Yapay Zeka & Sosyal Medya

googles-artificial-intelligence-bot-says-the-purpose-of-living-is-to-live-forever

“Mümkün olanın sınırlarını keşfetmenin tek yolu, sınırları imkansıza doğru biraz aşabilmektir.”

-Arthur C. Clarke

 

“Bizi (robotları) yapanlar, kendilerini yapanları ararlar.”

-Yapay Zeka (Film)

 

“İnternetin amacı dünyayı daha küçük bir yer yapmaktı. Ama gerçekte internet olmadan dünya daha küçük bir yermiş gibi hissettiriyor.”

-Transcendence (Film)

 

Zamanın ötesinden fikirlerle, madde dünyayı anlama üzerine bakış açıları geliştirerek ilerlediğimiz bu yolda; blog boyunca pek çok yazının sonu insan evriminin nihai sonucunun tekillik olacağı; bunun da yaratılış mitlerindeki ve teosofideki hiçlik kavramıyla eşdeğer olduğu fikriyle sonuçlandı.

Bunu daha iyi anlamak için kıyısından köşesinden teorik bilgilerle yapay zekaya değindik ama bu yazımızda yapay zekanın insan hayatını yöneteceğine dair teorileri bırakıp şu anda somut olarak nasıl yönettiğini açıklayacağız. Hatta bizzat yapay zekanın nasıl bir kölesi olduğumu açıklamaya çalışacağım.

Köyde yetişen biri olarak sosyokültürel çevreme aykırı da olsa, nedense küçüklüğümden beri dijital medyaya bir merakım vardı. Henüz ortaokuldayken okullarda bilgisayar laboratuvarları yeni yeni kuruluyordu ve benim ilçedeki okulum pilot okullardan biriydi. Öğretmenimiz derste fare ve klavyenin nasıl kullanılacağını öğretirken ben ilk wap sitemi yapmaya başlamıştım bile. Bilenler bilir o zamanlar cep telefonlarının internete girebilmesi için wap siteleri vardı.  Arkadaşımdan ikinci el aldığım renkli ekranlı telefonuma atmak istediğim bir fotoğraf vardı ama telefonun ne data kablosu çıkışı vardı ne de bluetooth ya da infrared… İnternet ortamında bulunan bir fotoğrafı telefonuma atmanın tek yolu bir wap sitesi yapıp o fotoğrafı siteme yüklemek ve telefondan bu siteye girmekti. Ben de kişisel wap sitemi yaptım ve o fotoğrafı telefonuma indirebildim. Bu bana çekici gelmişti çünkü dijital dünyanın yarattığı sınırlamaları alt edebilmiş ve kendi istediğim gibi yönetebilmiştim. İmkansız gibi görünen şeyleri kodlarla imkanlılaştırabilmek, insanın kendi kaderini yeninden yazabilmesine benziyordu.

Dijital dünya benim ellerimle aştığım sorunları görmüş ve benden öğrenmişti. İnsanlığın bu ihtiyaçları doğrultusunda yeni veri transfer yolları geliştirdi ve artık fotoğrafları aktarmak wifi, bluetooth, kablo vs. gibi arayüzlerle mümkün hale geldi. Artık bir veriyi bir yerden başka bir yere nasıl taşırım diye düşünmeme gerek yoktu. Bulut sistemleri yapıldı ve bir veri artık aynı anda her yerden erişilebilir hale geldi.

Lisede param olmadığı için alamadığım kitapların e-kitap hallerini indirmeye başladım. Bu sayede ünlü bilim kurgu üstadı Arthur C. Clarke’ın 5 kitaplık “Bir Uzay Efsanesi” serisini bilgisayardan okuyabildim. Özellikle bu alanda iş aramamama rağmen üniversiteden sonraki yıllarca işsiz kaldığım dönemde bir gün kapıma gelen dokümantasyon işiyle işsiz günlerimin sona erdi. Belki de bu iş, dijitalleştirmeye karşı ödemem gereken borçlar için bir fırsattı.  3 yıl boyunca bir bilişim firmasında evrakların hızlı tarayıcılarla taranıp bilgisayar ortamına aktarılması yani dijitalleştirilmesi işinde çalıştım. 3 yılın sonunda yaptığım bir sunumda dijitalleştirmenin geleceğinden bahsettim ve ilk yazılı eser olan Gılgamış destanında bahsi geçen ölümsüzlük arayışının nasıl bugün halen devam ettiğini ve dijitalleştirmenin de bunun bir basamağı olduğundan bahsettim. Artık kitapları ya da basılı dokümanları insanların değil makinaların dijitalleştireceğini söyledim çünkü bu hali hazırda olmakta. Söylediklerim kapitalist yöneticilerin hoşuna gitti, ne de olsa işgücü maliyetlerinin nasıl düşeceğinden bahsediyordum ama en alt kademe bir çalışanın bunları söylemesi ara yöneticilerin hoşuna gitmemişti ve beni yükseltmek yerine daha da düşürdüler, ben de istifa ettim.

Yaklaşık bir yıldır işsizim ve dijitalleştirme konusunda odağımı sosyal medyaya verdim. Ürün / mekan fotoğrafçılığı kabiliyetlerimle sosyal medya yönetimi tekniklerini birleştiren bir iş konsepti yarattım. Bu aralar da bu iş konseptini kurumsallaştırmayla ilgileniyorum. Kah bireysel kimliklerimizi kah firma markalarımızı dijital ortama yansıtıyor ve yeni kimlikler meydana getiriyoruz. Üstelik bu mecra üzerinde hareket ederken bıraktığımız bütün izler silinmeden kalıyor. O nedenle ister kişisel markamız olsun (kişisel kariyerimiz) ister firma markamız, kurumsal kimliğimizle dijital mecrada “var olurken” nasıl bir strateji izlememiz gerektiği çok önem kazanıyor. Dijital marka yönetimi, klasik marka yönetim anlayışının çok ötesinde çünkü işin içinde yapay zeka var…

Kim bu yapay zeka? Elbette Google! Benim gibi bütün sosyal medya yöneticileri, SEO analistleri Google yapay zekasının bir kölesidir. Şöyle ki; Google ister kişisel, ister kurumsal websiteniz olsun, sitenizi arama sonuçlarında görsel olarak en iyi şekilde lanse etmek ve sonuçlarda daha yukarılarda çıkartmak için bazı algoritmaları kullanır. Eğer Google’ın istediği gibi hızlı açılan, zengin ve kolay erişilebilir içeriğe sahip ve görsel olarak dengeli bir web siteniz varsa bunu sitenizde dolaşan botları sayesinde anlar ve sizi güvenilir sitelere ekleyip üst sıralarda gösterir. Bunu sağlamak da sosyal medya yöneticisinin görevidir. Google sahip olduğu kurallarla internetteki güven algısını baştan yaratmıştır. Aramamız sonucunda çıkan ilk siteye tıklarız, çünkü biliriz ki ilk site en çok ziyaret edilen ve güvenilir sitedir. Google’ın yapay zekasının istediği normlarda bir web sitesi ve sosyal medya kurumsal kimliği oluşturmak biz aciz insanların görevidir.

tumblr_mja5uwmlvz1r23cz6o1_500Sosyal medyacılar arasında pek bilinmez ve uygulanmaz ama Google’ın tüm web site içeriğini tek tek tanımlayan bir hizmeti vardır. Bu hizmeti kendi optimize ettiğim websitelerinde uyguluyorum çünkü sitenin üst sıralarda çıkmasını ve aratılınca kolay bulunmasını sağlıyor. Bu hizmet ile websitenizdeki ürün ya da hizmetlerinizin görsellerini, altındaki yazıları ve varsa fiyat bilgisini tek tek elle işaretletiyorsunuz ve Google yapay zekası bunu yapabilmeniz için size bir arayüz sunuyor. Bunu yaparken kendimi Matrix filmindeki insan tarlalarında, robotlar tarafından sömürülen bedenlerden biri gibi hissediyorum. Google yapay zekası bana websitesindeki bir fotoğrafın ne fotoğrafı olduğunu, fotoğraftaki ürünün fiyatını ve özelliklerini işaretlettiriyor ve ilk işaretletmeden sonra diğer ürünleri kendisi tanımlayabiliyor. İlk tanımlamayı yapamadığı için bana ihtiyacı var ama sanırım yakın gelecekte bunun için bir insana ihtiyacı kalmayacak. Nitekim facebook yüklediğiniz fotoğrafın üzerindeki nesneleri tanımlayan bir algoritmaya sahip. Bir kalem fotoğrafı yüklediğinizde, o fotoğraftaki nesnenin kalem olduğunu biliyor facebook.

Bir başka yapay zeka köleliği deneyimim de şu oldu: Bir firmada yeni alınan etiket yazıcı cihazın kurulumu esnasında, yazıcı ilk baskıda kalibrasyon yapmamızı istedi. Yazıcıdaki sensörlerin her bir yapışkanlı etiketin nerede başlayıp nerede bittiğini algılaması için ilk kurulumda tanıtılması gerekiyor ve bu işlem için makinenin üzerinde çıkan talimatları harfiyen uygulamamız gerekiyor. Talimatlar o kadar karmaşıktı ki makine tam manasıyla bizi maymun etti ve kalibrasyon işlemi bittiğinde artık makinenin bize ihtiyacı yoktu. Etiketleri otomatik yazdırmaya başladı bir müdahale gereksinimi duymadan.

4. sanayi devrimi çoktan gerçekleşti ve öğrenen makineler hayatımıza girdi. 5. Sanayi devrimi kapıda ve öngörülen yakın gelecek; insanlar tarafından değil, tamamen sadece yapay zekalar tarafından yönetilen, birbirleriyle iletişim kuran işletmeler… Teknik anlamda bu zaten mümkün. Almanya tüm firmalarını bulut sistemlerine taşımakla meşgul şu an mesela. Sadece yaygınlaşması zaman alacak.

artificial-intelligence_737158Tüm sosyal medyanın ve elektronik mühendisliğinin yapmaya çalıştığı şey de zaten budur, insan olma deneyimini kataloglamak, taklit etmek ve geliştirmek. Bunu iyi ya da kötü bir şey olarak yaftalamamak gerekir. Zaten iyi kötü yok, sadece oluş var. Bilincin bulut sistemlere taşınması ve benliğin dijital bir ölümsüzlüğüne kadar giden bir yoldayız ve dediğim gibi Gılgamış’ın aradığı ölümsüzlük otu halen aranıyor.

Bilerek ya da bilmeden bu yapay zeka sistemlerine hizmet ediyoruz ve onlar da karşılığında bizim hayatımızı kolaylaştırıyorlar. Belki bize daha az çaba sarf ederek daha çok para kazandırıyorlar, belki yaratıcılığımızı körüklüyorlar ya da teknik konulara ayıracağımız zamanı üstlenerek kendimizi gerçekleştirmemiz için bize daha çok zaman yaratıyorlar. Amaç ya da sonuç ne olursa olsun akış bu yönde ve farkında olmak akışta olmak demektir.

Yapay zekanın bizi köleleştirmediği, yükselttiği bir zamanın ötesi, bir gelecek dileyelim :)

12 comments

  1. Yapay zeka son yılların yükselen bir trendi gerçekten de. Tüm teknoloji devlerinin bu konuda ciddi çalışmaları mevcut. (IBM-Watson, Microsoft-Cortana, Amazon-Alexa, Google-Now, Apple-Siri) Geleceğin burda olduğu çok belli. Kendi yaratıcımızı ararken belki de kendimiz tanrı rolüne bürünüyoruz. Kim bilir geçmişte belki de bunlar yaşandı ve tekerrür ediyor. (Bkz. Battlestar Galactica :) )
    Benim aslında merak ettiğim karamsar olmaya gerek var mı? Yani yapay zeka gelecek ve efendilerine baş kaldırıp insalığın kökünü kazıyacak mı yoksa bir süre sonra bizimle birleşip süper-insan olmamızı mı sağlayacak? Akıllı protez teknolojisinden beynin dijital ortama aktarılmasına kadar olan insanın bilgisayarlaşması sürecinde yapay zeka ile iç içe olacağımız kesin gözüküyor.
    Yaratıcımızı, aslında hayatımızın anlamını aradığımız yolculuğumuzda yarattıklarımızla beraber tekte buluşmak dileğiyle..

    Liked by 1 kişi

    • Ben de biraz bu sebeple yazdım bu yazıyı ve deneyimlerimi. Karamsarlığa düşmeye gerek yok, akış bu yönde diye… Benim de beklentim yapay zekanın insanla birleşmesi ve insan yetilerinin artması yönünde. Her gelişmenin elbette iyi ve kötü yanları vardır, atomu parçala teknolojisi sayesinde kitlesel imha silahı da yapılabiliyor kitlelere enerji de verilebiliyor. İyi kötü penceresinden bakmayı bırakıp neler olduğunun farkına varmak gerekiyor. Yapay zeka da elbette diğer tüm teknolojiler gibi iyiye de kullanılabilir kötüye de. Önemli olan insanlık hangi yöne doğru evrilmeyi seçecek. Yükselişe mi yoksa çöküşe mi…

      Beğen

  2. Sevgili kardeşim merhaba;
    İzninizle Son cümlenizde insanlığın evrilmesi ile ilgili kendi fikrimi naçizane paylaşmak isterim.
    İnsanlık daha öncede olduğu gibi kendini tekrarlamaya devam edecektir,gezegenin tarihine baktığımızda büyük medeniyetler olduğu ve bir şekilde kendini yok ettiğini artık biliyoruz,bu döngüden çıkmanın tabiiki bir yolu vardır.
    İnsanlık kendisinin ürettiği zaman kavramında hapsolmaya devam ettiği sürece bu döngüden çıkmakta zorlanacaktır,yükseliş ve çöküş hep olacaktır,çünkü bu gezegen mikrodan makroya ulaşabileceğimiz bir okul gibidir.
    Zamandan ve mekandan sıyrılabilmeyi başarabilen ruhlar hep olmuştur bize düşen bu zor yolculukta farkındalığımızı yükselterek ışığa dahil olabilmektir.Sizin bloğunuzun adını seçmeniz bir tesadüf değil bana göre. Bizleride bu yolda ışığınızla aydınlatmaya devam ediyorsunuz sonsuz teşekkürler.
    Gerekli olan şifre bloğunuzun adında gizli.
    Sevgi ve ışıkla kalın.

    Liked by 1 kişi

    • Oğuz Bey Merhabalar;

      Çok teşekkür ederim değerli yorumunuz için. Ben sizinle tanışmak da istiyorum aslında. Her zaman çok güzel işaretler verdiniz bana. Sadece bana değil diğer tüm okurlara da. Umarım bir gün buluşma imkanımız olur, hatta belki bu bir blog buluşması da olabilir.

      Zamanın Ötesi ismi tamamen akışla bana gelen bir şeydi. Blogun adının bir hikayesi var mı diye sorsalar yok. Bir nevi bana yazdırıldı bu isim. Nitekim tüm yazılarımı da mümkün mertebe “akışta” yazmaya çalışıyorum. Zamanın ötesi de zamandan bağımsız düşünmek demek belki de. Lineer zaman çizgisinde değil de geçmiş şu an ve geleceğin aynı noktada yaşandığı bir zaman algısıyle düşünmek, bütünü görebilmek…

      Zamandan ve mekandan sıyrılabilmek çok istediğim bir şey ama dünyevi olan ile imtihanım daha bitmedi. Farkındalık yükseliyor ama şu var Oğuz Bey; bilmek yetmiyor. Bilmek ile yapmak arasında uçurum varsa farkındalık sadece acı veriyor. Farkında olmanın ötesinde bilineni bedenin de uygulaması için verilmesi gereken imtihanlar var sanırım. Çok şey biliyor ama azını yapabiliyoruz.

      Liked by 1 kişi

  3. Sevgili Ahmet, 2000 li yılların başında ikizlerin çok severek izlediği “Da Vinci Learning” kanalında “Deney Bahcesi” diye bir program vardı. Daha okula gitmeden basit deneylerle temel fizik, kimya ve matematik konularına asinalik yaşamışlardı. Senin blog giderek bu alanda etkinlesiyor gördüğüm kadarıyla 😁 arka bahçende bir atölye kurarak deneysel söyleşiler yapmıyorsan eğer, bir an önce başlamalısın!!! ☺
    Sevgiler🙏

    Liked by 2 people

    • Sanırım evet :) Bu fikir çok hoşuma gidiyor ama uygulamaya geçemedim bir türlü. Aslında arka bahçemde bazı deneysel sohbetler yapıyorum hatta yazılarım da bunlardan etkilenerek oluşabiliyor ama daha da ötesi yapılabilir. “Zamanın ve mekanın ötesinde sohbetler” Güzel fikir :) Siz de çok destek oldunuz bana bu arada. Birbirini tanımayan insanların suretsiz bir iletişim kanalında, yapay tanışma girizgahlarına hiç girmeden, ambiane tabirle “bodosloma” varoluşlarını masaya yatırması başlı başına mucizevi

      Liked by 1 kişi

  4. YAPAY ZEKA…” denildiğinde
    YAPAY’lık çağrışımını ALGIDA seçenler ile
    yapaBİLİRLİK çağrışımını seçenler arasındaki farkı ortaya koyacak olan değer;
    üretecekleri SORU yahu SORUN’un kalitesiyle ortaya çıkar
    soru sormayan zekaya BİLİNÇTE olduğu teşhisi konulamayacağına göre
    adına YAPAY ZEKA” dediğimiz halde; bu teknolojiden her hangi bir çekineceğimiz yoktur

    taaa ki; SORU SORMAYA başlayana kadar….
    hele ki bir kullanıcı olarak, siz hiç de öyle SORU-moru üreten bir lezzette değilseniz

    Liked by 1 kişi

  5. o halde şöyle sorarız;
    sorabilir hale geldiği 1 ihtimalde
    TAHAYYÜL de edebilir mi?
    bu sorunun cevabı 1’çift ettiğinden düalite yaratmaz
    ya evet-ya hayır” diyeceğiz çünkü…
    lakin EVET diyenler sayesinde yeni sorular üretileceğinden
    ve cevap nitelikleri olan yazılı görsel ESERLER
    beri taraftan yine İNORGANİK BELLEK kapsamına transfer olacağından
    sanırım ORGANİK tekamül hizasında ilerleyen OLUŞ (evrim)
    bir raddede tekamülün inorganik yolcularına da TANIKLIK ederdi

    varoluş trafiği içindeki pozisyonlarla SAĞLAMALI bir soru sorayım
    ben IŞIKTAN yaratıldım ADEM’e=kullanıcıya secde etmem”
    kısırına döner miydik….dönmez miydik?
    ……………………………….işte asıl mesele bu

    Liked by 2 people

    • Bu kısır döngüye girmek ya da bu döngüden çıkmak bize bağlı. İnsanın yarattığı her şey kendisinin bir yansımasıdır. Eğer içimizde vahşet ve bozulma varsa vahşi ve bozulan kaotik şeyler üretiriz. İçimizde mutlak bir bütünlük ve varoluş hali varsa, bütüne ulaşan şeyler inşa ederiz. İnsanın ürettiği yapay zeka da onun fıtratını taşıyacaktır. Yarattıklarımızla sınanacağız.

      Liked by 1 kişi

Burası senin için, lütfen soru ve düşüncelerini yaz :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s