirli bir ilkmesafe yoktur. Böylece bu yolculuğun bir başlangıç noktası yoktur, yani yolculuğa başlayamaz. Bu paradoks sonuç olarak belirli bir mesafenin yolculuğunun tamamlanamaycağını veya başlanamayacağını, böylece de her hareketin sadece bir ilüzyondan ibaret olacağını ifade eder.

Ok Paradoksu:

Yaydan çıkmış ve ilerleyen bir ok, zaman içindeki her anda belirli bir konumdadır. Eğer an belirli, tek bir nokta ise o anda okun hareket etmeye zamanı yoktur ve durağandır. Bu nedenle gelecek anların hepsinde de durağan yani hareket etmeyen şekilde olması gerektir. Böylece ok her zaman durağandır ve hareket etmez; hareket imkânsızdır.

Alıntı: Wikipedia

Bir de görsel paradokslar vardır. İnternette pek çoğunu görmüş olabilirsiniz. Pek çok karmaşık klişe görsel paradoks örneklerini bir kenara bırakın, sadece spiral sembolü bile çok etkileyici bir paradokstur. Spiralin oluşumu Dion Fortune’nin 1920’li yıllarda kaleme aldığı “Makrokozmik Öğreti” kitabında şu sözlerle anlatılır:

“Asıl dualite ‘uzay’ ve ‘hareket’tir. İlk hareket uzayda bir akımdı. Sizin için pek bir anlam taşımasa da bu ifadeyi kullanmak zorundayım. Tek söyleyebileceğim ‘uzay’ hareket ediyordu; okyanusun içinde bir su akıntısı gibi. Şimdi, uzay hareket ettiğinde garip bir özellik taşır: Sürtünme olmadığı için momentum kaybetmez, akmaya devam eder. Uzay hareket ettiğinde iki kuvvet iş başındadır: (a) Uzayın hareketine sebep olan kuvvet:uzayın momentum isteği; (b) O zamana kadar uzayın hareketini engellemiş olan kuvvet: uzayın atalet isteği. Her harekette bu iki faktör mevcuttur; fakat hareket arzusu, (daha güçlü olduğundan) atalet arzusuna üstün gelir ve atalet isteği, hareketi denetleyen bir unsur olarak kalır. Bunun sonucu olarak hareket hafifçe bir yana çekilir. Bu işlem her defasında tekrarlanır. Bu nedenle Kozmoz’da düz çizgi diye bir şey yer almaz. Her hareket, projeksiyonunda belli belirsiz bir eğri çizer; öyle ki, spiral bir yol takip ederek sonunda başlangıç noktasına döner.”

 Archimedean_spiral_8revolution Spiral sembolüne baktığımızda kendi içine doğru gitmekte olan bir nokta görürüz. Bu nokta giderek küçülen bir oval hareket sergiler. Öyle ki bir süre sonra çizdiği dairenin çapı yukardaki Diktomi paradoksunda olduğu gibi önce ilk dairenin önce yarısı sonra çeyreği sonra sekizde biri vs.. ve nihayetinde tek bir nokta yani kendisi kalana kadar sonsuza doğru ilerleyecektir. Noktanın içe doğru ilerlemekte olduğu mekanın boyutları nedri? Ne kadar küçültülebilir, ne kadar bölünebilir? Büyüklük ve küçüklük kavramları sonsuz mudur, küçüklüğün sonsuz büyüklükte olmasını nasıl yorumlamalıyız?…

İşte paradokslar düşünce kalıplarımızı daha üst boyutların kapı eşiğine kadar getiren olgulardır. 6 Boyutlu küp hayal edebilir misiniz? Ya da bir mercimek tanesinin içerisine koca bir evrenin sığdığını? Pencerenizden baktığınızda gördüğünüz ağaç aslında ufacık bir tohumdu. Peki bu ufacık tohum nasıl devasa bir ağaca dönüştü? Tohumun içerisinde nasıl bir potansiyel vardı ki kendinden kat kat büyük bir ağacı meydana getirdi? İşte tohum bile bir paradokstur esasen. Tekillik de böyle bir paradokstan başka bir şey değildir. İdraken imkansız ama bir ağacın büyümesi gibi her an gerçekleşmekte olan bir paradoks…

SphericalSpiral_700

Tekillik fizikte bir kara deliğin merkezinde gerçekleşen olaydır. Ölen bir yıldızın çekirdeği bazen o kadar ağır olabilir ki kütle çekiminden dolayı kendi kendisinin içine çökmeye başlar. Dünyanın kütle çekimi yüzünden dünyanın yörüngesine yakın geçen bazı küçük göktaşlarının dünyaya düşmesi gibi. Dünyayı bir arada tutan dağılmasını engelleyen de bu kütleçekimidir zaten. Ama bu kütle çekimi denge durumunu kaybedip çok ağırlaştığında uzayda sürtünme  olmadığı için madde kendi içine düşmeye başlar. Aynı spiral sembolündeki gibi içe doğru ilerlemeye başlar. Merkezde toplanan madde yapıyı daha da ağırlaştırdığı ve bu ağırlaştırma ivmeli gerçekleştiği için çekirdek giderek artan bir hızla kütle çekimini arttırmaya ve etraftan daha fazla maddeyi kendine çekmeye, düşürmeye başlar. Bunu bir mıknatıs gibi hayal etmenizde sakınca yok. Öyle bir noktaya ulaşır ki uzay-zaman dediğimiz yapı bu ağırlığı kaldıramaz ve deyim yerindeyse yırtılır. Çünkü Einstein’in teoremlerinden hatırlayın uzayda her kütle uzay zamanı aynı bir çarşaf gibi eğip büküyordu. Bu çarşaf belirli bir sınırdan sonra (E = mc2 ile hesaplanabilen bir sınır yani ışık hızı ile ilgili bir sınır) kütlenin yoğunluğunu kaldıramayıp yırtılıyor çünkü devasa yıldızın devasa çekirdeği tek boyutlu bir noktaya kadar büzüşüyor. Bu öyle bir büzüşme ki bir milimetreküp alanda bir katrilyon ton madde olduğunu hayal edin… Bir milimetreküp bile 3 boyutlu bir alanı ifade eder ama kara deliğin merkezindeki nokta tek boyutludur o nedenle tekillik denir. Işığın bile kara deliğin merkezinden kaçamadığını biliyoruz çünkü ışığın içinde yol aldığı uzay-zaman yırtılmıştır ve kaçak yapmaya başlamıştır.

   blackholes_singularity     wormhole

Tekillik genel ifade ile bir süreçtir. Bir şey bir noktadan başlar giderek hızlanır, ilerler ve artık daha fazla ilerleyemeyeceği bir noktaya vararak başlangıç konumuna geri döner. Spiral bunun en güzel örneği demiştik. Bir başka örnek bilgi üzerinedir. “Teknolojik Tekillik” ifadesi bunu anlatır. Edindiğimiz bilgi ve meydana getirdiğimiz teknoloji giderek artan bir hızla gelişiyor. Elektriğin keşfi ve ticarileşmesinden sadece 70 yıl sonra aya insanlı yolculuk yapılması (gerçekse…) ya da en azından uzaya çıkılmış olması kuşkusuz akıl almaz bir hızdır. Marsta koloni kurma projelerinin hayata geçmekte olduğu günümüzden 60-70 yıl öncesinde marsta kolonileşme üzerine bilim kurgu romanlarının yazılmış olması ise bilginin teknolojiden ne kadar daha hızlı olduğunu bize gösteriyor. Peki bu hızlanma yavaşlayacak ya da duracak mı? Hayır… Giderek artan bir hızla evren üzerine edindiğimiz somut bilgiler çoğalıyor ve teknolojimiz gelişiyor. Zero Theorem denen bir teoriye göre bu hız gelecekte öyle bir noktaya gelecek ki insanlık belirli bir anda artık maddeyi aşarak maddeden soyutlanacak ve edinebilecek tüm bilgilere sahip olacak. Bu konuda sümerler hakkında edinilen bilgi hızıyla ilgili bir araştırmaya göre 1940’larda sümerler hakkında yapılan arkeolojik araştırmalarda 1 yılda edinilen bilgi miktarı 1 birim iken 2000li yıllara gelindiğine 1 yılda bu medeniyet hakkında elde edilen bilgi miktarı 50 birime çıkıyor. Kuşkusuz bir müddet sonra sümerler üzerine elde edilebilecek arkeolojik veri kalmayacak ve sıfıra ulaşacak. Edinilebilecek tüm bilgiler elde edilmiş olacak. İşte insanlığın kümilatif ver elde etme ilerleyişi de bu hızda ve bu çok da uzun olmayan bir gelecekte pik noktalara ulaşabilir. Aynı ölmekte olan bir yıldızın çekirdeğinin son çırpınışlarında tüm maddeyi emip kendi tekilliğine çekmesi ve sonsuz küçüklük ve yoğunlukta “yok” olması gibi insan da çevresinden edindiği bilgileri emiyor ve bu bilgiler sayesinde kendi varlığını bir sonraki aşamaya aktarıyor. Ne amaçla? Daha fazla veri elde edebilmek için… O halde Lucy filmindeki önerme çok da yanlış sayılmaz. Evrimin tek amacı bilgiyi sonraki nesle aktarmak… Peki sonra

6a00d8341bf67c53ef01538e9106d1970b-800wi

Sonrasının gizemi gene ağacın tohumunda gizli. Ağaç yıllarca büyüyüp gelişerek çevresinden topraktan havadan sudan aldığı besinleri tohumuna aktarır. Ağaç bir gün ölür, tohumu yere düşer ve o minicik tohumdan yeni bir devasa ağaç çıkar. Spiral sembolüne geri dönüyoruz burada. Bir nokta tekillik olarak hareket etmeye başladı ve yine tekilliğe döndü. Oluşturduğu şey bir spiraldi ve bu da sonsuz döngüyü temsil eder. Sonsuz döngü tekillik gibi bir paradokstur ve tekilliğin çalışma prensibi sonsuz döngüdür. Sonsuzluğu anlamak o kadar da zor değil yani, sadece döngülerin anlamamız yeterli.

Kavramları zıddı ile açıklamak faydalı bir yöntemdir. Tekillik ya da singularity nin zıddı ikilik ya da dulaity dir. İkilik zıt kutuplar demektir. İyi ve kötü gibi… İyi tek başına iyi olamaz, iyiye iyi demek için kötünün olması gerekir. Yaşadığım yerde bir adam ve  ikiz oğulları vardı. Baba oldukça kötü bir adamdı, pek çok suçtan hapse girmişti. Oğullardından biri babasına özendi ve babası gibi oldu. Diğeri ise babasını görüp ibret aldı ve iyiliğe yöneldi. Zıt kutuplar birbirini meydana getirir aslında. Robin Hood masalındaki gibi… Kötülük yaparak hayır işlemek… Çünkü biri insan mutlak iyi ya da mutlak kötü değildir. Sürekli dönüşüm geçiririz. İyilik kötülüğe, kötülük iyiliğe sürükler ve sürekli döner dururuz spiral misali bu iki kutup arasında. Nereye kadar? İşte spiralin merkezindeki tekilliğe kadar… Yani iyi ve kötünün olmadığı, dualitenin ortadan kalktığı tekil varoluşa kadar. Çünkü tekillik tüm bilgiyi özümseme ve yoğurma, homojenleştirme aşamasıdır. Spiral sembolü aynı zamanda bir yoğunlaştırma sembolüdür. Varlığı, benliği, noktayı kendi merkezine doğru götürür. Bu notada artık ben ve sen yoktur, biz vardır. Teknolojik tekilliğin ön gördüğü gelecek de böyle bir ortak bilinç halidir. Günümüzde bilgisayar oyunları başa takılan ticari bir aparat sayesinde sadece düşünerek zihin kontrolü ile oynanabiliyor. Sonraki aşama bilincin bedenden çıkarak oyuna girmesi, bu konuda çalışmalar yapılıyor. Teknolojimiz geliştikçe ilgi edinme ve araştırma hızlarımız da artıyor çünkü normalde yıllar sürecek bir hesaplamayı bilgilsayarla mili saniyeler içinde yapıor, bilgisayar insanı hızlandırdıkça insan da bilgisayarı hızlanıyor ve bilgisayar hızı da bu nihai tekillik noktasına ulaşma konusunda iddialı görünüyor. Yani insan makineyi geliştirriken makine de insanı geliştiriyor, gene döngü…. Yapay zeka ile ilgili filmleri ve neden durmadan yapay zeka üzerine filmler yapıldığını bu gözle izleyin, irdeleyin artık. Nihai aşama ise bilincin bedenden tamamen soyutlanarak sanal bir ağ içerisinde yaşaması ve ölümsüzlük. Beden olmayınca ölüm de gerçekleşmeyecek. Bu teori şimdilik bir ütopya olsa da çalışmalar bu yönde ilerliyor. Bu olursa öngörülen o ki bilinci ortak ağa aktarılmış insanlar bir ortak bilinç deneyimi yaşayacaklar ve bu deneyime de tekillik adı veriliyor. Yani hepsi tek bir beden gibi hissedebilecek, veriyi anlık algılayabilecekler.

fc,550x550,navy

Evren de işte böyle bir tekillikten, bir tohumdan doğdu ve şu an genişlemekte, büyümekte. Evrenin kaderinde ya bir karadeliğin tüm evreni yutması ve tüm maddenin haliyle insanlığında bir kara deliğe düşmesi var ya da evrenin büzüşerek ilk haline geri dönmesi…. Bir kara deliğe, o mutlak tekilliğe düşersek ne olacağını bilmiyoruz. şahsi düşüncem o ki kara delikler bir başka boyuta açılan kapı olabilir çünkü fizik kanunları işlemiyor, bu 3 boyutlu evrene ait değil kara deliğin merkezi ve tekillik. Ama oluyor! İkinci olasılıkta ise evren genişlemesini durdurup büzüşecek ve o tekillik noktasına geri döneceğiz. Her halükarda tekilliğe düşüyoruz. Galaksilerin neden spiral şeklinde olduğunu da şimdi anlamışsınızdır. Her galaksinin merkezinde bir kara delik bulunur ve şu anda yüksek bir hızda güneş sistemimiz saman yolu galaksisindeki spiral yolunda bu kara deliğe doğru düşüyor. Yaklaşık 25.000 ışık yılı sonra buraya varacağımız hesaplanıyor. Yani her güneş sistemi dıştan içe doğru bir vorteks, bir yıldız kapısı… Her güneş sistemi, her gezegen, her birey bu semavi döngüye giriyor aynı semazenler gibi.  Yolun sonunda tekilliğe ulaşıyor ve kimbilir başka bir evrende ya da başka bir boyutta yeni bir döngüye, tekamül sürecine başlıyor…

Zaman da ikiliğin bir ürünü olmalı…. Zaman bile kaçamıyor çünkü kara deliğin merkezindeki tekillikten. Kara deliğin merkezinde zaman da yok çünkü. Duru görü çalışmalarında duru görürler aynı anda pek çok görüntü görürler zihinlerinde ve bu görüntülerinde hangisinin bir önceki ya da bir sonraki olduğunu kestiremezler. Aynı anda pek çok uzun süren görüntü görmüşlerdir. Anlatırken uzun süreli olayları anlatırlar ama gördükleri anda bu onlara bir saniye gibi gelmiştir. Aynı şey malum rüyalarımız için de geçerli. Ya da DMT belgeselini izlediyseniz DMT verilmiş ve 6 saat yarı komada kalmış denekler uyandıklarında kaç yıl geçti diye soruyorlar. Tekillik zaman kavramını eğip büküyor ve zamansızlık denen başka bir paradoksa yol açıyor. Nasıl 6 boyutlu bir küp hayal edemiyorsak zamansızlığı da hayal edemiyoruz yaşadığımız bu 3 boyutlu uzay-zaman içinde. Bazı derin meditasyon çalışmalarında o hale girilebilirse bunun hissedilebileceği yazılıp çizilir. Kendi deneyimlerimde bunu çok az, anlık da olsa belli belirsiz hissedebildim. Uzay boşluğunda bedensizce ağırlıksız asılı olmak ve zamanı unutmak diye tarif edebilirim. Daha önce zaman algısı üzerine yazdığım yazıda zamanı nasıl saatlere takvimlere böldüğümüzü ve algıladığımızı tarif etmiştim. Zaman aslında yoktur demeyeceğim size, çünkü bu boyutta bizim perspektifimizde var. Sizden aldığım bazı maillerde zamanın aslında olmadığı üzerine güzel tartışmalar yaptık ama şahsi düşüncem bir şeye yok diyebilmek için de onu kanıtlamak gerekliliğidir. Aslında kaşık yok dediğinizde kaşığın olmadığını gösterebilmeniz gerek. Kaşık belki de gerçekten yoktur ama şu an var bu gerçeklik içinde. Yani perspektif, görelilik önemli… Zaman kime göre yok? Önce bunun cevabı verilmeli. 3 boyutlu evrende yaşamakta olan insana göre zaman var ama zaman boyutu aşılabilirse elbette kara deliğin merkezi gibi tekillikte zamanın olmadığı bir deneyimi yaşayabiliriz ama şu an gelişimimiz için gerekli zaman. Zamanı unutmak bir nevi zamanı ölçmeyi bırakmak demek. Kendisini ışık görmeyen bir mağraya kapatan ve en fazla 23 gün kalabilen bir bilim adamı sıradışı deneyimler yaşadığını iddia etmişti bir defasında. Gece gündüzü anlayamıyordu ve yanında zamanı ölçebileceği hiç birşeyi yokken kendi zaman algısı çarpıtılmıştı ve daha uzun süre kaldığını sanıyordu çıkınca. Tasavvuf ve pek çok farklı ekolde inzivaya çekilme olarak bu uygulama yapılır. Işıksız bir ortamda derin vecd haline girer kişi ve aslında tekilliği hissetmeye çalışır.

Görüldüğü üzere evrenin kendisinden, galaksilerden, güneş sistemlerinden insanın kendisine kadar herkes tekilliğe ulaşmak için ilerliyor. Ulaşıldığında ne olacağını bilmiyoruz belki de arayışımız bir huzur arayışı ya da çıktığımız kaynağa geri dönme arayışıdır.

Oraya bir gün ulaşırsak artık bu uzun yazılara, bu uzun yazıları okumak için gereken zamana ya da gözlere gerek kalmayacaktır belki de, ama o zamana kadar herkese iyi okumalar… :)

11 comments

  1. 20 temmuz 2015 yani bu sabaha karşı bir rüya gördüm.uyandığımda paradoks ve helezon makinesi kelimeleri aklımda kalmıştı.mesajımı okurmusunuz veya görüşlerinizi paylaşırmısınız bilmiyorum.Ayrıca yaklaşık 3 yıl önce de yecüc mecücün nerde olduğunu gördüm.onlar 4 tarafı kapalı olan bir vadiye kapısı bakan bir mağarada.tam karşısında bir mağara girişi daha var.bu mağaranın da dışa açılan bir çıkışı(girişi)var.yani vadiye bu mağaranın ön kapısından giriyosun,sol taraftaki diğer kapıdan vadiye ordanda yecüc ve mecücün bulunduğu mağaraya…tabiki mağara girişi ve dolayısıyle vadi zülkarneyn AS tarafından demirle ve bakırla kapatılmış.günü gelinceye kadar orda hapis kalıyorlar.

    Beğen

    • Merhabalar. Rüyanızla ilgili bir yorumda bulunmam güç çünkü çok az veri var zaten. Paradox ve helezon makinası arasında bir bağ kurmak gerekirse sadece yazıda da belirttiğm gibi helezonun şeklen spiralin bir formu olduğunu ve spiral şeklinin paradox bir şekil olduğunu söyleyebilirim. Yecüc mecüc diye nitelendirdiğiniz “varlıklara” farklı kaynaklarda farklı isimler veriliyor. İslamda karşılığını yecüc mecüc diye bulmuş ama benim kişisel görüşüm ve araştırmalarım sonucu elde ettiğim agartha ve şambala efsanelerindeki varlıklar bunlar. Efsane diyorum çünkü haklarında çok hikaye var ama benim ilgilendiğim tüm dinlerde yer edinmiş bu varlık ve efsanelerdeki ortak yönler… vadinin ortası evet agartha ve şambalanın girişlerinin bulundupu yerlerden biri bu efsanelere göre. Hatta çok eski bir yabancı filmde bir kaşif grubu bu vadinin ortasında kalan gizli cenneti tesadüfen buluyorlardı… her neyse. Agartha ve şambalada yaşayan varlıkların aslen yer altında yaşadıkları söyleniyor kaynaklarda. BAhsettiğiniz vadinin de tibet dolaylarında ya da himalaya daplarında olabileceği söyleniyor. Bir diğer giriş noktalarının ise kuzey kutbu oldupu hatta hitlerin, nazilerin bu yönde araştırmalar yaptığı da rivayetler arasında. Zamanı geldiğinde çıkacaklar diye bahsettiğiniz olaydan da haberim var. Söylenceye göre bu yer altı varlıkları belirli bir misyonu yerine getirmek için beklemekteler. İyi diyen de var kötü diyen de var iyileri var diyen de var kötüleri var diyen de var benim görüşüm sorarsanız nötr üm. Bunların varlığından bile şüpheliyim ama madem ilgilisiniz helezon makinanıza bir işaret olması için şu bilgiyi vereyim size. Her geçen gün dünyanıj farklı yerlerinde çok düzgün bir şekilde tam silindir formunda oyulmuş delikler beliriyor. Bunlardan bazıları yol ortasında bazıları şehir merkezinde bazıları ev yuttu bazıları doğanın içinde…

      Beğen

  2. Merhaba sayın yazar ben 8. Sınıf öğrencisi 14 yaşında Samet Ekin Polat bu yazın çok hoşuma gitti evrene aşırı ilgi duyarım ve bu yazıyı okuduktan sonra açıkçası pek araştırma yapmadan buraya düşündüğüm bir konuyu yazmak istedim şu an bilim adamlarının çoğu big bang (büyük patlama) teorisini destekliyor ve evrenin çok küçük bir noktadan oluşan patlamadan bahsediliyor bu küçük nokta dediğimiz yer aslında bir karadelikteki tekillik olabilir mi ne düşünüyorsun bahsettiğim şey önceden herhangi biri ortaya attımı bilmiyorum ama birileriyle paylaşmak istedim şimdiden cevabın için teşekkürler. Bir araştırmada bulunmadığım için belkide çok saçma bir fikirdir en yakın zamanda bir araştıracağım

    Liked by 1 kişi

    • Kısaca bir baktım ve bir sitede 2013 yılında açılan bir konuda yeni bir fikir çıktığından bahsediyor ve tam da benim demek istediğimi diyor demek ki tek düşünen ben değilmişim

      Beğen

    • Merhabalar Samet, çok teşekkür ederim düşünceni paylaştığın için :) Big bangin tek bir tekillik noktasından çıktığını bu yaşta idrak etmen müthiş ve evet, bu yönde teoriler var. Big bangin başka bir evrenin yok oluşundan ya da bir kara deliğin merkezindeki tekillikten meydana gelmesi fikri çoklu evrenler teorisiyle ilişkili. Sicim teorisini de araştırmanı öneririm. Ben de senin gibi bazı bilgileri henüz okumadan düşünerek çıkarmıştım zamanında ve bunu daha sonra bilimsel dergi ve kitaplarda okuduğumda şunu idrak ettim: bilgi illa sadece bir yerlerden okumakla öğrenilmiyor. Kendi düşüncelerimiz de bizi bir yerlere, bilgiye götürüyor. O nedenle düşünmeye devam et :) Kara deliğin merkezindeki tekillik bir başka evrene açılan kapı da olabilir, bu da benim teorimdir, bunun üzerine de düşünebilirsin :) (Not: Kara deliğin zıttı kuasar)

      Liked by 1 kişi

Burası senin için, lütfen soru ve düşüncelerini yaz :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s